Guelatao, Meksika’da Oaxaca civarındaki dağlık bölgede yer alan, ağırlıklı olarak Zapotec yerlilerinin yaşadığı 100 küsur hanelik bir köy. Meksikalıların ulusal kahramanlarından eski devlet başkanı Benito Juárez’in doğum yeri olarak da biliniyor. Köy meydanında bir heykelini dikmişler, fakat başkan halini değil, çocukken çobanlık yaparkenki halini anıtlaştırmışlar, koyunlarıyla birlikte! Yoksulluktan devlet başkanlığına kadar uzanan dillere destan bir hayat hikâyesine sahip başkanlarıyla gurur duymakla beraber Guelatao köylüleri, memleketini terk edip kendine başka bir kariyer çizdiği için bu sınıf atlamış kahramanı gerçek bir Zapotec saymıyor, işin garibi.

Zaten bizi de Juárez değil, onun kültürlerine düşkün köklerine bağlı hemşehrileri ilgilendiriyor. Guelatao köyünde, bölgeye dönük üç yerel dilde yayın yapan bir radyo istasyonu ile bir TV kanalı mevcut. En önemlisi bir tür otonomi sistemiyle yönetiliyor köy. Kapalı oy gibi göstermelik demokrasi müsamereleri yerine, köy halkını ilgilendiren tüm kararların tartışılarak müşterek alındığı bir yönetim anlayışı.

Köyün şimdiki belediye başkanı, muhteşem insan Juan José García ile bir kaç sene önce tanışma şansım olmuştu. Kendisi merkezi Oaxaca’da olan bir video kolektifinin kurucularından. Belediye başkanlığı görevi için herhangi bir maddi karşılık almıyor, çünkü bu işler bir tür sosyal hizmet olarak görülüyor. Köydeki ortaklaşmacı karar mekanizması aslen yerli halkların binlerce yıllık deneyim ve geleneklerine dayanmakla birlikte, 2006’da Oaxaca’da patlak veren öğretmen isyanının dinamiklerinden de beslenerek hayata geçirilmiş ve ilham verici bir demokrasi modeline dönüşmüş.

İşte bu güzelim köyde geçen Aralık ayında 75 kişilik tam teşekküllü, HD projeksiyonlu, son teknolojiyle donanmış bir sinema salonu açıldı. Salonun adı Cine Too; ‘too’ Zapotec dilinde ‘neşe’ demek. Açılışa Meksika’nın ünlü şarkıcısı Lila Downs, projeye destek veren sinemacılar, oyuncular katıldı. Salonda özellikle çocuk ve gençlere dönük eğitsel filmler, belgeseller, animasyonlar gösteriliyor, ayrıca köy halkının konuştuğu üç yerel dilin ve kültürün (Zapotec, Mixtec, Chinanteco) yaşatılmasını amaçlayan etkinlikler yapılıyor, bir festival düzenlenmesi için de kollar sıvanmış durumda.

Şimdi kameramızı Meksika’dan Türkiye’ye çeviriyor, nadide bir ilimize, Batman’a yöneliyoruz. Hasankeyf gibi 10 bin yıllık dünya harikası bir antik kentin bulunduğu bu ilde eski sinemalar kapanıp yerlerine AVM’ler inşa edildiği için, bir dönem hiç sinema salonu kalmamıştı. Ta ki 2001 yılında belediyenin girişimleriyle yeni bir salon açılana kadar. 2005’te yenilenerek Yılmaz Güney Sineması adıyla hizmete giren salonda, adına yakışır şekilde bugüne kadar ufuk açıcı sinema yapıtları, başka hiçbir yerde gösterim şansı bulamayan Kürtçe filmler gösterildi, film festivalleri düzenlendi. Salon ayrıca tiyatro, konser, dans gibi etkinliklere ev sahipliği yaptı.

Geçen Eylül’de merkezi iktidar, bir çok Kürt ilindeki yerel yönetimlere yaptığı gibi Batman ve ilçe belediyelerine de el koyup kayyum atayınca bütün bu ‘bölücü’ faaliyetlere son verildi. İlk iş olarak Kadın Politikaları Müdürlüğü’nü, Şehir Tiyatrosu’nu, kurs verilen mekânları kapatan atanmış belediye reisi, Yılmaz Güney Sineması’na da kilit vurmakta gecikmedi. Ardından salonu yıkacağız yollu sözler edilmeye başlandı. Derken geçen haftalarda, karlı bir kış gecesi birdenbire sinema binası cayır cayır yanıverdi. Tıpkı geçenlerde Sürmene Çamburnu’da Ocak ayının kavurucu sıcakları yüzünden tutuşan ormanlar gibi…

İktidarın bugünkü kültür (düşmanlığı) politikasını izah etmeye yarayacak güçlü bir metafor aransa, alevler içindeki bir sinema salonundan daha iyisi bulunamazdı; hele bu salonun adı Yılmaz Güney’se. Yanmış salon imgesi, ‘Burası Türkiye’ vecizesini haklı çıkaran tipik devlet refleksinin küçük bir mekâna yansımış hali, aynı zamanda son dönemdeki kültüre dönük saldırgan, sansürcü, tahammülsüz hamlelerin çıplak bir röntgeni adeta. Devlet otoritesini sarsar diyerek yoksullara yardım edenleri cezalandıran bir zihniyetten bahsediyoruz. Bu kadersiz coğrafyada tarihin bir anında sıkışıp kalmış gibi hissediyoruz evet, ama dikkatli bakın: Aslında sıkışmış olan bu zihniyetin kendisi. Başta uzunca anlattığım Meksika köyünden Batman’a uzanan ışıktan bir el görüyorum ben ve bu ışık nefes almamı kolaylaştırıyor.