Musul operasyonu, Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanlarının tutuklanması, CHP Genel Başkan Yardımcısı’na silahlı saldırı, kamuda çalışan on bin insanın işine son verilmesi, DİHA, JİNHA gibi ajansların kapatılması ve Cumhuriyet gazetesine polis baskını haberleri peş peşe geldi. Cumhuriyet gazetesinin polis baskınına uğradığı saatlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gazeteyi arayarak “birlikte mücadele edeceğiz” dediği söylendi. Peki bu nasıl olacak? 

KCK Eşbaşkanı Besê Hozat ile Kürdistan dağlarında yaptığım söyleşide bu duruma dikkat çekip susmanın, açıklama yapmanın çare olmadığını, esas olanın faşizme karşı ortak mücadele olduğunu söyledi. Medya organların kapatılması, yazarların tutuklanmasının Cumhuriyet gazetesine kadar varmasını şöyle izah ediyor:

* Kürtlerle birlikte olursanız başınız bunlar gelir,

* Başkanlığa karşı çıkmayın,

* Yaptığımız zulmü dünyaya duyuracak medya organı kalmasın.

KCK Eşbaşkanı Hozat, AKP’nin yaptıklarına ve karşısında nasıl durulacağına dair sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

AKP herkesi kurbanlık koyun olarak mı görüyor?

AKP ve Erdoğan kendisi dışında kalan herkesi başı kesilmesi gereken kurban olarak görüyor. Biz AKP’nin bu soykırım politikalarına karşı mücadele ettik ve bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Soykırım politikaları karşısında diz çökmeyeceğiz. Kürt halkı ve militanları kurbanlık koyun değildir.

Türkiye demokrasi güçlerine sürekli mücadele çağrısında bulunuyorsunuz. Ne bekliyorsunuz?

Bakınız, Türkiye halklarının, demokrasi güçlerinin sessizliğini anlamakta zorluk yaşıyoruz. Türkiye’de faşist diktatörlük var, ancak demokrasi güçleri kabuğuna çekilmiş, sessiz bir şekilde izliyor. Şunu biliyoruz; toplumun yüzde 50’sinden fazlası Erdoğan’ın faşist politikalarına karşıdır. Türkiye’nin demokratikleşmesini, Kürt sorunun çözümünü, barışı istiyor ve özgürlükleri savunuyor.

20 milyon Kürt yaşıyor. Hainler dışında hiç bir Kürt Erdoğan’ın bu politikalarını kabul etmiyor. Aynı şekilde 20 milyon civarında Alevi yaşıyor. Aleviler AKP’nin politikalarını benimsemez. Ermeni, Hristiyan, Yahudi, Rum, Asuri-Süryani halklar yaşıyor. Bu saydığım halklar da AKP’nin politikalarını onaylamaz. Listeyi uzatmak mümkün; liberal, seküler, akademisyen, sanatçı, gazeteci ve yazar da rahatsız. Diyoruz ki; rahatsız olmak yetmez, bunun mücadeleye dönüşmesi lazım.’

 Erdoğan saydığınız toplumsal kesimlerin sessizliğini kendi politikalarına verilmiş bir destek olarak görüyor…

Bu, bir onay değil, ancak böyle bir algı yaratıyorlar. Gerçek şudur; toplum Erdoğan ve AKP’nin ağır saldırılarının altındadır. Şiddetle, katliamlarla, hapishanelerle, ekonomik baskı, işine son vererek toplumsal kesimler teslim alınmak istenmektedir. 

 Saldırılar karşısında bir çare var mı?

Olmaz olur mu? Bu korku aşılıp mücadele yükseltilmelidir. Susmak, sinmek çare değildir. Kendi içinde öfke duymak çare değildir. Çünkü susarak faşizmin durdurulduğu bir tek örnek gösteremezsiniz. İlk soruya geri dönersek; Erdoğan bağırdığı kadar güçlü değil. Korkudan bağırıyor. Devletin bütün gücünü kullanarak ayakta durmaya çalışıyor. Ama milyonlar sokağa çıktığında görülecektir ki Erdoğan kaçacak yer arayacaktır. 

AKP hükümeti OHAL’i ilk ilan ettiğinde bizim tespitimiz “AKP OHAL’i bize ve demokrasi güçlerine karşı ilan etti. Buna karşı hazırlıklı olmak lazım. Darbe girişimini ‘Allah’ın lütfu’ olarak gören birinin yapacağı daha fazla baskıdır” şeklindeydi. Süreç ve yaşananlar da bizi doğruladı. İddia edildiği gibi OHAL devlete karşı değil, Kürtler, demokrasi güçleri ve muhaliflere karşı ilan edilmiştir.

Şu anda AKP’ye karşı olan herkes ‘hain’ ve ‘teröristtir.’ Hatta AKP karşıtı da demiyor devlet karşıtı diyor. Dolayısıyla kim AKP’ye karşıysa yani liberal, çevreci, sanatçı, akademisyen, yazar, gazeteci, Kürt, Alevi, Ermeni, hak hukuk isteyen herkes yok edilmesi gereken düşman olarak görülüyor. Demokrasi ve özgürlük istiyorsanız yeriniz ya hapis ya da mezardır. Şu anda Türkiye’de katliamlar, işkence ve insan ölümleri doğal bir hal almış.

Bunlara rağmen CHP’nin AKP politikasını nasıl görüyorsunuz?

Çok uğursuz bir politika olarak görüyoruz. CHP’nin AKP politikasını parti içindeki ulusalcı ve milliyetçi kanadın belirlediğini görüyoruz. AKP’nin faşist politikalarına ortak oldular. Ne yazı ki 7 Haziran sonrası böyle oldu.

 CHP ne yapabilir?

Türkiye’de AKP faşizmi karşısında bir demokrasi cephesinin kurulması ve içinde CHP’nin de içinde olması lazım. Bunun için çok da çalıştık. CHP’nin içinde önemli olarak sosyal demokrat, sol kesim var. Tabanı da önemli oranda böyledir. Bu kesimin CHP politikasında etkin olmasını istedik. Bu Türkiye’nin yararına olurdu. Ancak bu çabalar etkisiz kaldı. Biz şunu savunuyoruz; milliyetçi politikalarla CHP yoluna devam edemez. Eğer böyle deva ederse bu sadece AKP’nin faşizan politikalarını besler ve Türkiye’deki savaşın sürmesine, kaosun derinleşmesine hizmet eder. Dolayısıyla CHP içindeki sol ve sosyal demokrat kesimlerin bunları görerek rol üstlenmeleri, toplumsal barış ve özgürlükler için önemlidir. Bu da demokrasi güçleri ve HDP ile hareket etmeleriyle olur.

 Erdoğan CHP’yi zaman zaman sizin yanınız da yer almakla suçladı ve tehdit etti.

Mesele de bu zaten. Erdoğan herkesi bir şeylerle korkutarak, şantaj uygulayarak susturuyor. Halbuki CHP demokrasiyi, insan haklarını, hukuku ve barışı savunuyorsa AKP ve Erdoğan’a karşı en büyük sesi kendilerinin çıkartması gerekir. Araya bir mesafe koyulacaksa CHP’nin AKP ile arasına mesafe koyup mücadele etmesi gerekir. Utanılacak bir şey varsa bugün AKP ile yan yana durup zulmüne ortak olmaktır. AKP faşizmi karşısında direnmek onurdur.

Bize gelince, bakın size bir şey şöyleyim; sadece CHP değil, Türkiye halkının PKK’nin yanında yer alması demokrasi, özgürlük, eşitlik ve barışın yanında yer almaktır. Bu açıdan PKK demek hakların kardeşliği, demokrasisi, özgürlüğü ve barışı demektir. CHP bizden korkmasın, asıl Erdoğan’dan korksun. Burada yer almak Türkiye halkının yanında yer almaktır.

 Kürt sorunun çözümü için CHP’den nasıl bir katkı istiyorsunuz?

CHP zaman zaman Kürt sorununun Meclis’te çözülmesi gerektiğini söylüyor. O zaman bunun açıklamadan çıkıp gerçeğe dönüşmesi için adım atması gerekiyor. Bu kan revan içinde CHP’nin kalkıp Kürt sorununun çözümü için bir yol haritası açıklaması gerekir. Ortada Kürt sorunu nasıl çözeceğini açıklamış bir CHP yok. Keşke olsa. Bu Türkiye’nin yararına olur. 


ERDAL ER / BEHDİNAN