Bundan 21 yıl önce Sivas’ta görülmedik bir katliam yaşandı. Bu katliamda yer alanları nefretle kınıyor, yaşamını yitiren 35 özgürlük ve demokrasi şehidini bir daha saygıyla anıyorum. Aleviler, sanatçılar, demokrat aydınlar yakılarak katledildi ve etraflarında ölüm dansı yapıldı. Madımak Katliamı tarihe Sivas’ın travması olarak geçti.

Kuşkusuz Madımak Aleviler için ağır bir travmadır. Ancak esas travma Sivas’ın Sünni çoğunluğunun yaşadığıdır. Aleviler tarihte inanç soykırımını hedefleyen benzer katliamlar yaşamışlardır. Maraş Katliamı bunun en yakın örneğidir. Türkiye’de Alevileri kabul etmeyen, ötekileştiren bir zihniyet eskiden beri vardır. Bu zihniyet sonucu Aleviler birçok katliamla karşılaşmışlardır. Türkiye’nin en temel demokrasi sorunlarından biri de budur. Türkiye demokratikleşmeden bu sorun çözülemez. Ya da bu sorun çözülmeden Türkiye demokratikleşemez. Aynı Kürt sorununda olduğu gibi.
Şu anda Sivas Sünni toplumu ağır bir travma altındadır. Sivas’taki vahşi katliamın suçu ve töhmeti sırtlarındadır. Böyle bir katliamın yüküyle yaşam sürdürmektedirler. Madımak Katliamı gibi çok vahşi bir katliam yüküyle yaşamak kadar ağır bir durum olamaz. Sivaslılar unutmak isteseler de, akıllarına getirmek istemeseler de bu travmayı üzerlerinden atamazlar. Hiçbir vicdan, insanlık değeri kalmamışsa ya da Sivas tümden lümpenleşmişse böyle bir travmayı hissetmeyebilir, yaşamayabilir. Ama yok, yüz binlerce insanın yaşadığı Sivas’ta toplumsal vicdan ve ahlak varsa –ki biz var olduğuna inanıyoruz- o zaman Madımak Katliamının travmasını yaşıyorlardır.
Bu travma ile yaşamak, bir toplumu ya da bireyi sağlıksız kılar, hatta çıldırtabilir. Bu nedenle şu anda Sivas’ta sağlıklı bir yaşam sürdürmek mümkün değildir. Bunu öncelikle Sivas’ın Sünni toplumu için söylüyoruz. Çünkü bu katliam suçundan mağdur olan ve yargılayanlar Alevilerdir. Yargılanan ve üzerlerinde katliam suçunun töhmeti bulunanlar ise Sivas’ın Sünni toplumudur. 35 insanı diri diri yakan Sünni toplumun çocukları, yakınları, akrabaları ve komşularıdır. Bu açıdan “Bizim ilgimiz yok” demeleri mümkün değildir. Bu katliamın arkasında, kışkırtan, planlayan başka bir siyasi iradenin var olması da bu gerçeği değiştirmez. Çünkü Sivas’ta bir Alevi düşmanlığı, bunu yaratan önyargı ve kışkırtılmaya hazır yanlış bir zihniyet olduğu için bu kışkırtmalar sonuç vermiştir. Dolayısıyla neden bu tür katliamların faili olacak kadar kışkırtmalara geliyoruz sorusu cevaplandırılması gereken bir sorudur.
Bir travma vardır. Bunun tedavi ve rehabilite edilmesi gerekir. Travmatik hastalar gibi gerçeklerden kaçarak bu travmadan, bu yükten ve hastalıktan kurtulmak mümkün değildir. Bu gerçeklikten kaçarak, unutarak, unutturarak kurtulmak mümkün değildir. Madımak Oteli’nin müze yapılmasını ve bir insanlık suçu heykeli dikilmesini önleyerek bu travmadan kurtulunamaz. Çünkü travmatik hastalıklardan böyle kurtuluş olmuyor.
Sivas’ın travmadan kurtulmasının tek yolu vardır, o da bu suça ortak olduğunu itiraf etmektir. Bu da yetmez; bir daha böyle suçlara ortak olmayacak biçimde yanlış zihniyetlerini ve önyargılarını da bünyelerinden söküp atmaları gerekir. Böyle yaparlarsa içlerinde var olan ağır bir urdan kurtulduklarını görerek bir oh çekeceklerdir. Böyle bir itiraf Sivaslıları daha fazla olgunlaştıracak, inançlarını da toplumsal yaşamlarını da daha güzel yaşayacaklardır. Dolayısıyla Alevileri öteki, kefere, düşman gören zihniyetlerden kurtulup İslam’ın özünde var olan demokratik ve toplumsal zihniyetle hareket edilmesi gerekir. Farklı inanç, kimlik, kültür ve yaşam biçimlerine saygı duyulması ve yan yana yaşamanın öğrenilmesi gerekir. Farklılıklarla yaşamak bir zenginlik ve sağlıklı toplum olmayı ifade eder. Bu açıdan farklı topluluklarla yaşamak bir şans olarak görülmelidir. Allah’ın bir lütfü olarak görülmelidir.
Aynı kültür ve aynı karakterdeki insanlarla ve toplumlarla yaşamak kolaydır. Böyle bir yaşam anlayışı marifet değildir. Marifet, farklı kültür ve insan toplumlarıyla yaşamayı bilmektir. İnsan ve topluluk olarak esas sınandığımız durum budur. Farklı insanlarla yaşama sınavından geçemiyorsak kendimize ne sağlıklı toplum ne de birey diyebiliriz.
Sivaslılar; katliamdaki zihniyet, önyargı ve duygu ortaklığını görmeden, katliamın yapılmasına esas olarak neden olanın Sünni toplum içindeki Alevilere bakış olduğunu itiraf etmeden ve bu yönlü pratik adımlar atmadan ne yaparsa yapsın bu katliamının kendi peşlerini takip etmesinden kurtulamazlar. Yemek yerken, uyurken, Sivas sokaklarında gezerken bu suç ortaklığıyla yan yana olacaklardır. Çünkü Sivas’ın havasına, suyuna bu travma içerilmiştir. Ya bu olayı bu kadar önemsemeyin denilecektir ya da bu travmadan kurtulmanın yolu tercih edilecektir.
Sivaslılar şimdi bazı çevrelerin akıl vermesi ya da Sivas’taki travmayı yaratan zihniyet yapıcılarının bir daha devreye girmesiyle bu travmadan kaçıyorlar. Hatta başkalarını suçlayarak bu travmadan kurtulacaklarını sanıyorlar. Bu yaklaşım yanlıştır. 1400 yıldır süren yanlış zihniyet ve önyargıların sürdürülmesi anlamına gelmektedir. Bu yaklaşım Sivas toplumuna hayır getirmez, iflah etmez. Bu katliamın töhmetiyle yan yana yaşamak insanın yediğini de içtiğini de zehir yapar.
1993 2 Temmuz Sivas Katliamında yaşamını yitirenleri bir daha anıyoruz. Bir daha bu tür katliamlarla karşılaşmamak için Türkiye’nin demokratikleşmesinin şart olduğunu söylüyoruz. Tüm Alevi toplumu bir daha bu tür durumlarla karşılaşmamak için benzer bir konumu yaşayan Kürtler olmak üzere demokrasi güçleriyle birlikte demokrasi ve özgürlük mücadelesini yükseltmelidirler. Tabii ki Sivas’ın Sünni toplumu da yaşadığı bu ağır travmadan kurtulmak için demokrasi ve özgürlük mücadelesi içinde yer almalıdır.