Birkaç yazımda Dünya, Türkiye ve Kürdistan’da film üretmenin zorlukları, film yaparken kurulan fon ve destek ilişkilerinin etik sorunları, sanatçı bağımsızlığı konuları üzerinde durmuş, özellikle de Türkiye’de sinemacıların devletle kurdukları film üretim desteği ilişkilerinde nasıl bir otosansür baskısı altında kaldıklarından söz etmiştim. Bu süre zarfında İstanbul’da kimi muhalif sinemacılarla ve “Siyahbant” adlı sanat alanında her türlü sansürle mücadele etmek ve sansürü teşhir etmek amacıyla oluşmuş yapıdan arkadaşlarla yaptığım görüşmelerde sansür, festivaller ve destek fonları ile ilgili ciddi eleştirileri olduğu ve alternatif dağıtım ve fon desteği ile ilgili kafa yorduklarını gördüm. 
Devlet özellikle artık kendini sansürcü durumunda bırakacak uygulamalardan kaçınmakta, bu anlamda sinemacıların birbirlerine sansür, kendilerine otosansür uygulayacak düzenlemeleri devreye sokmaktadır. Son Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde bir belgesel filme doğrudan sansürü uygulayan devlet, festivali finanse eden Antalya Büyükşehir Belediyesi değildir. Bu film doğrudan doğruya çoğunluğu sinemacılardan oluşan festival komitesi tarafından, yasal olarak suç unsuru oluşturan ögeler taşıdığı gerekçesiyle sansür edilmiştir. Bu sinemacıların devletin sinemaya ayırdığı fonlardan daha fazla pay kapabilmek için kendilerini yargıç yerine koyup bir filmde suç unsuru bulunduğunu tespit etmeleri ve bu gerekçeyle filmi festival dışı bırakmaları anlaşılır bir şeydir. Böyle bir sansür karşısında festivale katılan tüm sinemacıların filmlerini festivalden çekmeleri beklenirdi. Ancak ne yazık ki belgesel sinemacılar dışında kalan kategorilerdeki yönetmenler -ki bunların çoğunluğu derdi olan filmler yapan ve kendine muhalif-solcu diyen yönetmenlerden oluşmaktadır- bu sansür karşısında herhangi bir tepki göstermeyerek bu sansürü meşrulaştırmışlardır. Bu sansür denemesi sonuç almış ve muhtemeldir ki bundan sonra bu yöntemle devlet sansürü derinleştirmeye devam edecektir. Zaten dağıtım ağına girmelerine şans tanınmayan muhalif filmlerin, halkla buluşma imkanı olan festivallerden de dışlanmasının yolu açılmıştır.
Bütün bu olanlar ve yürütülen tartışmalar bize şunu göstermektedir ki sanatsal üretimimizi ve bu üretimi paylaştığımız alanları devlet ve iktidar etkisinden kurtarmaz, üretim ve paylaşım komünleri kurarak güçlü bir örgütlenmeyle iktidar dışı sanat alanları yaratamazsak ne kadar muhalif olduğumuzu iddia edersek edelim ürettiklerimizle önünde sonunda iktidarın yedeğine düşmekten kurtulamayız. Şu anda sinemacıların yaşadığı en temel açmaz ve çelişki iktidar alanlarında iktidarın kurallarını belirlediği alanlarda muhalif sinemacılık oyununun oynanıyor olmasıdır.
Devlet dışı, iktidar dışı sinema üretim ve paylaşım alanları sinema komünleridir. Sinema komünleri, sanatın toplumsal sorunlara cevap olmada en yetkin ve en bütünlüklü yöntem olduğu perspektifinden hareketle tüm sinemacıların tüm olanaklarını birbirlerinin üretimlerini desteklemek için birleştirdikleri alanlardır. Bugün yönetmen, oyuncu, görüntü, sanat ekibi gibi sinema sektörünün bel kemiğini oluşturanların önemli bir kısmı sol muhalif zeminlerden gelen insanlardır. Bunlar üretimlerini sinemayı bir pazar değişim değeri olarak gören endüstriyel ilişki ağı içerisinde gerçekleştirmek, üretim için bu alanları umut olarak görmek yerine güçlerini sinema komünlerine taşımaları halinde sinemanın Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’da bir devrimsel zemin ve dönüşüm yaratma potansiyeli olduğunu söylemek hiç de abartılı olmayacaktır. Komünlerin nasıl olacağı, nasıl geliştirileceği, komünün ekonomik olanaklarının nasıl geliştirileceği, alternatif fonlama yöntemlerinin nasıl geliştirileceği, iktidarın yaşamın tüm alanlarını işgal ettiği bir dünyada kurtarılmış alanlar yaratmaya ve bu alanları tüm dünyaya teşmil etmeye iman etmiş sinemacıların kendi aralarında yapacakları tartışmayla ortaya çıkacaktır. Böyle bir tartışma başladığında, insanlar birlikte hareket etmenin gücünü gördüğünde sinema komünlerinin dünyanın gelmiş geçmiş en yaratıcı yöntem zenginliğine sahip komünleri olacağına inanıyorum. İleriki yazılarımda bu konuda yapılacak tartışmalara katkı sunmak amacıyla sinema komünlerinin nasıl olması gerektiğine dair naçizane bir takım önerilerim olacak.