Vakti zamanında kuşlar diyarında Simurg adında bir kuş yaşarmış. Simurg kuşunun gizemli bir yanı varmış. Hangi kuşun yardıma ihtiyacı olursa, dara düşerse Simurg’a dua edermiş. Simurg’un öylesine bir yardım edici özelliği varmış. Kendisinden yardım talebinde bulunanlara asla hayır demezmiş. Diğer adı Zümrüd’ü Anka olan bu kuşun özelliği küllerinden yeniden dirilmesi imiş. Yani ölümsüzmüş Simurg ya da Zümrüd’ü Anka.

Onlar da birer Simurg olma yoluna girmişlerdi. Henüz yaşları küçüktü. Birçok şeyin farkında değillerdi. Ancak zaman ve tarih onları birer Simurg olma yoluna götürüyordu. Yaşamları sıradan değildi çünkü. Halkının yaşadıkları, başlarına getirililenler çocuk yüreklerinin masum bakışlarının erken yaşta tanışmasına sebep oluyordu. Ayakları çıplaktı, vücutları cılız, gözleri anlamlı bakışlarla dolu, yüzleri öfkeli ama yürekleri büyük... Evet onlar küçük yaşta iyilik ile kötülüğün savaşımında kötülüğün acımasızlığına tanıklık etti. Tanık oldu ve sıradan yaşamayacağına karar kıldı. Onlar Simurg olacaktı. Halkının başı sıkıştığında onlara başvurulacak onlar da halkının yardımına koşacaktı. Ve onlar ölmeyecekti. Tıpkı 73 kez tüketilişe direnen halkı gibi öldükçe çoğalacak, küllerinden yeniden doğacaktı, tıpkı onları kurtaran yüzlerce Zümrüd’ü Anka (özgürlük savaşçıları) gibi....


Büyüdükçe soracaklar…

Ayakları çıplak Şengalli çocukları gördüm. Şengal’in zorlu, zahmetli, tozlu, sıcak yollarından çıplak ayaklarıyla yol almış çocuklar... Onları Simurg kuşuna benzettim. Her birinin yüzünde farklı bir hikaye okunuyordu. Yürek derinliklerinin manası yüz mimiklerinden dökülüyordu. Ağlayışlarının da gülüşlerinin de altında destansı anlatımlar vardı. Büyüdükçe soracaklar, sordukça tanıyacaklar, tanıdıkça da öğreneceklerdi... 

Ölümsüzler diyarına doğru yol alıyorlardı. Yani Simurg olmaya doğru... Karanlık ile aydınlığın amansız düellosunda karanlığın kirli hilelerine şahit olacaklardı. Yaşadıkları yüzyılı aydınlığın zaferi ile taçlandırma yolunda onlar da adım atmayı bekliyordu. Kendisini üstün sanan karanlığın içinin boşaldığını ve çökmeye yüz tuttuğunu onlar biliyordu. Çünkü onlar bilinmeyeni, yaşanmayanı görebiliyordu. Hissetmenin zirvesine çıkmışlardı. Yoldaşlarının yolunu takip ediyorlardı. Atalarını kurtaran, tabiri caizse dirilten yoldaşlarının izinden...


Onları en iyi kendileri anlatır

Yoldaşları Simurglaşmış ve başı sıkışan herkesin yardımına koşuyorlardı. Aydınlığın, Zerdüşt’ün takipçisi idiler. Kaybolmaya yüz tutmuş insanlığı yeniden yeşertiyorlardı. Bu yüzden sevenleri çoktu. Onları sevenler, yollarında yürüyenler, Simurglar... Onlarca, binlerce Simurglar sayesinde kazanan aydınlığın zaferini beraber kutlamak üzere kararlaştılar.... 

Onları en iyi kendileri anlatır diyerek sözü fotoğraflarına bırakalım.


NÊRGÎZ BOTAN