Şivan Perwer yeni bir CD çalışmasını yakında kamuoyuna sunacak.
Gerçekten merak ediyorum.
Bu karmaşık tabloda, Şivan’ın hala sanat yapması mümkün mü?
Nereye dayanacak?
Hangi tarihi momenti yakalayacak?
Hangi sanat felsefesine hizmet edecek?
Önemlisi, kendisine dayanacak gücü kaldı mı?
Yükseklerde seyrederken, performansını kaybetmek için, yaptığı sanattan daha fazla güç harcayan bir sanatçının, yeni denemelerle yarı yolda kalmaktan kurtulması imkansız gibi görünüyor.
Ayrıca çaldığı her kapının sahiplerini hayal kırıklığına uğratan bir sanatçının yolun bir yerinde “durup” kendisine gelmesini kabul etmez görünen Perwer’in, yolun geriye kalan onda birini başarıyla katetmesi mümkün olamıyor.
Şivan Perwer yolda kaldı.
Bunu bilmediğini gözlemliyorum.
Türkiye kapısı kapandıktan sonra, daha derin bir “sanat depresyonuna” girdiği hipotezi kendisini doğrulayacak.
Birlikte göreceğiz.
Bunları Şivan’ı küçük düşürmek için değil, Kürdistan’da bir zamanlar hakettiği sanat mevzisini terkettiğinden dolayı yazıyorum.
Çünkü, devrimci olmak gibi, sanatçı olmak da yolun sonuna kadardır.
“Büyük bireyler”in emekleri sonuna kadardır.
Bir yerde herkes için “tarihi cetvel” vardır.
Kürdistan’ın kuzeyinde mekan bulamayanların, güneyde meskün etmek için çaba göstermelerinin bir mantığı olduğunu kabul ediyorum.
Güney’de de “tarihi hayal kırıklığı” yaşayan sadece Şivan değildir.
Nice “aydınlar”, “avukatlar” geçti o dünyadan; tutunamadılar.
Çünkü her biri, Kürt hareketlerini biribirine karşı kurmayı amaçlıyorlardı.
Olmadı.
Sorun bu “meşhur”ların birçoğunun kimlik sahibi olmamalarıydı.
Partiler’in proğramları vardır.
Kürt hareketi, kendi rotasında duracaktır.
Bunlar tarihi kanunlar.
Ancak bir aydın ve sanatçının da kendi rotası olmalı.
Öyle olunca da, dünyanın hiçbir gücünün bir sanat bileğini bükmesi mümkün olmazdı.
Ama hareketleri sandalye gibi gören “aydın” ve “sanatçı”ların, iki sandalye arasında sıkışmaktan kurtulması mümkün değildir.
Şivan Perwer’in kaderinin son perdelerini resimlediğimde, o sadece başarılı olmadığı Kürt mekanlarından diğer Kürt mekanlarına taşınmakla kalmadı.
Kendisinin “büyük birey” olarak tanımladığı “Bülent Arınç”, Kürt dilini medeni olmayan dil” olarak tanımladığında, Şivan’ın “etkili silahı” Kürt dilini de elinden almış oldu.
Heyhat!
Kürtler’in bir bölümü tarihten ders çıkarmama cezasına mı mahkum edildiler.
Kürtler’in bir kesimi için, güçlüler hep efendi olarak mı kalacaklar?
Yüz yıla yakındır tırmanan rafine Türk “kolonizatörlüğü”ne karşı durabilecek ve Kürtler’i uyandırabilecek bir “dekolonizatürlük” virusunu bulmak mümkün olmayacak mı?
Ve sonuçta, Şivan’ın “kendisinin” bir CD’si olacak mı?