Türkiye tarihinin en kritik dönemini yaşıyor. Artık uçurumun eşiğinde, kıyısında gibi değerlendirmeler çok yetersiz. Türkiye bal gibi savaşın içinde. İçeride ve dışarıda her geçen gün daha fazla kan dökülüyor.

Sadece son bir yıldaki toplu katliamları düşünün yeter. Artık şurada çatışma oldu, burada saldırı oldu haberleri durumu açıklamıyor. Sürekli çatışmalar var. Tek merkeze bağlanmış özel savaş medyası gerekli gördüğünde ve gerekli gördüğü biçimde, bir algı operasyonu olarak halka yansıtıyor. Zaten bütün büyük çatışmalara, saldırılara, katliamlara anında yayın yasağı getirilip üstü örtülüyor.

Erdoğan diktası, Kürtlerle barış yerine savaşı tercih ederek, içte ve dışta şiddetli bir savaşa girmiş bulunuyor. Zaten bu savaş kararını verenler, 2015 baharında "Çözüm süreci"ne son vererek Öcalan üzerinde tecridi başlattı. 7 Haziran 2015 seçimlerini geçersiz ilan ederek TBMM'yi devre dışı bıraktı ve tek adam diktasını ilan etti. O günden beri, TBMM Kenan Evren'in Danışma meclisi kadar hatta Muhtarlar Meclisi kadar bile itibar ve haysiyet sahibi değildir. Sistemin fiilen değiştiğini ilan eden de Erdoğan'ın kendisidir.

Fiilen başkanlık sistemine geçilmiştir, TBMM göstermelik bir incir yaprağıdır artık. Hükümetin varlığı yokluğu hiç belli oluyor mu? Diktatörlüğün ayağına bağ olan son engeller de 15 Temmuz darbesi bahanesiyle kaldırılmış oldu. İlan edilen OHAL ve Kanun Hükmündeki Kararnameler(KHK) dönemiyle TBMM iyice hadım edildi.

Artık hırsızlık-yolsuzluk-katliam dosyaları unutuldu gitti. Onları soran FETÖCÜ diye damgalanıyor.

Roboskî’yi unuttuk, Suruç-Cizre-Şırnak-Sur-Nusaybin-Gever katliamlarını kim soruyor?

Katliam dosyalarını avukatlar bile göremiyor. Hepsine yayın yasağı var. 10 Ekim 2015 Ankara Garı katliamında can verenleri anmak bile yasak.

Belediye başkanı diye bir şey kalmadı. Onların yerinde işgalci kayyımlar oturuyor. Sinop'da muhtarların yerine bile kayyım atandı.

Medya sus pus. Tutuklanmayanlar, kapatılmayanlar da tek merkeze bağlandı.

İşçilerin haklarını sendikalar bile dile getiremiyor. Getirse de kim yazacak, kim halka duyuracak? Hiç grev-sözleşme duyuyor musunuz? Daha iki gün önce Soma davası vardı, kim duydu, 301 işçiyi kim hatırladı? Soma'da tutuklanan 3 FETÖCÜ haberi daha önemli... Kılıçdaroğlu, 7 Haziran seçimlerini geçersiz sayarak Erdoğan ile işbirliğine başladı, "Anayasa'ya aykırı ama EVET" diyerek de açıkça teslim oldu. Artık boşuna çırpınıyor.

Sıra tek muhalefet partisi olan HDP'yi de susturma aşamasında. Zaten HDP milletvekilleri fiilen kendi seçmenleriyle bile bulaşamıyor. Yöneticileri sürekli olarak gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Onları savcılar ve mahkeme salonları, zindanlar bekliyor.

FETÖ'den boşalan yerleri kapmak için diğer tarikatların yarışı medyada ayrıntılı olarak yayınlanıyor. Dincileşen devlet ve devletleşen dincilik çürümüş, kokmuş demektir. Memleket bu haldeyken, dikta rejiminin borazanı medyada tartışılanlar evlere şenlik. Medya bütün pisliklerin üstüne atılan şal gibi:

Başına püsküllü fesi geçirmiş bir şaklaban öncülüğüyle "Lozan zafer mi, hezimet mi, Yunan işgali daha mı iyi olurdu?"

Halep, Kerkük, Musul, Selanik, 12 adalar bizim değil mi?

Abdülhamit ulu hakan mı?

Laiklik anayasadan çıksın mı, hilafet gelsin mi?

Başkanlık sistemine geçilsin mi, nasıl geçilsin?

Majestelerinin muhalefeti Bahçeli, başkanlık meselesine son noktayı koymuş:

"Kenan Evren'in yaptığı gibi, Anayasa değişikliği paketine geçici bir madde koyup Erdoğan'ı başkan yapalım."

Bahçeliyi tebrik etmek lazım. Bizim on sayfada anlatamadığımızı bir cümleyle anlatmış.

Bizce de, bitsin şu çile, zaten fiilen olmuş: Erdoğan ebedi şef ilan edilmeli!

Her şey mümkün artık ama bazı şeyler de imkansız:

KHK ile faşist diktanızı demokrasi şovuyla örtemezsiniz.

KHK ile üretimi, ihracatı arttıramazsınız!

KHK ile ekonomik krizi yasaklayamaz, doların yükselişini durduramazsınız!

KHK ile Rojava devrimini ezemezsiniz.

KHK ile halkın direnişini tutuklayamazsınız!

KHK ile akan suya kilit vuramazsınız!

Çözüm OHAL-Erdoğan faşizmi değil, herkese eşitlik, özgürlük ve tam demokrasidir!