
Leyla Güven ölüm orucunun 75. Gününde. Ölüm bu büyük Kürt kadınının birkaç adım ötesinde duruyor.
Son mektubunda “ölümü” nasıl büyük bir iradeyle göze aldığını duyurdu. Aynı zamanda bu irade, onu aramızdan almaya hazırlanan ölümü de durduruyor.
Leyla Güven ölmemeli.
Çünkü onun başlattığı bu eylem, bir “intihar” eylemi değil. Eğer Leyla Güven ölümü eyleminin gücüyle her gün kendisinden birkaç adım uzakta tutmayı başarırsa, onun eylemi amacına ulaşacaktır.
PKK Önderi’nin üstündeki tecridi kaldırmanın hem uluslararası koşulları ve hem de ülke içi koşulları hızla olgunlaşıyor.
Leyla Güven hayata tutunmalı. Dayanmalı. Ölüm yattığı hücrenin kapısından girememeli. Azrail nasıl Leyla Güven’den birkaç adım taş kesilmiş gibi nasıl duruyor, onu “dönülmez akşamın ufuk ötesine” taşımak istemezcesine öyle bakıyorsa, tecridi kıracak olan halk gücü ve uluslararası dayanışmanın gücü de her geçen gün biraz daha İmralı kapılarına dayanıyor.
Bu güç İmralı tecridini kırdığı anda Leyla Güven hayatın güzel, renkli, umut dolu bahçesine yeniden adımını atacak.
Bu mümkün mü?
Evet. Bu defa mümkün.
Erdoğan rejimi tarihinin en zayıf anını yaşıyor. Suriye’de yenildi. İşgal ettiği Efrîn’de Şehba halkı ayakta. İşgalciler artık korku içinde, işgale karşı sıkılan kurşunun nereden kendilerini yakalayacağını bilemez oldular.
Rojava Erdoğan rejimine unutamayacağı darbeyi indirdi. Türk devleti için artık umut yok. Uluslararası hukuku barbarca çiğneyen biricik devlet olarak yapayalnız debeleniyor. Suriye devletinin topraklarını işgal eden biricik “yabancı” güç Türkiye. Rusya’yı meşru rejim davet etmiş. İran’ı da. Koalisyon güçleri şu ana kadar Suriye’nin bir metre karelik toprağını işgal etmemiş. Kendi topraklarını DAİŞ çetelerini ezerek koruyan Kürt, Süryani, Ermeni, Arap halklarına “yardım” etmişler ve şimdi Suriye topraklarını terk ediyorlar. Erdoğan Efrîn’de, Cerablus’ta, Azez’de, El Bab’da direklere Türk bayrağı çeken biricik işgalci devletin başı olarak, işlediği bu savaş suçunun hesabını vermemek için sadece zaman kazanmaya çalışmakta.
Artık Kılıçdaroğlu’nun “muhalefeti” gerçek yüzüyle ortaya çıktı. Belli oldu ki, CHP içindeki “derin güçler”, Ergenekon’un Saray rejimiyle kurduğu ittifakın içindeler ve bunu gizleme imkanını her geçen biraz daha kaybediyorlar.
Bu çok ciddi bir durumdur. Çünkü bir takım klikler ne dümen çevirirse çevirsin, hem CHP tabanında, hem AKP tabanında geniş halk kitleleri arasındaki öfke önü alınmazcasına büyüyor. Göreceğiz, halklar sırtlarındaki parti aygıtlarını ilk fırsatta sırtlarından atacak, kendi özgür iradeleriyle faşizme karşı ayağa kalkacaklardır.
Erdoğan Türkiye tarihinde her egemen partinin kendi “alternatifini” kendi içinden çıkardığını bilir. Bunu bildiği için artık korkuyla titriyor. Türkiye’nin “demokrasi” değilse de, siyasi partiler tarihi şunu gösteriyor: İlk parti İttihat Terakki, kendi sistem için alternatifini kendi içinden doğurdu: CHP. Bu doğuma ebeliği Birinci Dünya Savaşındaki galipler yaptı. CHP kendi içinden DP’yi doğurdu; bunun da ebesi İkinci Dünya Savaşı galipleriydi. Doğurma süreci sürüp gitti. AKP de Erbakan’ın partisinin içinden çıktı. Ve şimdi Erdoğan kendi partisinin ne zaman doğuracağını bilemez durumda. Havuz Medyası Abdullah Gül ve etrafının 55 vekille Mayıs ayında bir parti kurma dedikodusuyla çalkalanıyor.
Ama daha önemlisi kapitalist modernite kendi içinde parçalanıyor. Türk kapitalizminde geleceğin öncüsü savaş endüstrisi. Şimdi Erdoğan’a “aşık” olduğunu söyleyen Ethem Sancak Tank palet fabrikasına Katar’lı ortağı ile el koydu. Kimin elinden alarak? Koç’un. Demek ki, Türk kapitalizminin devleri arasındaki savaş da kızışmakta. Sabancı ailesinin Malta yurttaşı olmasını da hatırlayalım.
Ve şimdi Leyla Güven ve onun öncülüğünde tüm zindanlara sıçrayan, dünya çapında yayılan açlık grevleri eyleminin ilk sonucu da alındı.
Saray eylemler karşısında panikledi ve aklınca eylemleri kırmak için malum oyuna başvurdu. Bu oyun onun zayıflığını ortaya koydu. Ve arkasından İngiltere, Almanya, Fransa tecrite karşı ilk defa konuşmak zorunda kaldı.
Demek ki, Leyla Güven’in tam zamanında başlattığı bu eylem, bir “intihar eylemi” değil. Elbette ölümü göze alan, fakat önüne koyduğu hedefe ulaşma imkanını gören bir eylem.
Eğer herkes bu eylemin etrafında kenetlenirse, bilelim ki, Leyla Güven “tecridi kıran kadın” olarak tarihe geçecek.