Çok konuşup, boş konuşan sözü herhalde en çok Erdoğan için kullansak yerindedir. Hem çok konuşup hem de boş konuşmanın temel nedeni ya boş boğazlıktır ya da düşünce ile dil arasındaki kopukluktur. Özetle, düşüncesizliktir, daha çok da ahmaklıktır. Her halükarda, bu insani bir davranış değildir. 

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan ismindeki kişiliğin sadece son bir yılda sarf ettiği sözleri dizdiğimizde ve bu sözlerin yanına daha sonra ifade ettiklerini yerleştirdiğimizde, gerçek manada; ya dile getirilen ahmaklık, düşüncesizlik, ya dil ile düşünce arasındaki kopukluktur ya da ahlaki değerler bakımından söz ile eylem arasındaki tutarsızlıktır. Aslında tam bir omurgasızlıktır, ahlaksızlıktır, dibe vurmuşluktur, çıkarcılıktır, ilkesizliktir. 

Siyasal literatürde buna pragmatizm denilse de Erdoğan’ın söz ile eylemlerin tezatlığı esasında menfaati için her şeyi satabilecek, hatta satan bir kişiliğin özellikleri olduğunu söylemek lazım. 

Daha birkaç gün önce Türk başbakanı Irak’a -hem de devasa bir heyetle- gitti. Heyeti karşılayan ise bakanlık düzeyinde. Dünyanın namı diyar Türk devleti, Ortadoğu’nun süper gücü, dünyanın en büyük 10 devleti arasında yer alan böylesine bir yapının devasa heyetini, hem de “kıratları” çok mu çok ‘’düşük’’ olan, bir Irak bakanı karşıladı. 

Hatırlamayanlar için, Erdoğan’ın 2016 Ekim’inde söylediklerini bakalım: “Şu anda Irak’ta, yakında da Musul’da yapılacak operasyonlara aynı anlayışla, nasıl Cerablus’ta katıldıysak, nasıl Rai’de katıldıysak, evet şimdi yine söylüyorum. Şahsıma hakaretler ediyor, sen benim zaten muhatabım değilsin, seviyemde değilsin, kıratımda değilsin, kalitemde değilsin. Irak’tan senin bağırman çağırman bizim için hiç de önemli değil, biz bildiğimizi okuyacağız, bunu böyle bilesin. Kim bu? Irak’ın Başbakanı. Önce haddini bil...” 

Irak Başbakanı El Ebadi’ye bağıran ve hakaret eden Erdoğan’dan, kardeş-dost El Ebadi’ye giden yol işte bu omurgasızlık ve çıkarcılık konusundaki kişiliksizlikten, ahlaki değerlerden yoksunluktan, bukalemun gibi her şarta göre renk değiştiren yapıdan kaynağını almaktadır. 

Son bir yıl içerisinde sarf edilen böyle tutarsız sözlere kimileri bir yere kadar mana verebilir. Hatta Türkiye’nin geleceği için gerekirse bir siyasetçinin birçok şeyinden vazgeçebileceğini de söyleyebilir. Bir halkın ya da bir ülkenin çıkarlarını düşünen bir siyasetçinin elbette ki kendi halkı ve ülkesi için gerekirse kendinden taviz vermesi belki de en erdemli bir davranış biçimidir de. Ancak söylenenler ve söylenmek istenenler bunlar değildir. 

Unutulmasın ki, bir halkın geleceğini sorumluluğu itibariyle üstlenmiş olan kişiliklerin söylediklerini teraziye vurarak söylemeleri gerekmez mi? Ağızlarında çıkanı kulakları duyması gerekmez mi? Hem teraziye vurması hem de duyması gerekir. Ancak söz konusu Erdoğan ve son zamanlarda peydahlanmış olan Soysuz Erdoğancıklar herkese hakaret etmeyi, küfür etmeyi, küçük düşürmeyi, büyük konuşmayı marifet biliyorlar. Önce konuşup sonra da düşündükleri içindir ki, aradan bir müddet geçtikten sonra, süklüm püklüm özür dilemeler, takla atmalar, yan çizmeler, el pençe durmalar bu omurgasızlığın bedeli olarak geri dönüyorlar. 

Düşünce yoksunluğu, Emine Erdoğan’ın deyimiyle, “Allah’ını satabilecek” kadar çıkarcı, gözükaraca kendine sevdalı, egosu şişmiş, megaloman böyle bir kişi ve kişilikler, ne yazık ki sadece kendilerine zarar vermiyorlar, insanlığın da başına bu dengesiz kişiliklerinden dolayı bela oluyorlar. İnsanlığın başına bela olanların ise en çok Türkiye ve Ortadoğu’ya, yani topraklarımıza zarar vereceği açık değil mi?