Türkiye’de hiç bir zaman demokrasi olmadığı için temel konularda kırmızı kitaplarla belirlenen devlet politikaları geçerlidir. MGK tarafından belirlenen bu politikaları hepsi elbirliğiyle uygularlar. Orada çizilen kırmızı çizgiler hepsini bağlayan kutsal emirlerdir. Hangi parti, hangi general ya da medya grubu fark etmez, bunları aynen uygular. Kırmızı çizgilere dokunan yanar. Ara sıra medyaya da yansıtılan biçimiyle iç ve dış tehdit listesi yapılır. Yapılan tehdit sıralamaları değişebilir. Örneğin bir dönem Şeriat tehlikesi, bir dönem komünizm bir başka dönem de bölücülük-Kütçülük birinci tehdit kabul ve ilan edilir. Ondan sonra da devlet resmi-gayri resmi bütün gücüyle birinci sıradaki tehdit üzerine saldırır. Kendi deyimleriyle böyle konularda milli takım ruhuyla saldırılmalıdır. İşte Türk ırkçılığı ve sömürgeciliğinin yapısı budur. Görünümünün dinci-milliyetçi-liberal hatta solcu olduğuna aldanmamak gerekir. Hepsi Karagöz perdesindeki kuklalar gibi bir “usta”nın parmaklarıyla oynatılmaktadır.
AKP iktidarına bakalım. 9 senedir iktidarda olan bu hükümet diline doladığı demokratikleşme, açılım vb. hangi konuda geri dönülmez sağlam bir adım atmıştır? Kendisini iktidara getiren ve işin başında icazet veren güçlerin istekleri dışında halkın hangi temel istemine cevap vermiştir? En iddialı olduğu konu Kürt meselesinin çözümü değil miydi? Hatta Erdoğan Dersim katliamını kınayarak CHP’yi suçlamamış mıydı? “Kürt meselesi Kürtlerden önce benim sorunumdur” dememiş miydi? Seçim öncesinde “Biz iktidarda olsak asardık”, “Kürt meselesi yoktur, terör sorunu vardır” diyen Erdoğan’ın o zaman milliyetçi oyları kaybetmemek ve MHP’den kendisine oy kaydırmak için bunu söylediği iddia ediliyordu.
 12 Haziran akşamı seçim zaferinden sonraki balkon konuşmasında “Türkiye’nin en doğusundan en batısına, en kuzeyinden en güneyine her vatandaşın benim anayasam diyebileceği bir yeni anayasa yapacağız” demesi de olumluya yorumlanmıştı. Balkon konuşmasından sonra Erdoğan’ın başına saksı düştü de hafızasını mı kaybetti? Ya da ne oldu da bunca yıldır dilinden düşürmediği çözüm, demokratik açılım, bin yıllık kardeşlik laflarını unuttu. Ramazan ayı bitsin göreceksiniz derken bir gün bile sabredemedi. Ramazan’ı ve bayramı kana buladı. Kürt halkına karşı topyekün bir imha savaşı başlattı.
Erdoğan ve onu destekleyen başta sözde dinci Fethullah medyası olmak üzere liberal-solcu-Atatürkçü bilumum medya farklı gerekçeler söyleseler de koro halinde boğazlarını yırtarak bağırıyorlar. Fethullahçı yeşil generaller en hızlıları. “Kandil’dekilerin ciğerini söküp getireceğiz” diyorlar. Bu gözlerini kan bürümüş katiller bir de hiç utanmadan Müslümanlık taslıyorlar. Bir yandan BDP ve legal muhalefet yapan kurum ve kişilere saldırırken bir yandan da kanlı bir imha hareketinin borazanlığını ve amigoluğunu yapıyorlar. Görülmemiş bir sinir harbi yürüterek halkın beyninin felç etmek istiyorlar.
Bir kaç namuslu ses dışında demokrat geçinenlerin, “Biz de Kürdüz, ama...” diyen sahte Kürtçülerin hepsi de birleşmiş bağırıyorlar:
- PKK silah bıraksın, gerilla sınır dışına çıksın! Üstelik Koşaner’in “Onlar ne yaparsa yapsın, biz operasyonlara devam ederiz” gibi gizli konuşmaları basına yansımışken bunu yapıyorlar.
ABD destekli TC-İran-Irak devletlerinin Kandil’e yönelik ortak operasyonları gösteriyor ki niyetleri gerillanın tümünü oraya sıkıştırıp imha etmekmiş. Dağları taşları bombalayan, ovadaki sivil siyasetçileri esir alan, katleden ve sonra da çözümden bahseden AKP iktidarının amacı açıktır: İnkar, imha ve teslimiyeti dayatmak. Bunun için de her alanda topyekün saldırıda bulunmak.
İyi de bu politikanın neresi yeni? 90 yıllık inkar ve imha politikalarının aynen devamı değil mi? Faşist Kenan Evren’in zulmüyle aynısı değil mi? Varsa tek yenilik kendi ifadeleriyle  itiraf ediyorlar: “Geçmişte görülmemiş kapsamda bir harekat yapılıyor. Bütün dış destekler sağlandı. ABD sonuna kadar bizi destekleyecek.”
Irkçı-faşist-sömürgeci AKP ve devletin bu alçakça saldırısı geçmişte görülmedik ölçüde olacaksa demokrasi, özgürlük ve barış isteyen halklarımızın tüm güçlerinin de geçmişte görülmemiş kapsamda birleşerek, geçmişte görülmemiş kapsamda bir direnişi göstermeleri gerekiyor. Sayın Öcalan ve PKK ile görüşmeleri-müzakereleri keserek Kürdistan fatihi olmaya kalkışan AKP faşistlerini dize getirmeden barış ve demokrasi yolu açılmayacak. Bir gün onurlu bir barış olacak ve bu kirli savaşın suçluları yargılanacaksa sanık sandalyelerinde bu dönemin asker-sivil önde gelenleri yanında Fethullahçı medya  başta olmak üzere medyanın sinir harbi generalleri de mutlaka yer alacaktır.
Günün sözü:
“Yoksulların savaşına terör, zenginlerin terörüne savaş denir” Peter Ustinov
NOT: Faşist imha savaşına karşı bugün Köln’de bir araya gelerek istemlerini ve özlemlerini haykıracak olan Kürt halkımızı ve dostlarını sevgi ve saygıyla selamlıyorum. SERKEFTİN!