- Hizbulkontranın ailesine dönük katliamlarını ve bugün Hüda-Par'ın iktidara yedeklenmesini hatırlatan Murat Kılıç, “Bu sistem ve zihniyeti değişmedi” dedi.
MEDİNE MAMEDOĞLU / BATMAN
Hizbulkontra saldırıları sonucu 90’lı yıllarda ailesinden 5 kişiyi kaybeden DBP Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Murat Kılıç, devletin aynı ortaklığı devam ettirdiğini; HÜDA-PAR'ın AKP-MHP'nin bünyesine alınmasının da bunun gereği olduğunu söyledi.
Kılıç Ailesi'nin ilk kaybı, Ekim 1992’de yaşandı. Murat Kılıç’ın babası Edip Kılıç, 1 Ekim 1992’de Batman Beşevler Mahallesi’ndeki evlerinin yakınlarındaki iş yerini açmaya giderken 9 kurşunla katledildi. İkinci saldırı ise yas sürecinde, yani babası için kurulan taziyenin 20. gününde yaşandı. Taziyeleri, 20 Ekim’de uzun namlulu silahlarla tarandı. Bu saldırıda imam olan dedesi Şükrü Kılıç ile halasının eşi Anter Yalçın katledildi, amcası İrfan Kılıç da yaralandı ve yatalak kaldı.
Bir yıl geçmeden
Katliamın üzeriden bir yıl bile geçmeden, 9 Mayıs 1993’te Murat Kılıç’ın teyzesinin oğlu olan dönemin Halkın Emek Partisi (HEP) Batman Merkez İlçe yöneticilerinden Medeni Göktepe ve ardından 2 Eylül 1993'te amcası Habib Kılıç da Hizbulkontra tarafından katledildi. Habib Kılıç’a düzenlenen saldırıda yaralanan amca Hikmet Kılıç ise 5 yıl boyunca yatağa bağlı halde yaşamak zorunda kaldı.
Vahşet mağdurlarından biriydi
Amcası Habib Kılıç, 1979'da öğretmenliği bırakarak özgürlük mücadelesine katılmıştı. Aynı zamanda Diyarbakır zindanındaki vahşetin mağdurlarındandı. Cezaevinden çıktıktan sonra legal anlamda siyasi çalışmaların içinde yer aldı. Batman’da özgürlük hareketinin kitleselleşmesinde öncülük yapan isimlerden biriydi. Evli ve üçü kız, üçü de erkek 6 çocuk babasıydı. Kılıç’ın katledilmesinden iki gün sonra kente gelen DEP milletvekili Mehmet Sincar da katledildi.
Halkına hizmet eden biriydi
Bugün hala gittiği evlerde amcası Habib Kılıç’tan söz edildiğini belirten Murat Kılıç, şunları söyledi: "Habib amcam katledildiği dönem PM üyesiydi. Bütün Batman tarafından tanınıyordu. Bireysel kimliğini bir kenara bırakmış toplumsal çalışmalar yürüten, halkına hizmet eden biriydi. Bugün dahi gittiğim evlerde 'Habib bu halkın evladıydı’ diyorlar. Aileyi ayakta tutan ve bir arada olmamızı sağlayan biriydi. Katledilmesinin ardından maalesef bizlere de sürgün yolu göründü. Annem için bu süreç çok daha zordu. Başına hayal dahi edemeyeceği şeyler gelmişti. En küçüğü üç aylık olan dört çocuğuyla, bildiği tek dilin yasaklandığı bir şehirde yapayalnız kaldı. Sürgünde geçen iki yılın ardından yeniden Kurdistan’a döndük. O dönemde ben üç yaşındaydım, o dönemden hatırladığım tek şey bir traktör römorkunda dört çocuğun bir kadına sarılışıydı.
Gözlerinde yenilgi görmedim
Annem her şeyini kaybetti, evini terk etmek zorunda kaldı. Onun gözünde çaresizlik gördüğüm çok olmuştur ama asla yenilgi görmedim. Bir kadın olarak o günden bugüne muazzam bir direniş sergiledi. Annem gibi bu acıları yaşayan binlerce kadın oldu. Çocuklarını, eşlerini ve ailelerini kaybettiler ama bir gün bile teslim olmadılar. Annemden biliyorum; bu sistem Kürt kadınının iradesini asla kıramaz”.
Bugün Hüda-Par'la sürüyor
Kürt halkının 90’lı yıllarda önlerine koyulan kimliksizliği ve baskıyı kabul etmediği için “Ya sev ya da öl” politikasıyla katledildiğini hatırlatan Kılıç, “Zamanında Hizbullah’la (Hizbulkontra) kurulan ortaklık bugün Hüda-Par’la sürüyor. Burada amaçlanan Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı alternatif bir siyasal İslam modeli yaratmaktır. Özellikle son seçimle birlikte iktidarla yürüttükleri ittifak da bunu kanıtlar niteliktedir. Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ‘Son 10 yılın en iyi hamlesinin Hüda-Par olduğunu göreceksiniz’ söylemi Kurdistan’ın demografik yapısını değiştirme planları içerisinde olduklarını ifşa ediyor” şeklinde konuştu.
Asla başarıya ulaşamayacaklar
Bu politikanın asla başarıya ulaşamayacağını vurgulayan Kılıç, şunları ekledi: “Demokratik alanda çalışma yürüten biri olarak Hüda-Par’ın da siyaset alanında olması gerektiğini düşünüyorum. Ortadoğu ve Kurdistan’da diyalog yoluyla çözüme kavuşacağımıza inanıyoruz. Aynı şekilde bütün kimliklerin siyaset yapmasından yanayız. Bizler bu sistem içerisinde erimeyi reddediyoruz. Kültürümüz, dilimiz, tarihimiz ve ekolojik paradigmamızla onurlu bir şekilde yaşamayı seçiyoruz. Bunu inşa edene kadar da çalışmaya devam edeceğiz.”