Sinegir’den Amed’e bir yolcu geçti
Uzun yolların yolcusu, özlemlerin arayışçısı, fedakarlık ve inanç abidesi. Hep inanarak yapmaktı seni o kadar güçlü kılan. İnanarak, severek çalışmak, güzelliği ve mutluluğu getirir kendisiyle. Mutluluğu en güzel tanımlayanlardandın sen...
BERFİN BAĞDU
Yüreğim gezinmek istediğin diyarlarda şimdi. Yani bir Amed’de, bir Garzan’da. Bu yurdun sancısında özlemlerim, buruk yarım gülüşlerim. Koşar giden adımlarım… Hepsi sana ulaşmak istememden. Dağları, ovaları, vadileri tek tek geçiyorum. Öyle soluksuz, öyle nefessiz… Çok özlediğin bu topraklara düşlerimle gidebiliyorum bende. Senin düşlerindeyim aslında. Geçtiğin tüm dağlardan, patikalardan geçmek, içtiğin tüm sulardan içmek ve dokunduğun tüm kayalara, ağaçlara dokunmak istiyorum. Bu zaman zarfında da hiçbir şeyin beni durdurmasını istemiyorum. Bağırmak, haykırmak hatta deli çığlıkları atmak istiyorum…
Bir dağın zirvesinde gökyüzünü seyre dalıyorum. Akşam olmuş ve bir bakmışım Zühre yıldızındasın. Hafif esen bir yel çok uzaklardan saçlarımın arasından sızıyor. Hissediyorum sen o yelin içindesin. Kendimi zirveden aşağı bırakıyorum, ayın şavkı vurmuş patikalara önümde kavak ağaçları, bir kayanın içinden fışkıran nergisler var. Kokluyorum, bu nergisin kokusu başka diyorum ve hala burnumda tütüyor… Hepsinde seni düşlüyorum, her ne kadar ölümün kefenleri yırtılmışsa da bizde yine insan özlemekten alıkoyamıyor kendini. Fakat sonsuzluk vardır, buna inanıyorum. Hatta sen tam da bu sonsuzluğun içinde bulunuyorsun. Bende sonsuzluğunun sınırsızlığında düşlerdeyim.
Evet, sen uzun yolların yolcusu, özlemlerin arayışçısı, fedakarlık ve inanç abidesi… Hep inanarak yapmaktı seni o kadar güçlü kılan. İnanarak, severek çalışmak güzelliği ve mutluluğu getirir kendisiyle. Mutluluğu en güzel tanımlayanlardandın sen. ‘Mutluluk yürüyünce kavuşacağını beklediğin yer değil yolun ta kendisidir’ demiştin. ‘Hiçbir şey tekrar değildir tekrar olan tek şey insanın kendisidir’. O zaman kısa süre içerisinde düşünerek cevap verdiğim bu cümleler bu günlerde ne kadar da aklımı kurcalıyor. Aslında beynim seni anlamanın telaşına girmiş. Seni anlamaya çalışırken sancılanan ruhum büyük bir dönüşümü yaşıyor.
Mutluğun yol…
Ve Seni anlamaya çalışırken şunlar beliriyor düşüncelerimde;
İnsan karanlığın içerisinden sızan ışık huzmesine sarıldığı gibi sarılmalı özlemlerine. Eğer özlerse insan umut etmesi daha da güçlü olur. Birde inanmalı bu özlemleri gerçek kılmak için. Olur da bunu gerçekleştirmek imkansızdır gibi bir umutsuzluğa kapılırsa kayaların içinden fışkıran bitkileri ve yeraltından akan suları düşünmeli. Baharı bekler gibi sabretmeli. Bir keresinde havaya, suya ve toprağa düşen cemrenin tartışmasını yürütmüştük. ‘Toprağa cemre düştükten sonra bahar da gelir, beklemekte biter’ demiştin ve aynı bahar toprağa düşmüştün, cemre gibi… Yine ‘hiçbir şey tekrar değildir’ demiştin. Mesela her gün doğan güneşe tekrardan güneş doğdu demeyiz, yeniden doğdu deriz. Her sonbaharın aynı yaprak dökülmez, baharın ona can verir, can verdiği sonbaharın yeniden dökülür bir daha can verebilmek için.
Hayat bize öğretti, hiçbir şey bitmez aksine her şey devam eder. Biliyorum her baharın artık sende cemre gibi düşeceksin havaya, suya, toprağa ve nihayetinde yüreğimize. Biliyorum sen can vereceksin tomurcuklara, köklere. Mutluğun yol olduğunu sen söyledin. Öyleyse sana ulaşmaya çalıştığımız da yas tutarak değil mutlu olarak geleceğiz. Çünkü mutluluğa giden o yol sensin.
Sinegir’den Amed’e...
Sende yaşadığı coğrafyaya benzeyenlerdensin. Coğrafyası gibi Asi, coşku dolu, inançlı ve yiğit… İsmini aldığı Sinegir dağına yaraşan, oradan Sipan’a uzanan ve düşlerini, özlemlerini Amed’e, Andok’tan Dorşin’e, Apê Musa’dan Ş. Remziye ulaştıran. Coğrafyamıza kader olarak çizilmiş bir çok şeyi yırtıp atan ve buna can veren. Yoldaşlığın timsali, özgürlüğe giden yolun kendisi…
Yaşamak ustalık ister! Sen nasıl yaşanması gerektiğinin öğretmeni ve ustası olmayı başardın. Hiçte kendine saklamadın, hep paylaştın, hep paylaştın. Paylaştıkça yücelir insan! Her gün büyüdün içimizde ve büyüyorsun. Tekrar gideceğiz merak etme. Aynı coğrafyada gezineceğiz. Aynı topraklar tekrar cennet olacak. Ne diyordu bu coğrafyanın direngen Tanrıçası Ninhursag ‘Dilmun’ yani cennet… Yeniden o cenneti yaratacağız! Eski zaman savaşçılarını, geçmişimiz de direnenlerinin bizi bu günlere getirdiklerini hiç ama hiç unutmayacağız. Ve Seni anlatmaya gelince, hep anlatmak derken de kasıt sadece sözler değildir. Mesela hangi ressam gülüşünüzü resmedebilir ki! Hangi sözcük emeğinizi tanımlayabilir? Bazı şeyleri anlatmak gerçekten de zordur. Belki yazıyı Baba Tahire Uryan’ın şu dizeleri ile bitirirsek bizi tamamlayabilir;
“Bedena min derdkêşe ey îlahî,
Dilê min hesretkêşe ey îlahî,
Ji şewqa war û derdê xerîbiyê
Agir singa min de ye ey îlahî
Çiya şad in, çiya şad in, deşt şad in,
Şad in yên ku ev laleyê han çandin
Gelek hebûn, gelek hene, gelek tên
Lê çiya, newal û deşt her yêk in…”
(Baha Tahîr’ê Ûryan)