İnsan Hakları Derneği (İHD), İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), Eşit Haklar için İzleme Derneği (ESHİD) ve Başkent Kadın Platformu’nun içinde bulunduğu Roboskî’ye Adalet Platformu, 34 Kürt’ün F-16’lılarla katledilmesinin unutturularak cezasız bırakılması planına karşı „Sınırlara İnat Adalet“ diyerek, 34 gün sürecek bir kampanya başlattı. Kampanya boyunca, katliamda hayatını kaybeden 34 kişinin hikayesi, her gün birinin olmak üzere 34 gün boyunca anlatılacak ve Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a, Adalet Bakanı’na ve İçişleri Bakanı’na mektupla gönderilecek.

Eşzamanlı başlatıldı
Kampanyanın startı dün Türkiye genelinde yapılan eşzamanlı basın açıklamalarıyla verildi. İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, İzmir, Amed, Bingöl, Elazığ, Batman, Siirt, Antep ve Van’da da Platform üyeleri eşzamanlı olarak basın açıklaması yaptı. Ardından katledilenlerden Serhat Encü’nün ağzından yazılan mektubu, postanelerden Meclis Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı’na gönderildi.

Hükümet kapatma derdinde
Eylemlerde konuşan katılımcılar „Roboskî’de adalet vuku bulana kadar“ mücadelelerinin süreceğini bildirdi. Eylemde katliamın üzerinden tam 50 gün geçtiğinin ve yetkililerin duyarsızlığı ve soruşturmanın yavaş yürümesi sonucu herkesin adalete olan güveninin zayıfladığının altı çizildi.
Galatasaray Meydanı’ndaki açıklamada konuşan İHD İstanbul Şube Başkanı Abdülbaki Boğa, „Nasıl ki hızlı tren davası zaman aşımına uğratılarak düşürüldü, Roboskî Katliamı’nın da bu şekilde üzeri örtülmeye çalışılıyor“ diye tepki gösterdi.

Serhat Encü: Rakam değil insanım

Serhat Encü’nün ağzından yazılan ve „Rakam değil, insanım! Benim de bir hikayem var“ diye başlayan mektup şöyle:
„Ben Serhat Encü’yüm. Annesinin güvercini, Mervan’ın Keko’suyum. Lise 1’e kadar güç bela okuduğum okulu, üniversitede okuyan ağabeylerime harçlık gönderebilmek için bıraktım. Ben ‘kaçak’tan dönünceye kadar uyku girmezdi gözlerine annemin, dua ederdi ‘güvercinime bir şey olmasın’ diye… Onu uyumamış görünce teselli ederdim. ‘Bir şey olmaz, korkma! Hem bir şey olsa bile en sevdiğim arkadaşlarımlayım’ derdim.
Hem en iyi arkadaşım Celal de benimleydi, ertesi gün halı saha maçımız vardı. Yaşamı, uğrunda ölünecek kadar çok seviyorduk, ölmeseydik ne iyiydi! Sevmeyi yeni öğrenmiştim, ‘annemin tandır ekmeğinin buğusu gibi…’ şiirler biriktiriyordum. Onu görünce’ Roboskî’nin buz gibi suyunu içmişçesine serinliyordu ateş yüreğim!’
Sevinçlerim, öfkelerim vardı benim, Cimbom’un Fener’i yendiği akşamın sabahında Fenerli arkadaşlara caka satmıştım misal, Van depreminde açığa çıkan ırkçı zihniyeti kendimce protesto etmiştim…
Şekerden hayallerim vardı benim, bombaladılar!
Kaç parçaya savrulduğunu kimse bilmeyecek! Benim kaç parça olduğumu bilmedikleri gibi…
Annem güvercinin acısını dindirecek merhem bulamaz, sorarsa siz ona şöyle deyin : Güzel insanlar, o güzel katırlara bindiler, bir daha dönmediler…
Belki kızacaksınız ama bir çift sözüm var,
Eğer beni öldüren bombalar adaleti de öldürmediyse,
Adalet talep ediyorum…
Herkesin hakkı değil mi adalet?
Yoksa
O kocaman pahalı bombalarınızı beni öldürmek için harcadığınız için, devletten özür, 
Hedefi şaşırmayıp beni öldürdüğü için Genelkurmay’a teşekkür mü etmeliyim?“ 


HABER MERKEZİ