Hitler yalancı değildi.
Evet, yanlış duymadınız, Hitler yalancı değildi.
Hitler, düşünce ve uygulamalarıyla insanlık tarihinde layık olduğu yere, soy kırımcı kanlı diktatörler listesine adını kaydetmiştir. "Irkı vücuda getiren şey dil değildir. Irkı vücuda getiren unsur kandır. Yahudi, başkalarının kanını insafsızca zehirler, fakat kendi kanını her türlü bozulmaya karşı korur" diyordu. Bilimden nasibini almamış bir beyin olarak, bütünü yanlış önyargılara dayandırılmış bir akıl yürütme, sermayeye köle bir NAZI programını yarattı. Yahudi halkına karşı nefret ve kin duygularıyla doluydu bu program. Kanı temizlemek için Yahudi halkını yok etmeyi hedefledi.
Bunu açık açık savundu.
Onlara "kardeşlerim" demedi hiç bir zaman, hep ırkının düşmanı olarak tanımladı ötekileri. Katledeceğim dedi ve acımasızca katletti.
Erdoğan, "kardeşlerim" demektedir her konuşmasında Kürt halkı için. Ama o, Ermeni halkının kanı üzerinde yazılmış ve Hitler'e de örnek olmuş bir soykırım tarihini Kürtler üzerinden güncellemektedir. Bugün Ortadoğu’da "Bahar" adıyla gerçekleştirilen şeyi Erdoğan çoktan kendi ülkesinde Hitlervari gerçekleştirmektedir. Sadece diktatörlerin ve kurbanlarının adı değişmiştir. Ama Erdoğan için tarih sadece diktatör olarak değil, tarihin tanık olduğu en büyük yalancı olarak da kayıt düşmüştür çoktan beri.
***
Bir ülkede politik ve toplumsal değişimden yana olan birey ya da akımların, 'sisteme uyarlama" amacıyla da olsa "demokratik hakların genişletilmesi" girişimini önemsememek gibi bir lüksü olamaz. Bu, birincisi, devrimcilerin gerçekte ezilen sınıf ya da halkların, baskı altında tutulan, dıştalanan, aşağılanan, ayrımcılığa uğrayan sınıf ve tabakaların hak ve özgürlükleri için mücadele etmek zorunda olmalarından dolayı böyledir. İkincisi, devrimci mücadelenin toplumun en ücra hücreleriyle bile ilişki kurabilmesine olanak veren "burjuva özgürlükler ortamı" devrimci çalışmanın sıcak ilgi alanı içinde olmasındandır. Sisteme karşı muhalefetin en yaygın örgütlenmesi özgürlükler ortamının genişliğiyle doğrusal bir ilişki gösterir. Devrimciler, nihai hedefe yönelik kesintisiz bir mücadeleyi sürdürürken, "demokratik haklar uğruna mücadele etme" zorunluluğunu yadsımazlar. Demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi egemen sınıfların değil, başkaldıran sınıf ve toplumsal kesimlerin yararınadır. Devrimciler bu hakların kazanımı için yine sistem içi araçları kullanarak, önderliğini üstlenerek, "demokratik hak ve özgürlükler" mücadelesini de örgütler ve sürdürürler.
Ama bu mücadelenin önderliğinin sistem statükocularına devredilerek sürdürülmesi devrimcilik değil, olsa olsa en iğrenç haliyle ırkçı sistemle işbirlikçiliktir. AKP ile özgürlükçü-çoğulcu demokratik bir Anayasa’nın yapılabilirliği şöyle dursun, özgürlükleri nispeten geliştirebileceğini düşünmek bile büyük bir halüsinasyondur.
***
Sadece "iç sorunlara" takılıp kalmayalım, engellenemediği takdirde, bütün bölgeye hızla yayılan bir felaketin eşiğindeyiz. Bölgesel ilişkilerde Türkiye’nin "komşularla sıfır sorun politikası" nihayet ürünlerini vermeye başladı. İç Asya’da, Kafkaslar’da, Ortadoğu’da, Afrika’da Türkiye’nin saldırgan ve yayılmacı ideallerin dışında tutulabilecek ülke kalmadı neredeyse. Eski fütuhatçı "vatan Turan’dır" Pan-Türkist düşüncesinin yerini yeni hegemonyacı "millet İslam’dır" politikası aldı. Fethullah’ın ismiyle de maruf Allah adına feth’i hedefleyen yeni politikanın kavramsal tanımlar dışında özde bir farkı söz konusu değildir. İkisi de Türk ırkçılığının bir ifade biçimidir.
***
Öcalan’sız çözüm olamaz. Bu eşyanın tabiatına aykırıdır. Her zaman söylediğim şeydir: Yoldan geçmekte olan bir sıradan bir Kürt’ü durdurarak sorsanız size Öcalan’ın Kürt halkı için anlam ve önemini sadece "Serok" sözüyle bile yeterince dolgunlukta anlatabilir. Kürt halkı için 'şehitler’, PKK ve Öcalan’ın dokunulmazlığı artık sadece bir politik duruşu sergilemez, ama aynı zamanda toplumsal-ulusal değerler sistemi içerisinde yer alan üç kimliğin adıdır bunlar.
Ve artık sadece Türkiye’de değil, Ortadoğu’nun bütününde de Kürtlerle yapılacak bir barışın toplumsal meşruiyet kazanabilmesinin ilk şartı bu üç isme saygı duyulması ve sürece katılımları ile mümkündür.
***
Ne Kürt halkının özgür siyasal iradesi olan KCK ve BDP’ye yönelik imha amaçlı tutuklamalar, ne Kürt halkının özgür sesinin kısılması çabalarının sonuç vermesi mümkün değildir. Kürt halkı bunları emperyalistler arası işbirliğine dayalı Uluslararası Komplo’lar ile çok yaşadı. Ve her komplo hareketinden sonra özgürlük bayrağını bir üst aşamaya taşıma becerisini onlarca kez kanıtladı.
Şimdi Kürtler özgürlüğe yürüyor.
Ve bu tekerleğin dönüşünü durdurabilecek bir gerici engeli henüz tarih tanımadı.
Şimdi Kürtler özgürlüğe yürüyor.
Şimdi Kürtlerin özgürlük alanı dört parçayı kapsayan özgür Kürdistan’dır.
Ve bu yürüyüş doğru değerlendirilmeden, ne Ortadoğu’da yaşanan bu tehlikeli kaosun gerçek nedenleri anlaşılabilir ne de bu coğrafyada barışın önemi ve anlamı.
Şimdi Kürtler özgürlüğe yürüyor.
Şimdi Kürtler Özgürlüğe Yürüyor