Bazı olaylar vardır ki sis perdelerinin arkasında kaybolup gider. Sakine Cansız, Fidan Doğan, Leyla Şaylemez suikastı bunların dışında kalır. Paris katliamının bu yıl dördüncü yılını idrak edeceğiz. Olay tarihinden başlayarak, katliamın üzerine sis perdesi örtülmesi için Fransız istihbarat birimleri adeta yardımcı oldu. Sadece istihbarat birimleri değil, Fransız adaleti de olayın üzerine şal örtülmesi için soruşturma sürecini ağırdan aldı.

Hürriyet gazetesi haberi 7. sayfasından vermiş; „Ömer Güney sırları ile birlikte gitti“. Türk basınının diğer gazeteleride aynı şekilde olayı yansıtıyorlar. Ancak çok iyi bilinmelidir ki Ömer Güney sırları ile birlikte gitmedi. Ömer Güney’in kanser hastası olduğu ve beyninde habis bir ur olduğu Fransız makamları tarafından biliniyordu. İlk yakalandığında basına yansıyan bu durumun Fransız makamları tarafından bilinmemesi düşünülemez. Bu nedenledir ki Ömer Güney’in bir an önce mahkemeye çıkarılması için soruşturmanın da sonlandırılması gerekiyordu. Soruşturmayı yürüten savcılar iddianameyi bir yıl önce tamamlamış olmalarına rağmen mahkemenin Paris İstinaf Mahkemesi tarafından 6 Aralık 2016 tarihine bırakılması, yine hiç bir gerekçe gösterilmeden 23 Ocak ile 23 Şubat 2017 tarihleri arasına ertelenmesi anlamlıdır. Anlamlıdır, çünkü Ömer Güney’in ağır hasta olduğu son günlerini yaşadığı Fransız adaleti tarafından biliniyor. Nitekim kısa bir süre sonrada tetikçi Paris’in bir hastahanesinde yaşamını yitiriyor.


Şimdi tetikçi ya da tetikçilerden birisi olan Ömer Güney öldüğü için çağdaş Ceza Mahkemeleri Usulu hukukuna göre dava düşürülecek. Davanın düşürülmesi ilede Ferda Çetin’in dediği gibi “Ölen tetikçi, öldürülen bir dava“. Paris katliamının üzerindeki sis perdesi Fransa-TC vesair güçlerin işbirliği ile kasten kaldırılmadı. Dava hukuken düşecek. Ancak Kürtlerin ve kendisine insanım diyenlerin vicdanında dava sürecek. Kürtler ve dostları katliamın gerçek faillerinin çok iyi biliyorlar. Ömer Güney paravandı. Onun arkasındaki güçler 2013’te başlatılan “Kürt Sorununun Demokratik Çözümünü“ imha etmek istediler. Nitekim 10 Ocak 2013 sonrası süreci Kürt tarafının ve Kürt halkının duyarlılığı ile sona erdiremeyenler, daha sonra Suruç ve Ceylanpınar olayları ile süreci bitirdiler. Bugün geldiğimiz noktada Kürdistan ve Türkiye kan gölüne çevrilmiş. Kan seviciler kendi elleri ile hazırladıklar kan banyosunda yıkanıyorlar. Ancak bilinmelidirki kan banyosu yapmak sıhhatlı değildir. Bir gün gelir kan banyosunu hazırlayanlar aynı banyonun içinde boğulurlar.

KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA: 

* Kürt halk sanatçısı Eyşe Şan 18 Aralık 1996 tarihinde yoksulluk içerisinde İzmir’de yaşamını yitirdi. Diyarbekir’de defnedilmesi konusundaki vasiyeti halen yerine getirilmedi.
* Kürt siyasetçi, yazar Mahmut Baksi 19 Aralık 2000 tarihinde Stockholm’da yaşamını yitirdi

Lice’de, 21 Aralık 1990 tarihinde halk üzerindeki baskıları şikayet etmek üzere kaymakamlığa giden sivil Kürtlerin üzerine açılan silahlı ateş üzerine 1 kadın ve 1 çocuk yaşamını yitirdi.

* 23 Aralık 1986 tarihinde Elazığ PKK davası sonuçlandı. 6 PKK’liye müebed, 10 PKK’liye ise idam cezası verildi.

* 24 Aralık 1978 tarihinde Maraş’ta Kürt Alevilere yönelik katliam başlatıldı. Çıkan olaylarda resmi makamlara göre 111 yaşlı, kadın, çocuk Kürt Alevisi katledildi.

* 25 Aralık 1991 tarihinde Kulp ve Lice’de gerilla cenazelerinin kaldırılması sırasında çıkan olaylarda 3 güvenlik görevlisi ve 9 sivil Kürt yaşamlarını yitirdi.