Almanya’da 1993’ten beri uygulanan PKK yasağı, bu ülkede yaşayan Kürtlerin çok canını yaktı. Almanya ve Türkiye’nin çıkar ilişkilerinin bir ürünü olan yasak ile Kürdistani kurum ve Kürt siyasetçiler kriminalize edildi, çok sayıda Kürt tutuklandı, bir çoğuna vatandaşlık verilmedi veya kananılmış bir hak olan oturumları ellerinden alındı, Kürt gençleri okullarda bizzat arkadaşları tarafından dışlandı…
Ancak Kobanê ve Şengal direnişleri, kamuoyunda bu yasağı oldukça tartışılır bir hale getirdi. Almanya Federal Hükümeti’nin ortağı SPD’nin Federal Parlamento Milletvekili Rüdiger Veit ile yasağın ortaya çıkardığı olumsuzluklar ve bu yasakla demokratik zeminde mücadele yöntemleri üzerine konuştuk. Aynı zamanda partisinin iç politika sözcüsü olan Veit, Bu haksız yasağın son bulmasında, Kürtlerin yürüteceği diplomasi ve enformasyon çalışmalarının çok önemli olduğunu belirtiyor.
Almanya’da Kürtler 1 milyonu buluyor. PKK yasağı ile birlikte özellikle gençler, buradaki toplumla da belirli bir uyum sorununu yaşıyor. Bu temelde bakarsak yasağı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bana göre bunun en temel sorunu PKK yasağıdır. Çok farklı durumlardan dolayı 1993 yılında yürürlüğe konulan PKK yasağı artık gözden geçirilmelidir. Bakın, okula giden Kürt öğrenciler bile bugün kendi okul arkadaşları tarafından kriminalize ediliyor. PKK’li diye okul ortamında parmakla gösteriliyor. Bu gençlerin, ‘nerelisin’ sorusuna verdikleri ‘Kürtüm’ cevabının olmasından kaynaklıdır. Ardından ise ona ‘PKK’limisin diye soruluyor. Gencimiz eğer “PKK’ye sıcak bakıyorum, hedeflerini doğru buluyorum” dediyse, artık ‘terörist’ olarak damgalanıyor. Bu da gençlerin uyum sağlamasına engeldir. Bu şekilde kriminalize edilme ise bugünün gerçeklerine uymuyor. Çünkü Türk devleti bugün Sayın Öcalan’ı muhatap alıyor ve onunla görüşmeler yapıyor. Öte yandan, Kürtlerin ve PKK taraftarlarının bugün DAİŞ’e karşı mücadele ettiğini de ne Türkiye, ne de bir başka devlet inkar edebilir.
Almanya’da Kürt göçmenler kendi ülkelerine bağlılık gereği çeşitli kentlerde aktiviteler düzenliyor. Ancak, tüm bunlara karşı Almanya’da siyasi ve bürokratik anlamda bu aktivitelere karşı bir çok engel çıkartılıyor…
Bu doğru. Almanya’da çok sayıda Kürt siyasi çalışmalara katıldığı ve legal zeminde çalışma yürüttüğü için süresiz oturum alamıyor. Hatta kimilerinin elinde süresiz oturumları bile ellerinden alınıyor. Bunu biliyoruz. Aynı zamanda Alman vatandaşı olmaya çalışanlara ve bunun için tüm gerekenleri yerine getirmiş olanlara, Kürt oldukları için ve legal alanda siyasi ve kültürel faaliyet yaptıkları için, başvuruda bulundukları zaman Alman vatandaşlığı verilmiyor. Basit engeller ve gerekçeler gösteriliyor. Bununla bitmiyor Kürt gençleri okulda da sorunlar yaşıyor. Mesleki eğitim alanında, eğitim yeri bulmuş ve doğru şekilde başvurmuş Kürt gençlerine meslek eğitim yeri verilmiyor. Üniversite bitirmiş Kürt akademisyenler fişleniliyor.
İş hayatında, çıkış tehditleri yapılıyor. Bütün bunların tek bir ismi var, bu da devlet baskısıdır. Bana göre, bunun tek çözümü olayı kamuoyunun gündemine getirmek ve yargılamaktır. Bunun da en verimli aracı basındır. Neden Kürtler dertlerini ve sıkıntılarını sadece kendi basınlarında dile getiriyor. Alman ve yerel basınlarına neden bu konuları aktarmıyorlar.
Ben buna şaşıyorum. Kendi basınlarını kendilerinden başka belki bir iki devlet görevlisi, bir iki polis okur. Veya bir şeylerden kendisine pay çıkarmak isteyen ve olumsuz düşünen Türkler okur. Fakat eğer Kürtler ve özellikle Kürt gençleri, bu baskı ve sorunlarını yerel alanda Alman kamuoyuna aktarırlarsa gerçek anlamda birşeyler değişebilir. İkinci adım ise siyasi diyalogdur. Bunun için de Almanya siyasetinde sorumlu aktörler ile biraraya gelmek gerekiyor. Bunun en doğru yolu ise yerelde ve Almanya’nın tüm birimlerine siyasi katılımdır. Bu katılımda şunu açıkça masaya koymak gerekiyor: PKK’nin 20 yıl önceki hedefleri ile bugünkü hedefleri arasında büyük bir fark ve büyük bir değişim vardır. Kürt Hareketi’nin bugünkü temel amacı bir Ulus Devlet kurmak değildir. Kürt Hareketi’nin temel hedefi Kürtlerin kültürel ve kimlik bazında kabul edilmesidir. Yerel otonomi bazında bir çok kültürün barışçıl bir şekilde bir arada yaşamasıdır. Kürtler ancak bu adımlarla kendilerine yönelik haksızlıklara karşı verimli ve başarılı bir mücadele verebilir.
Kürtler yıllardır Alman toplumu ile birlikte yaşıyor. Kendi sorunlarını yürüyüşler, toplantılarla sürekli dile getiriyor. Fakat, Alman toplumunun çok ilgisiz kaldığını gözlemlerimizle görebiliyoruz. Bu ilgisizliği neye bağlıyorsunuz?
Bence bunun iki temel sebebi var. Birincisi Alman toplumunda halen var olan önyargılar. Bu, temelini yanlış bilgilendirme zemininden alıyor. İkincisi ise Alman medyasının yansıtmasıdır. Eğer bir medya sektörü, ‘kriminal ve terörist Kürtler’ olarak yansıtır ise Kürtlere karşı önyargı mesafeli yaklaşım sürer. Bu konuda Kürtler, belki de bir kaç kurum ile bunu aşmaya çalışıyor. Bun zaman zaman görüyor ve okuyoruz. Fakat bu çalışmalar azdır ve yetmiyor. Daha fazla çaba göstermek gerekiyor. Konu ile ilgili daha çok hassasiyet geliştirmek gerekiyor. Çünkü kafalarda halen “Kürt eşittir PKK, PKK eşittir şiddet” düşüncesi var. Kamuoyu çalışmaları oldukça önemli. Bu çalışmalarla o önyargıları kırmak gerekiyor.
“Almanlar neden o kadar ilgisizler” diye sordunuz. Bakın, Kürt sorunun dışında bir çok ülkelerde sorunlar ve insan hakları ihlalleri yaşanıyor. O diğer ülkelere karşı Almanların ilgisi nasıl? Bunu hiç düşündünüz mü? Ancak duyarlı insan duyarlılık ve ilgi gösterebilir. Almanların bir çok farklı, siyasetten ve kimlik arayışlardan uzak, ilgi alanları vardır. Bence asıl sebep budur. Eğer bir insana ilgi kazandırırsanız o insanı kazanmış olursunuz. Yolunuz bu olmalı. Almanlarda duyarlılık, hassasiyet uyandırmak sizin göreviniz olmalı. Bunun kendiliğinde olmasını onlardan talep edemezsiniz, onlardan bunu bekleyemezsiniz.
Elbette Almanların, kendi bahçe demirlerinin dışına da bakmaları gerekiyor. Buna hiçbir itirazım yok, tam tersi bu benim arzumdur. Bugün hemen hemen herkesin bir Kürt komşusu, tanıdığı bir Kürt manav, bir Kürt iş arkadaşı veya bir Kürt öğrenci arkadaşı var. Almanya’da yaşayan herkes, mutlaka bir Kürt’ü - uzaktan da olsa - tanımaktadır. Kürt olduğunu bilmektedir. Bu mesafeyi yakınlaştırmak amacıyla sizlere, Alman siyasetini ve basınının şekillenmesinde önemli görevler düşüyor. Her Kürt - bırakın apartman ve bina sakinlarin tümünü kazanmak - tek bir komşusunu kazansa, tek bir okul arkadaşını, tek bir iş arkadaşını kazansa, eminim ki Almanya’da Kürtlere karşı bakış açıları tümden değişebilir.
Şengal ve Kobanê’ye DAİŞ saldırıları tüm dünyada korku ve endişe yarattı. Bununla birlikte bir duyarlılık da oldu. Alman basını veya diğer ülkelerin medyası hiç de alışık olmadık biçimde Kürtleri yazdı. Bunun bir şekilde topluma olumlu biçimde yansıdığı düşünüyor musunuz?
Evet, bu tespit doğrudur. Ama bir değişim noktası oluştu mu? Bunu söylemek için ise daha erken. Farklı bir bakış açısı oluştu mu? Buna evet diyebiliriz. ‘Terörist Kürt’ algısında bir değişim yaşandı bunu görebiliyorsunuz. Eskiden ‘düşman’ olarak görülen Kürtler, bugün DAİŞ’e karşı bir ortak olarak görülüyor ve ilan ediliyor. Başta Almanya olmak üzere bir çok ülke tarafından destekleniyor. İster ‘silah oraya gitmeyecekti’ desinler, ister ‘bizim ilgimiz yoktur’ desinler... Neticede silahlar ve askeri yardım malzemeleri YPG ve DAİŞ’e karşı savaşan diğer gruplara iletildi. Aslında işte bugün tam zamanıdır. İşte tam şimdi PKK yasağının tartışılması, tekrar gözden geçirilmesi ve neticede PKK yasağının mümkün ise kaldırılması gerekiyor. Bunun için ise şimdi tam bir diplomasi zamanı. Bu konuda Kürtler arasında diplomat olarak bilinen görevlilere, Avrupa’da Kürt siyasetine önemli adımlar düşüyor.
YPG dediniz. Türkiye halen YPG’ye destek vermeyerek klasik ve bilinen düşmanlığını gösteriyor…
YPG’ye karşı Türkiye’nin tutumu olumsuzdur. Evet. Umarım Türkiye’nin bu olumsuz tutumu, önümüzdeki süreci bloke etmez. Halen Türkiye tarafında beyinlerde bağımsız ülke kurma korkusu vardır. Bunu biliyoruz.
Partiniz, federal koalisyon hükümetinde yer alıyor. Partinizin, Kürt sorununa bakışı açısı neder?
Yerel alanda fazla bir şey söyleyemem. Tek isteğim insanların barış ve hoşgörü içinde yaşamalarıdır. Federal alanda ise SPD fraksiyonumuzun, Rolf Mütze gibi meslektaşlarımın daha cesaretli ve daha aktif olmalarını istiyorum. Partim içinde PKK’ye olumlu bakanların sayısı az olsa da bunun yakında değişeceğine inanıyorum. SPD ve diğer partilerde yer alan Kürt ve Kürt dostu olanlar daha fazla sayıda aramızda olmalılar. Kimse “ben yapamam” demesin. Yeteneği ve isteği olan herkes aramıza, partimize katılabilir, siyasi katılımı ile bir şeylerin değişmesinde destek sunabilir. Bu konuda yerel siyaset de, federal çaptaki siyaset kadar önemlidir. Federali etkileyenin, yerel siyaset olduğunu unutmayalım. Ama sadece Almanya değil, savaşın mağdurları olan mülteciler, hayatını kurtarmak için ülkesini bugün ise Rojava dediğiniz o bölgeyi, terketmek zorunda kalan mülteciler sadece Almanya’ya sığınmadı. Kürt mülteciler Avrupa’nın bir çok ülkelerine sığındı. Bundan dolayı da Avrupa’nın bir çok ülkeleri, başta Almanya olmak üzere, Kürt sorununa duyarlılık göstermek zorundadır.
NİHAL BAYRAM/FRANKFURT