Egemen sistem tüm kurum ve kuruluşlarıyla iflas etmiştir, çökmüştür. Vadesi gelmiş borçları ödemenin bir yolu yoktur. Yıllardır aldığı dış ve iç borçlarla har vurup harman savuran AKP çetesi artık borçlarını ödeyemez hale gelmiştir.

Borç içinde kıvranırken içte ve dışta kanlı bir savaşa girilmiştir. Övünerek anlattıkları savaş sanayisinin ve savaşın maliyetini düşünüyorlar mı, açıklıyorlar mı?

Mesele Papaz Brunson meselesi değildir. Papaz bir bahane ve günah keçisi yapılıyor.

Aslında krizi fazla da abartmamak gerekir. Her krizde kaybeden kadar kazanan da vardır. Krizlerde bütün yük halkın sırtına yıkılırken yukarıda sermeye el değiştirir. Zaten Katar ve bazı sermayedarların hemen can çekişen-batan gruplara göz diktiği anlaşılıyor.

Yani sırf kriz var diye sistem yıkılmaz. Ezilen sınıflarla ezenler arasında krizin yükünü taşımama kavgası sürerken ezenler arasında da kurulan kurtlar sofrasında parsa toplama kavgası büyür.

Erdoğan ve besleme-yandaş sermaye grupları memleketi talan ediyor. Doğan medya grubunun Ziraat Bankası kredisiyle Demirören grubuna nasıl devredildiğini gördük. Diğer medya grupları zaten ele geçirilmişti. Ana akım medyada AKP’yi eleştirecek gazete ve yazar kalmadı. Amiral de, amiral gemisi de battı.

Bunları demokratik bir sistem içinde yapmak olanaksızdı. Bu nedenle sistemin en diri muhalefeti olan hatta tek gerçek muhalefeti olan HDP’yi bastırmaya yönelik saldırılar başladı. Ama HDP üst üste üç seçimde de barajı aşıp meclise girdi.

2015-18 arasında Erdoğan ve onun etrafında bütünleşen milliyetçi savaş cephesi bir darbe yaptı ve yeni bir dönem açıldı. Bu darbeciler önce TBMM ve AKP’yi devre dışı bıraktı. AKP kaç parça bilen var mı?

Aynı süreçte MHP de parçalandı. Yeni kurulan İYİP de seçimlerden sonra parçalanma sürecine girdi. Şimdi onlar da Erdoğan’ın arkasında.

CHP zaten hiç bir zaman tek parti olamadı. Hala delegeleri denkleştirip kongreye gidemiyor. CHP içindeki ilerici-demokratlar artık şapkasını önüne koyup iyice düşünmelidir.

Bugüne kadar her kritik dönemeçte AKP’yi destekleyen, “Anayasaya aykırı ama EVET” diyerek HDP’lileri zindana attıran Kılıçdaroğlu kendi vekilleri tutuklanınca çaresiz kaldı. Şimdi sendikalar, sermaye örgütleri niye suskun diye çene çalıyor. HDP’ye gelince:

Erdoğan son seçimlerden önce gönderdiği mesajda “O partiyi gömün” diyordu. Açıkça öldürün demediğine göre diri diri gömün demek istiyor. Zaten yaptırdığı katliamlar yetmeyince HDP eşbaşkanlarını, milletvekillerini ve belediye eşbaşkanlarını zindanlara attırdı. Yani diri diri gömme yolunu da denemekte. Zindanlar en acımasız ve kanlı günlerini yaşıyor. Dışarıda bir haksızlık ve hukuksuzluk oluyorsa zindanlarda on hatta yüz kat oluyor.

HDP sisteme karşı tek ve gerçek muhalefet partisi konumundadır.

Bu kadar farklı bileşen ortak bir parti kurdu ve 2015 seçimlerinden beri halkın umudu oldu.

Ancak yeni dönemde HDP de eski eylem ve mücadele biçimleriyle devam edemez. Çünkü meclisin ve belediyelerin tek merkeze bağlandığı yeni bir faşist dikta dönemindeyiz.

Herkes ne yapacağını yeniden düşünüp karar verebilir, vermelidir.

Bu aşamada bazı tartışmaların çıkması normaldir. Bu tartışmalardan da korkmamak gerek. Eğer ciddi olarak tartışılır ve net bir sonuç çıkarsa iyi olur. Kafası karışık bir kalabalık olmaktansa dönemin görevleri konusunda anlaşan net bir parti olmak gerekir ve ancak böyle bir parti halkın beklentilerini karşılayabilir.

HDP de diğer partiler gibi eriyip gidecek mi yoksa kendisine umut bağlayan, can pahasına oy veren halkın beklentilerine cevap verip gelişip güçlenecek mi?

Bu sorunun cevabı halkla birlikte meydanlarda verilecektir.

Grevleri yasaklanan işçiler, okuldan atılan öğrenciler, her gün katledilen kadınlar-çocuklar, zindanlarda insanlık dışı zulme karşı direnen tutsaklar, hala kimliği reddedilen Kürtler, Aleviler ve diğer ezilen topluluklar HDP’yi her an yanı başlarında, önlerinde ve içlerinde görmelidir.

Bu ağır saldırıları göğüslemek ve demokratik çözüm yolunu açmak ancak ezilenlerin toplu mücadelesiyle mümkün olacaktır