Marx, adaleti, yani sistem hukukunu sömürü düzenini kılıflama aracı olarak görmüştür; ki bugün Türkiye'deki adalet sistemi tam da bunun fotoğrafını veriyor. Aksi olsaydı, gençleri başkanlık için, düşen AKP iktidarını yeniden tesis için gençleri, sınır ötesi ve iç operasyona sürenlerden, sokağa çıkma yasağı ile askeri güvenlik bölgesi ilan edip kasabaları bombalayıp ev yakanlardan, 12 yaşındaki Nihat Kazanhan'ı psikopat keyfi için nişan alıp öldürenlerden, Şemdinli'deki Şapatan köyünü bombalayanlardan, Zergelê Katliamı'nı yapanlardan, Nusaybin'de 3 yaşındaki kurşunlayıp yaralayanlardan, 16 yaşındaki Fırat Elma'yı öldürenlerden, çetelere silahla adam sevkedenlerden hesap sorulurdu. Hesap vermesi gerekenlerin başında Kasım 2002'den beri ortak hareket eden, İç Güvenlik Yasası, internete sansür yasası vb. ile yasaların ağırlaştırılmasında, OHAL dönemi uygulamalarını tedavüle çıkaran AKP ve MHP geliyor. AKP ve MHP'den biri halka kan kusturuyor, biri tas tutuyor. Ama şovenizmle beslenen iktidar sarhoşluğu ve yargı zaptı çok ileri taşımaz. Çünkü zulümle abat olanın akıbeti berbat olur. Parti tüzüğü gibi işlettikleri yargının zırhları ve maskeleri arkasına ne kadar saklansalar da sokaklara çıkamaz hale gelecekleri günler uzak değil. İşte son yaşanan örnekler...

Birçok yerdeki asker cenaze törenlerinde bakanlar, milletvekilleri protesto edilmişti. Saray ve AKP kurmaylarının başkanlık, koltuk iktidar ve parti hırsları nedeniyle savaş başlatıp gençlerin kanına girdiği yönünde tepkiler alıyordu. Geçici AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hayatını kaybeden askerlerin yakınlarınca protesto ediliyordu. 

TSK operasyonları ve çatışmalar sürerken Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesi Ayvalık Köyü'nde Jandarma Karakolu'na Jandarma Yüzbaşı Ali Alkan hayatını kaybedenler arasındaydı. Ali Alkan için Osmaniye Büyük Cami'de cenaze töreni vardı. (23 Ağustos 2015) Geçici hükümetin kin ve kan üzerinden siyaseti çerçevesinde AKP Osmaniye Milletvekilleri Suat Önal, Mücahit Durmuşoğlu, AKP İl Başkanı Hamza Tor da törendeydi. 


Eli tetikte olanların isyanı:

Bu kez sesini yükselten bir yarbay oldu. Kardeşi Ali Alkan'ın cenazesine arkadaşlarıyla birlikte üniformasıyla katılan Yarbay Mehmet Alkan şunları söylüyordu: "Buranın vatan evladı, 32 yaşında, daha vatanına, sevdiklerine doymadı, dünyaya doymadı, bunun katili kim? Bunun sebebi kim? Şu güne kadar 'çözüm' diyenler neden şimdi 'sonuna kadar savaş' diyor. Kendileri gitsin savaşsın..." Yarbayın "Şehit olmak istiyorum" diyen Enerji Bakanı Taner Yıldız'a da mesajı vardı: "Sırça saraylarda 30 tane korumayla gezip zırhlı arabalara binip de 'şehit olmak istiyorum' diye bir şey yok. Git o zaman, oraya git." Astsubay kardeş de "Ben burada bu çapulcuları istemiyorum" derken, abilerden biri "Ben şehit yakınıyım, ön safta değilim, bu çapulcuların önümde ne işi var? Benim kardeşim ölmüş, bu çapulcuların olduğu yerde ben şehidimi alacağım. Ben burada bu çapulcuları istemiyorum. Alay Komutanlığı'na götüreceğim" diyordu.

Törende Erdoğan'ın adını kullanarak tepki gösterenler de oldu. AKP'lilerin çocuklarının neden cephede olmadığı sorulup Erdoğan'ın gönderdiği çelenk parçalanıyordu. Bu geçici bir tepki değil, güçlenen bir eğilim olarak okunmalı. Çünkü ses verenler dizleri siperlere değip eli tetikte olanlardır. Gençleri, geleceği düşünmeden karar alıcı Ankara kodamanları değil. 

Bu taşlar dalgayı büyütür. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan da uzman çavuş Musa Saydam'ın Kırıkkale'deki cenaze töreninde (16 Ağustos 2015) kovalanmış, korumalarınca aracına bindirilip kaçırılmıştı. 

Milyonların aklıyla alay edersen, seçimlere hazırlanırken 10 saatten fazla süren 30 Ekim 2014 MGK'sından (en uzun toplantı) beri savaş hazırlığı yaparsan, 7 Haziran'da istediğin sonucu alamayınca da ateşkesi bozup savaşı yeniden başlatırsan; hükümeti kurmayı kimse denemesin diye 45 gün boyunca Davutoğlu eliyle partileri oyalayıp yasal süreyi heba edersen kaçacak yer ararsın... Sonuç olarak Türkiye'de dönüşüm nehri akarken önünde duracaklarını sananlar büyük kaybedecek. Devletin klişe yalanlarla tekçi zehrini enjekte edip mutantlaştırdığı kesimler daha da azalacak. Karşı çıkış yumakları Erdoğan'ın deyimiyle buzdolabına alınan "çözüm süreci"nin daha cesur adımlarla yürümesinin önünü açacak, Rojava'yı benimsemeyi getirecektir.