Hız kesmeden devam eden operasyonlarda şimdi de; aralarında Türkiye Yayıncılar Birliği Yayımlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı ve Belge Yayınları yetkilisi, yazar Ragıp Zarakolu ve BDP Anayasa Komisyonu Üyesi Prof. Dr Büşra Ersanlı’nın da bulunduğu 44 kişi önce gözaltına alındı, ardından da tutuklandılar.
Hergün insan avında devlet. Yerel seçimlerinden bu yana 8 bin gözaltı ve 5 bin tutuklamadan sözediliyor. Gazete haberlerine göre başbakanın elinde daha 1400 kişilik bir ‘’yakala listesi’’ bulunuyormuş.
Bugün Türkiye’de demokrasinin temel koşullarının olmayışı sonucunda çok sayıda siyasetçi, bilim insanı, yazar ve gazetecilerin gözaltına alınması, mahkum edilmesi gündemden eksik olmuyor.
Yaşanan bu gözaltı furyası; susturma, gözdağı ve sindirme amaçlıdır. Kürtlere ve toplumsal muhalefet örgütlerine karşı psikolojik bir harekat yürütülüyor. Kürt muhalefetini bitirmek ve ona destek veren aydınların sesini kısmak amacıyla yapılıyor gözaltı ve tutuklamalar.
***
Düşünce farklılığı ve hak arama düşmanlığa dönüştürüldü bu ülkede hep.
Devletin merkeziyetçi ve baskıcı yapısı ve yöneticileri ile toplum arasında yabancılaşma giderek derinleşiyor. Çağın gerisindeki yasalar toplum gerçeğine artık dar geliyor.
Toplumsal ve siyasal sistemi denetimi altında tutan grup, mevcut sistemin meşruluğunu benimsetmek ve onu sürekli kılmak için ülke içindeki tüm bilgi alışveriş ve kitle iletişimini de tümüyle elinde tutma ve denetimi altına almayı istiyor. Böylelikle tek tip düşünen her sunulanı kabullenen, her türlü yalan-yanlış bilgiyle manipüle edilmiş insanlar yetiştiriliyor.
İnsanın yaşamını daraltan, özgürlüğünü kısıtlayan her uygulama, yalnızca bu konuda mağdur edilene değil, doğrudan doğruya halkın varlığına yönelik bir saldırı olarak düşünülmelidir.
Sorunlar korkutarak, sindirerek değil demokrasi ve siyasetle çözülür. Zihinlerdeki olumsuz imajları olumluya, kökleşmiş saplantıları anlayışa, düşmanlıkları dostluğa çevirecek bir akla ihtiyaç var.
Akletmek insana verilmiş bir nimettir ve bu; yüreğinin kavrukluğunu hırçınlığa dönüştürmüş, taşlık ve çorak yürekler için yegane ilaçtır.
İnsanı asıl rahatsız eden şey; zalimlerin güce dayalı iktidarlarına itiraz eden, adaletten, barıştan ve sevgiden bahseden insanların da, zalimlerin zalim olmasını sağlayan düşüncelerini benimser bir tutum içinde olmalarıdır.
İnsanın farklı düşünebilmesi, görünenin ve sunulanın ötesine geçebilmesi önyargılardan ve şablonlardan kurtulabilmesine bağlıdır. Böyle bir duruşta çıkar veya korkulara bağlı olarak olan-biteni çarpıtmamak vazgeçilmez koşuldur.
***
Toplumu ve toplum hayatını kıskaç altına alan zihniyete ve toplumsal muhalefet üzerindeki baskılara karşı, uyanık ve uyarıcı olmak, cesur ve mücadeleci olmak zorundayız. Emek örgütleri, sendikalar, siyasi partiler ve sivil -toplum örgütleri  bu baskılara ve sindirme politikalarınıa karşı çıkmalı.
Turgut Uyar’ın dizelerinde belirttiği gibi devam etmek adına direnmek gerek;
‘’Açlıkları yoklukları kırımları hatırla
Örneğin sensiz olmak
ömrümün bir akşamında
Bir bölgeden birine
giden orduları uçaklarla
Yalanlar ihanetler
karmakarışık limanlar
İki şeyin apansız
karşı karşıya geldiği dünyada
Ben şimdi diyorum ki
buna inanmak gerek
Bir susamı boyuna
sulamak umutsuzluğu
Ve direnmek
Hep direnmek devam etmek adına…’’

Aynaya baktığında kılıf bulmadan, mazeret üretmeden, dürüstlüğünü ortaya koyabilenler; kötülük üretenlere karşı direnmek gerektiğini de bilenlerdir.
Hani ‘yaşamak direnmektir’ denir ya... Evet... Kürtçe’de bu söz daha anlamlı oluyor galiba:
‘Berxwedan Jiyanê!’