Sivas Katliamı’nın yıldönümü. Aleviler ve demokrasi güçleri Madımak Oteli’nin önüne gidip şehitleri anacak, katilleri kınadı. Ancak bu katliam hala devlet tarafından mahkum edilip özeleştiri verilmiş değil. AKP, Fethullahçılar ve İslami çevreler bu katliamı birkaç provokatörün üzerine yıkıp kendilerini sıyırmaya çalışıyorlar. Zaten baş provokatör ise Aziz Nesin’dir!
Siyasal İslam mahallesinde Sivas Katliamı’na nasıl bakıldığını anlamak için AKP’yi savunmada en cengaver gazete olan Akit’in tutumunu görmek yeter. Açıkça katilleri suçsuz göstermektedir. Tayyip Erdoğan da grup konuşmasında bu katliam suçlamasıyla zindanlara atılanların mağduriyetinden söz etmemiş miydi? Böylece Sivas Katliamı davasının düşmesinden AKP’yi sorumlu tutanlara böyle cevap vermemiş miydi? Böyle yaklaşımların olduğu yerde Alevilerin yaşam güvenliği, kimlik ve özgürlük sorunları çözülebilir mi? Alevilerin üzerindeki bu büyük travma ortadan kaldırılabilir mi? Dolayısıyla Alevilere yaklaşımın sınandığı yer Sivas Katliamı’dır. Sivas Katliamı’na yaklaşım Alevilere bakışın mihenk taşıdır.
Siyasal İslamcılar cumhuriyet tarihinde idam edilen İskilipli Atıf hoca için hala kıyamet koparıyorlar. Cumhuriyetin siyasal İslamcılara yaptığı zulmün sembolü olarak görüyorlar. Kuşkusuz o da bir trajedidir. Siyasal İslamcılara gözdağı vermek için idam edilmiştir. Ancak Sivas Katliamı ondan bin beter bir travma yaratacak bir olaydır. Maraş, Sivas ve Çorum’daki katliamları da hatırlarsak, Aleviler üzerinde yakın zamanda estirilen terör daha iyi anlaşılır. Bu teröre devlet ve MHP kadar, siyasal İslamcı çevreler de suç ortaklığı yapmışlardır.
Sivas Katliamı’nın olduğu günlerde İslamcı basın olayı nasıl ele alıyordu? Refah Partisi olaya nasıl bakıyordu? Bu çok somut örnektir. Sonradan şöyle-böyle demek, olayın olduğu dönemdeki yaklaşımları örtemez. O dönemdeki yayınlar bu çevrelerin suç ortaklığını göstermiyor mu? Şimdi bazı İslamcı çevreler “biz Kürt sorununa geçmişte yanlış yaklaşıyorduk, devletin politikalarının etkisindeydik, onu aşamıyorduk” diyerek özeleştiri veriyorlar. Bu özeleştiri genelleşmese de önemli bir başlangıçtır. Ancak Alevilere karşı yaklaşımda bu özeleştiri hala verilmiyor, verilmek istenmiyor. Çünkü böyle bir özeleştiri ister istemez geçmiş yüzyılları da kapsayacaktır. Bu nedenle Alevilere yönelik Sivas katliamı başta olmak üzere Alevilere yaklaşım konusunda özeleştiri vermekten kaçınılıyor.
Kendinin laik olduğunu söyleyen Türkiye cumhuriyeti de her zaman kendi çıkarları için Aleviler ve Sünniler arasındaki önyargıları ve gerilimi kullanmıştır. Bu kışkırtma ve katliamlar üzerinden hem Aleviler hem de Sünniler üzerindeki politikalarını şekillendirmişlerdir. Devletin bu gerilimi çatışmaya dönüştürmesinden ise her zaman Aleviler ve radikal demokratlar zarar görmüştür.
Bu devlet, Alevilerin Sünnileşmesi için her türlü politikayı izlerken, Aleviler içinde ise kendini Alevi dostu gibi göstermiştir. Sivas Katliamı’nın yapıldığı yer ile ordu evi ve tümen komutanlığı arasında yüz, en fazla yüz elli metre mesafe vardır. Olaylar ve insanların diri diri yakılması, ordu evi ve tümen karargahından canlı canlı izlenmiştir. Herhalde insanlar cayır cayır yakılırken onlar soğuk meşrubatlarını içerek insanların nasıl yakıldığına bakıyorlardı. O yıllarda en küçük bir toplumsal olay üzerine vahşice giden, onlarca, yüzlerce insanı katleden ordu ve devlet Sivas Katliamı’na ise seyirci kalmayı yeğlemiştir. Eğer o yıllarda Kürdistan illerinde bu olayın yüzde biri olsaydı devlet nasıl yaklaşırdı? Bu nedenle Sivas Katliamı devletin Alevilere yaklaşımını da gözler önüne sermiştir. Madımak Oteli’ni kuşatanlar yurttaş, yakılmayı bekleyen çaresizler ise ölümü hak eden sapkınlar olarak görülmüştür. Sivas olayının devlet katındaki özü budur.
Sivas Katliamı’nı protestoya gidenler, Madımak yangınının olduğu yere bakarken arkalarını dönerlerse, ordu evini ve tümen karargahını görebilirler. Yani bu katliamı önlemek için ne mesafe ne zaman engeli vardır. Sadece katliamı engelleme düşüncesi ve iradesi yoktur. Sivas halkının, esnafının, eşrafının devletçi karakteri bilinir. Eğer askerler herhangi bir gösteride kullandıkları zorun çok azını kullansalardı toplanan kalabalık dağılır, evlerine ve işyerlerine dönerlerdi. Bunun denenmemesi bir ihmal değildir. Devletin Alevilere yaklaşımını ele veren bir tutumdur. Bu düzeyde seyirci kalmak düşündürücüdür. Ancak Alevilere karşı olumsuz yaklaşımla izah edilebilir.
Bu sessizlikte devletin o dönemde siyasal İslamcıları Kürtlere karşı kullanmasının rolü de vardır. Esas düşman Kürtler ve PKK’dir. Bu süreçte İslamcılar bu düşmana karşı devletin yanında yer almaktadır. İslamcıların devletle sorun yaşamasını sağlayacak bir şey yapmamak için de böyle bir müdahale yapılmamıştır. Devletin derinliklerinden bir yerden göstericilere karışmayın uyarısı yapılmıştır. Nitekim Çiller ve Demirel’in “çok şükür başka vatandaşlarımıza bir şey olmamıştır” demesi bunu kanıtlamaktadır.
Madımak Katliamı’ndan önce Sivas’ta bir gerilim olduğunu herkes görmüştür. Bu nedenle olay aniden olmuş değildir. Dolayısıyla katliamın önlenmesi yönünde değil de, katliamın gerçekleşmesi yönünde bir iradenin var olduğunu kabul etmek gerekir. Bu katliamla Aleviler ve tüm demokrasi güçlerine gözdağı verilmiştir. O dönemde Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı topyekun bir savaş vardır. Hem de çok kirli yürütülen bir savaş. Bu savaş milli mutabakatla yürütülmektedir. İşte bu katliamla Alevilere, aydınlara ve demokrasi güçlerine ya bu mutabakat içinde yer alırsınız ya da bu savaşa sessiz kalırsınız denilmiştir. Çünkü o yıllarda Aleviler içinde, aydınlar ve demokrasi güçleri içinde PKK’nin devlete karşı yürüttüğü mücadeleye sempati duyan kesimler bulunmaktaydı.
Sivas Katliamı sırasında bu devletle hangi Alevi vakıflarının, derneklerin ya da kişilerin ilişkileri iyiydi bunun da sorgulanması gerekir. Bu yıllarda Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı yürütülen kirli savaşta devletin yanında yer alan şahsiyetler ve kurumlar hangileridir? Bunlar da Sivas Katliamı‘ndan sorumludurlar. Sonradan katliama karşı çıkmaları bu kurumları ve şahsiyetleri temize çıkarmaz.
Sivas Katliamı’na karşı çıkmak, orada diri diri yakılan şehitlerin anısına bağlı kalmak ancak Türkiye’de demokrasi mücadelesini yükseltmekle olur. Tabii ki Türkiye’nin demokratikleşmesi için de Kürt sorununun çözülmesi gerekir. Kuşkusuz Kürt hareketinin de Alevilerin kimlik ve inanç özgürlüğü için mücadele etmesi gerekir. Aleviler Kürtlerin sorunlarına, Kürtler Alevilerin sorunlarına duyarsız kalamaz. Çünkü Alevilerin çoğunluğu Kürt’tür. Kürtlerin de önemli bir bölümü Alevidir. Dolayısıyla Kürtlerin özgürlük mücadelesini vermek, Alevilerin özgürlük mücadelesini vermek; Alevilerin kimlik ve inanç özgülüğü mücadelesini vermek de Kürtlerin özgürlük mücadelesini vermek anlamına gelir. Dolayısıyla Alevilerin ve Kürtlerin kimlik ve özgürlük mücadelesi iç içe geçmiştir. Bunu tüm Alevilerin de, Kürtlerin de görmesi gerekir.
Alevi örgütlenmeleri her zamankinden daha fazla demokrasi mücadelesiyle kimlik ve inanç özgürlüğünün sağlanacağını görmüşlerdir. Belki bir dönem Ergenekoncu ve ulusalcı kesimler siyasal İslamcıları tehdit göstererek Alevileri kendi yedeklerine almaya çalışmışlardır. Ancak Aleviler bunun da bir tuzak olduğunu fark etmişlerdir. Hatta devleti siyasal İslamcılara bunların antidemokratik ve Kürt düşmanı politikalarını teslim ettiğini çok iyi görmüşlerdir. Siyasal İslamcı gericiliğin de devletin genlerindeki gericiliğin de ancak demokrasi güçleriyle birlikte mücadele edilerek aşılacağını çok iyi anlamışlardır. Bu açıdan Alevilerin duruşu ve demokrasi mücadelesi içindeki yerleri açısından önemli bir dönemin başladığını görmek gerekir. Zaten 1970’li yıllarda devrimci demokratik güçler ve devletten uzaklaşan demokratik çevrelerle birlikte davranmışlardı. Dolayısıyla demokrasi mücadelesi verenlerle bütünleşme, geçmişteki bu doğru yaklaşımın bugün de gerçekleşmesi anlamına gelmektedir. Bugün bu demokrasi mücadelesinin en önünde de Kürt Özgürlük Hareketi olduğundan Alevilerin ve kurumlarının en temel ittifakı da Kürt özgürlük mücadelesi olmaktadır. Zaten bu gerçek görülmeden demokrasi mücadelesi vermek ve Türkiye’yi demokratikleştirmek mümkün değildir.
Sivas Katliamı’nı anlamak doğru bilince sahip olmaktır