
Kürtler avantajlı
Gerger, mevcut durumda Kürtlerin Ortadoğu'da biraz daha avantajlı olduklarını vurguladı; bu avantajı da iki nedene bağladı:
* Tarihsel ve ahlaki haklılıkları.
* Örgütlü ve silahlı olmaları.
Her parçada örgütlenme gerçekleştiren Kürtlerin, giderek kendi kurumlarını da oluşturup derinleştirdiklerini belirten Prof. Gerger, silahlı olma avantajının önemini de vurguladı: ""Silah Ortadoğu'da, şiddete dayalı düzenlerde halkların kendilerini koruyabilecekleri bir araç. Seçtikleri bir araç değil. Ama onlara dayatılmış bir şey. Ya o emperyalizmin ve kıyıcı rejimlerin altında eriyeceksin, ezileceksin, yok olacaksın ya da onların anlayacağı dilden kendini savunacaksın. Kürtler bunu da becerdiler. Örgüt ve meşru savunma zoruna sahip oldular. Konumlarından dolayı epeydir uzun süren milli aydınlanma süreçlerinden dolayı ne istediklerini biliyorlar. Programları var, talepleri var. Bu kargaşa ortamında egemenler çözümsüzlük girdabında çırpınırken, ne yapacağını bilemezken, krizlerle boğuşurken, Kürtler ne yapacaklarını biliyorlar."
Kürtlerin dezavantajları
Gerger, Kürtlerin mevcut konjöktür içerisinde dezavantajlarının da olduğunu dile getirdi:
l Rojava küçücük ama büyük kuşatma var; büyük tehlikeler altında aynı zamanda.
l Çeşitli nedenlerden dolayı bir de bölünmüşlükleri var. Yani milli birlik ve bütünlükleri bir ulusal dayanışma bakımından da zafiyetler var.
Prof. Gerger, Kürtler bakımından bir üçüncü dezavantajı da 'anlayış' şearhini düşerek ifade etti: "Kürtler, bölge halklarıyla beraber yaşamak istiyorlar. Bu doğru bir şey. Ama bunu yaparken, Kürtler aslında bu kardeşliğin karşılığını alamıyorlar. Uzattıkları el çoğu zaman havada kalıyor. Bunun bir sonucu da Kürtlerin egemen devletlerin ve hakim halkların içindeki muhalefetler içinde erime tehlikesi. Bunun bir ideolojik tehlike olduğu kanaatindeyim."
Prof. Gerger, bu karşılık şunu salık verdi: "Kürtler bence kendi milli ayrılıklarını ve çıkarlarını koruyarak, kıskançlıkla savunarak da bir kardeşlik ve demokratik dayanışma projesi oluşturabilirler ve oluşturmalılar. Bu kendi ulusal sınırlarının ayrımlarını tam koymadan, demokratik de olsa bu hakim ulusların demokratik muhalefeti için de erimek, Kürtler bakımından bir potansiyel risk. Yani bir sırat köprüsünde Ortadoğu'daki halklar ve Kürtler de."
Çözüyormuş gibi
Türkiye'de devam eden ve tıkanma noktasına gelen "çözüm sürecine" ilişkin ise Prof. Gerger, Türk devletinin hem zihniyetinden hem de güncel pratiğinden kaynaklanan yönelimlere işaret etti. Barış ve çözüm için taraflar gerektiğini kaydeden Gerger, çelişkiye dikkat çekti: "Türkiye bir taraftan kendi Kürt sorununu çözüyormuş gibi gözüküyor, diğer taraftan da Rojava'da Kürtlerin demokratik, milli çıkarlarına karşı davranıyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu. Bu şunu gösteriyor; Türkiye bir zihinsel dönüşümden, toplumda ve devlette bir ideolojik değişimden, bir tarihsel ders almışlıktan bir çözüm sürecine girmiş değil. Sorun da burada. Türkiye çözüyormuş, anlaşıyormuş gibi görünüyor. Atılım yapıyormuş gibi görünüyor. Ama aslında sorunun ana kaynağından kopamıyor."
Sorunun ana kaynağının "Kürtlerin bir millet olarak tanınması ve millet olmaktan kaynaklanan ayrılmaz haklarının tanınması" olarak tanımlayan Prof. Gerger, "Bunun çözümü ortada. Kürtlerin varlığını reddetmekten vazgeçmek ve inkardan vazgeçmenin gereğini yapmak. Türkiye'nin açılım, çözüm veya barış süreci, bunu saptamaktan geçmiyor. Sorunun kaynağından geçiyor yine. Tasfiyeden geçiyor. Yani yine Kürtlerin ulusal, milli varlığını tanımamaktan, o varlığından kaynaklanan haklarını tanımamaktan, vermemekten geçiyor. Bunu savaş yoluyla yapamadı, başka türlü yapmaya çalışıyor. Çözümden kasıt bu" şemlinde konuştu.
Stratejideki kurnazlık
AKP'nin demokratik kimi iyileştirmelerle Avrupalıların olumlamasını ve Kürtlerin de kafasının biraz karışmasını sağlayarak; stratejik anlamda ise aşamalı bir tasfiyeye yöneldiğini savunan Prof. Gerger, şöyle devam etti: "Önce mesele PKK'nin askeri kanadını tasfiye edelim. Sonra da kafanın arkasında belki politik kanadın tasfiyesi de kolaylaşır. Ondan sonra Allah büyüktür, belki sorunun kendisini tasfiye ederiz.' Şimdi görüldüğü gibi yöntemde de stratejide de köklü bir ideolojik zihinsel dönüşümden kaynaklanmayan bir kurnazlık var. Böyle olunca tabi buna gerçek manada bir çözüm ve barış demek zorlaşıyor. Silahların susması iyidir tabi. Ama onun kalıcı olması için adalete ve gerçek manada çözüme dayanacak, ancak barış da o zaman olur."
Bomba bir gün patlar
Türkiye'nin bu algı ile Kürt sorununa yaklaşmasını, "eşittir çözümsüzlük" olarak nitelendiren Gerger, şunları dile getirdi: "Çözümsüzlük olduğu zaman kaçınılmaz olarak Kürt sorununun devamı demek bu. Bu tür sorunlar, barışçıl ve demokratik ortamlarla devam etmez. Çünkü onunla çelişiyor. Bu sorun devam ettiği müddetçe, Türkler ve Kürtler arasında barışçıl, demokratik bir ortam olmaz. Yani biz hepimiz patlamaya hazır bir saatli bombanın üzerinde oturuyoruz. O bomba bir gün patlar. Onun sorumluluğu, barış ve çözüm için adım atmayanlarda olur, ama iş işten geçer. Yeniden yıkım olur, yeniden şiddet olur. Şimdilik ipuçlarını görüyoruz. Yeni bir bastırma, yeni bir savaş bütün hepimiz için yeni acılar, yeni ölümler, kan ve gözyaşı demek. Bu tehlikeyi görmezden gelmek aymazlık olur."
Türkiye'deki rüşvet ve yolsuzluk operasyonuna ilişkin Gerger, sorunun bir boyutunun rant ve denetim kavgası olduğunu dile getirdi. Ancak rantın tek başına bunu açıklamadığını ifade eden Gerger, dış politikalarının da farklı olduğunu söyledi. Şimdi bu dağılan blok arasındaki bunalımın yaşandığını kaydeden Gerger, Erdoğan'ın da emperyalistler için istikrarsız biri olduğunu belirtti. Gerger, "İstikrarsızlığı sadece kişisel değil. İktidarının yapısından da kaynaklanıyor, ideolojisinden de kaynaklanıyor. Eski Osmanlı hegemonyasını kurmak gibi biraz hastalıklı. Hastalıklı bir milliyetçilikten kaynaklı, istikrarsız bir dış politika yaratan yanları da söz konusu. Misak-ı Milli, Arap coğrafyasında bir hegemonya kurma. Bir Osmanlı rüyası filan. Bunun gerçekle de alakası yok ama bu istikrarsızlık yaratıyor. Erdoğan, aynı zamanda bir tarafıyla peronist yani popülist, otoriterin de ötesinde totaliter. Çünkü kendisini toplumun sadece padişahı gibi değil, imamı gibi de görüyor. İdeolojisinde yok; Demokrasinin olmazsa olmazı olan kuvvetler ayrılığı. Çünkü onun ideolojisinde, imam olur, padişah olur. Savcı da kendisi olur, hakimi de kendisi olur, kanunu da kendisi koyar. Böyle bir dünyası var. Bütün bunlar, büyük istikrarsızlıklar, iç çatışmalar ve çelişkiler yaratıyor" dedi.
'Türkiye çürüyor'
Bütün bunlar yaşanırken, Türkiye toplumunda bir seçeneksizlik duygusunun hakim olduğunun altını çizen Gerger, şunları vurguladı: "AKP gittikçe bütün kurumlara hakim oluyor. Mazlum rolü oynuyor ama şimdi zalim ve kıyıcı devlete hakim oluyor. Ve karşısında demokratik bir muhalefet yok. Toplumda bir seçenek de yok ve bu seçeneksizlik duygusu bazen Gezi'de olduğu gibi öfkeye, isyana neden oluyor ama çoğu zaman boyun eğmeye, geri çekilmeye, apolitikleşmeye, tahammüle ve sabra filan dönüşüyor. Böylece toplumsal hayatiyette ölüyor ve böyle gidiyor. Türkiye çürüyor. Bu çürüme tohumlarını Cumhuriyetin kuruluş ideolojisinde ve yapılanmasında başlatabiliriz."
Bunun altından kalkamaz
Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu "artık tuz da koktu" diye açıklayan Gerger, şunları ifade etti: "Bugün geldiğimiz noktada Türkiye artık çürümüştür. Bunu ne yıkar, korkarım ki; egemenler bunu kan yıkar diye düşünür. Savaş yapar, macera arar, Kürt bastırması yapar ama bunu böyle yıkayamazlar. Egemenlerin yol ve yöntemiyle bu çürüme derinleşir ve gelecekte karanlık görünüyor. Bu seçimler, aynı zamanda halkın da bir sınavıdır. Bütün bu çürüme ortamında, bu otoriterleşme eğilimine, bu yolsuzluklara karşın eğer Erdoğan başkan olabilecek bir şekilde bir oy artırımı filan yaparsa ve kendi düşündüğü bir başkanlık sistemini kurup başkan olursa, Türkiye asla bunun altından kalkamaz. Büyük bir felakete sürükleniriz. Onun oy kaybetmesi ve dolayısıyla başkanlık sisteminin engellenmesi tek başına çözüm değildir ama hiç olmazsa bir umut verebilir. Bence Kürt halkı da Türk haklı da bu seçimlere öyle basit bir mahalli seçim gibi bakmamalı. Bir sırat köprüsünde onlar da bir sınav verecekler. Bakalım onlar o sınavdan geçecek mi kalacak mı? Onun için bu seçimler gerçekten stratejik önemde seçimlerdir."
Yapılması gereken
İçinde bulunulan durumdan kurtulmak için Türkiye'de toplumsal ayağa kalkmanın gerekli olduğunu belirten Gerger, değerlendirmelerini şu cümlelerle sonlandırdı: "Kendisini çürüten bu ölü toprağını silkeleyip, atmak için bir demokratik ortama ihtiyaç var. Demokratik ortam, toplumsal uyanış, büyük sarsıntılarla olur ancak. Kürt sorununun iki tane önemi var burada. Her şeyi Kürtlere bağlamak için söylemiyorum. Objektif şartlar öyle getirdiği için:
* Savaş durumları toplumlarda içe kapanıklığı getirir. Devlet otoritesine biat etmeyi getirir, iç disiplini kuvvetlendirir. Nitekim, örgütler ve devletler, yöneticiler kendi içlerinde sorun olduğu zaman dışarıyla çatışma çıkarırlar ki, içeride iç disiplini güçlendirsinler, insanları kendi etraflarında toplasınlar diye. Türkiye'ye bu ezici devlet ideolojisi kabus gibi çökmüş, bundan kurtulamıyor. Savaş ve şiddet oldukça, sınıf, toplum, ihtiyaç, talep, çıkar hepsi bırakılıp, devlete, onun kurumlarına, onun ideolojisine sığınma olur. Yani ölü toprağı kat be kat artıyor. Onun için bir barış, çözüm ve demokratikleşme en çok Türklere de yarayacak.
* Kürt Özgürlük Hareketi'nin çok özel bir yeri var. Başka benzer hareketlerle. Kendi çıkarları için mücadele ederken, objektif olarak kendisini ezenlerin de demokratikleşmesine ve özgürleşmesine katkıda bulunuyor. Bu nedenlerden dolayı Kürt sorunundaki gerçek, adil ve barışsever bir çözüm hem bölgede, hem de Türkiye içinde bu toplumsal uyanış ve demokratikleşme, yeni hayat bulması demek olacak. Tabi aynı zamanda halkların ittifakı da olacak. Daha güçlenmiş olacaklar. Kurtuluşu böyle yerlerde aramak lazım. Aksi takdirde devlet ve onun ideoloji içinde hepimiz kavrulup, yok oluyoruz.
İBRAHİM ASLAN/DİHA/ANKARA