
Bu kapsamda çoğunlukla sivil itaatsizlikle karıştırılan veya aynılaştırılan bir fenomende “Pasif Direniş“ (Passive Resistance) dir. “Pasif Direniş” daha çok ‘çoğunluk’ ya da iktidar zaferinde ahlaki ve politik, sosyal bir baskı oluşturma amaçlı benimsenen bir yöntemdir. Pasif direniş’e “sivil Hareket”ler, “kürtaj karşıtı hareketler” ve “barış hareketleri” yaygın bir biçimde başvururlar. Pasif direnişte; genel olarak kamuoyu ait ya da girilmesi yasak olan yerleri işgal eden ve gözaltına alınsalar, hatta iktidarın zor kullanan güçlerinin müdahaleleriyle, zoruyla karşılaşsalar bile şiddete hiçbir şekilde başvurma olmamaktadır. Pasif direnişte şiddete yer yoktur. Pasif direnişin asıl gücü ahlakidir ve gücü oranında sosyal baskıdır.
Bu perspektiften yola çıktığımızda Sivil İtaatsizliğin pasif direnişi de içinde barındırdığı, ama onu aştığı görülecektir. Sivil itaatsizlik hem kapsam, hem de gerektiğinde yöntem olarak pasif direnişten farklı olduğu gibi geniştir. Bu hususta tartışmalı yönlerden biri şiddet yöntemidir. Kimileri sivil itaatsizlikte şiddetin olmadığını, olmaması gerektiğini savunur. Aslında bu görüş pasif direnişi tanımlar. Bir kesim de sivil itaatsizlikte belli bir zorun ve şiddetin olabileceğini, olması gerektiğini savunur. Hatta bazılarına göre ayaklanmalar bile kolektif protestonun ya da sivil itaatsizliğin bir biçimidir. Elbette buradaki “ayaklanma”, “zor” ve “şiddet”te ölçüler önemlidir. Mesela sivil itaatsizlikte olacak olan zor veya şiddet kapsamında; silahlı şiddet, öldürme ve /veya yordama yoktur, olmamalıdır. Fakat savunma amaçlı, politik iktidarı değiştirme amaçlı veya haksız uygulamalara karşı meşru bir zor veya şiddet sivil itaatsizlikte vardır. Bu haliyle sivil itaatsizlik; pasif direnişi de barındıran, ama daha kapsamlı, geniş ve gerektiğinde meşru bir zor-şiddeti de taşıyan daha radikal ve barışçıl tüm protestoları kapsar.
Meşru, yaygın ve etkili bir direniş şekli
Hayat ve tarih insanlığa antidemokratik rejimler ve yasalar karşısında daha yaratıcı bir direniş gösterme mirası ve deneyimini kazandırmıştır. Haksızlığın olduğu yerde direnişte olacaktır ve direnişin şeklini de koşullar yaratacaktır. İşte sivil itaatsizlikte haksızlığa karşı direniş şekillerinden biridir, hem de en meşru, yaygın ve etkili bir direniş şeklidir. Demokratik siyasal mücadelenin en kolektif, en yaratıcı formudur sivil itaatsizlik. Dahası Ahlaki ve Politik Toplum Perspektifinin en önemli öğesidir.
Bireysel, grupsal, halksal hareketlerin bir ayağı da sivil itaatsizliktir. Bu çerçevede “Medeni Haklar Hareketi”, “Sivil Yurttaşlık Hakları Hareketi”, “Feminist Hareket” ve Kürtaj Hakkı” bazında mücadele veren “Sivil Hareketlerin” ile “Siyasi Hareket”lerin temel taktik ve eylem yöntemlerinden biridir sivil itaatsizlik.
Bu çerçevede tarihte olagelmiş bazı çarpıcı sivil itaatsizlik örnekleri konuya ışık tutacaktır. Amerika’da Kuzey Carolina’da 1760’lı yıllarda İngilizlere karış tepkilerin büyüdüğü bir dönemde, zengin ve rüşvetçi memurlara karış çiftçiler tarafından “Düzenleyiciler Hareketi” kuruldu. Bu hareket yerel yönetimleri demokratikleştirmeye ve fakirlerin omuzlarına yüklenen vergilere karşı örgütlendi. Bir defasında “Düzenleyici”lerin iki üyesini hapisten kurtardılar, vergilerin toplanmasını engellediler, mahkemelerin işlemesini engellediler. Ve bu hareket 1770 yılında büyük çapta bir isyan başlatarak yargıç, avukat ve tüccarları işlevsizleştirdiler. 1771 yılı Mayıs ayında isyan askeri müdahale ile durduruldu.
‘Damga Pulu Yasası’ karşı isyan
Amerika kıtasının büyük bölümünün İngiltere’nin sömürgesi olduğu dönemde, 1765’te, İngilizler “Damga Pulu Yasası”nı çıkardılar. İngiltere, bu yasa ile halkı hem vergilendiriyor, hem de Amerika’da İngiliz imparatorluğunun büyümesine katkıda bulunmaya zorluyordu. Bu yasaya karşı halk isyan etti, protestolar düzenlediler, “Sadık Dokuzlar2 adlı bir siyasal grup kurarak yasaya karşı çıktılar. Vergi tahsildarının evine yürüyerek kuklasını yaktılar. Hatta bazıları öylesine bir sınıfsal öfke ile hareket etti ki, “Sadık Dokuzlar”dan birisi bile bunlar için, “şaşılacak kadar ateşli insanlar” dedi. Bu direniş karşısında “Damga Pulu Yasası” feshedildi.
İngiltere, Amerika’daki nüfuzunu artırmak ve savaş gelirlerini halktan karşılamak amacıyla çaya “Townshend” vergisini getirdi. Amerikan halkı buna karşı direndi. Çay yerine kahve içtiler. Hatta Amerika’nın İngiliz sömürgeciliğine karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinde anlamlı bir yeri olan ve “Amerikan Devrimi”ni başlatan “Bostan Çay Partisi”ni kurdular. 1773 yılında kurulan “Çay Partisi”nin kadın karşılığı olan “Kahve Partisi”ni kurdular. Kadınlar “vatansever gruplar” kurarak İngiltere karşıtı protestolar yaptılar, İngiliz çay vergisine karşı etkin oldular, İngiliz mallarını boykot ettiler. Yalnızca Amerikan mallarının satın alınmasını söyleyen “özgürlüğün kızları” gruplarının örgütlediler. Bu gruplar zengin tüccarların mallarına el koydular. Zenginlerin kahve depolarına yöneldiler. O dönemde yaşayan Abigail Adams eşine yazdığı bir mektupta bu grup için şöyle diyordu;
“…yüz kadar, bazılarına göre daha fazla kadın toplandılar, bir araba ve sandıklarla adamın deposuna yürüyüp anahtarı istediler, adam vermedi, bunun üzerine kadınlardan biri adamın ensesinden yakalayıp odanın içine soktu, çaresiz kalınca adam anahtarları verdi. Kadınlarda depoyu açıp kahveyi dışarı çıkardılar, sandıklara boşaltıp arabayı sürdüler…” “Çay Partisi” ve “Kahve Partisi” beraber sivil eylemlerde bulundular.
Thomas Jeferson tarafından kaleme alınan ve 4 Temmuz 1776’da ilan edilen Amerikan “Bağımsızlık Bildirgesi” başlı başına tüm İngiliz yasalarına, sömürgeciliğine karış bir sivil itaatsizlik bildirgesidir.
‘Meksika Savaşı’ ve protestolar
Amerika’nın Meksika’yı işgale hazırlandığı ve savaşın neredeyse başlayacağı 1846’da, Massachussets’te yaşayan Henry David Thoreau adlı yazar “Meksika Savaşı”nı kınamak amacıyla “seçim hakkı Vergisi”ni vermeyi reddetti, hapse atıldı, arkadaşları onun rızasını almadan vergisini ödediler ve serbest bırakıldı. İki yıl sonra “sivil yönetime direniş” konulu bir konferans verdi ve bu konferanstaki konuşması daha sonra “Civil Disobedience” (Sivil İtaatsizlik) başlığı ile yayımlandı. Thoreau konuşmasının bir bölümünde şunları diyordu “… Yasalara karşı saygı beslemeyi öğrenmiş olmak, doğru olana karşı saygı beslemeyi öğrenmek kadar önemli olamaz…”
1955 yılı sonunda Amerika’nın Alabama eyaletinin başkenti Montgomery’de bir terzi olan Rosa Parks ırkçılığı, ayrımcılığı onaylayan “Montgamery Yasası”na uymayı reddetti. Ve kent içi otobüslerde “Beyazlar için” bölümüne oturdu. Protestolar zinciri öylece başladı. Siyahlar bütün kent otobüslerini boykot ettiler. Kent yönetimi boykotun liderlerini yakalayarak hapse attı. Boykotun asıl liderlerinden ve Amerikan yönetiminin ırk ayrımcılığı politikalarına, yasalarına karşı sivil itaatsizlik eylemliliklerinin liderlerinden olan ve daha sonra öldürülen Papaz Dr. Martin Luther King, Jr.’nin evi bombalandı. Protestolar devam etti ve Montgamery bir başlangıç oldu. Daha sonra 10 yıl boyunca Güney’e dalga gibi yayılan sivil itaatsizlik eylemlerinin biçem ve psikolojisi bu olayla belirlendi. Martin Luther King¸”…bu protestoların yalnızca otobüslere değil, fakat tarihin arşivlerinde çok eskilere dayanan kayıtlara karşıda yapıldığını“ söyledi.
Sivil itaatsizlik eylemliliklerine en çarpıcı örnekler Amerika’nın Vietnam’ı işgali döneminde, özellikle savaşın son dönemlerinde şartlandı. Savaş karşısındaki bu sivil itaatsizlik ruhu o boyutlara vardı ki o zamanki Amerikan yönetimini korkuttu. Daha sonra açığa çıkan CIA ve FBI belgelerinde Amerikalı yöneticilerin savaşı durdurma, geri çekilme kararında bu eylemliliklerin etkili olduğu itiraf edildi. Amerikan Halkının “savaş karşıtlığı” boyutundaki sivil itaatsizlik eylemliliği anti-militarist bir ruhun oluşmasına yardımcı oldu. Hatta savaş karşıtlığı tavrını destekleyen rahip-rahibelerin tavırları Katolik cemaatinin tutuculuğunu azda olsa kırmakla yetinmedi, şoven milliyetçiliğin kalesi haline gelmiş olan Katolik kilisesinin bu yönünü de sarstı. Papaz ve rahibeler kiliseden istifa ettiler. Amerikalı yöneticiler tüm kesimlerde yaygınlaşan sivil itaatsizliğin giderek başka boyutlara, mesela “fakirliğe karşı” sınıf boyutunda kapsaması tehlikesini bertaraf etmek için çeşitli stratejiler izlediler. Fakat genel anlamda o dönemde oluşan protestolar bir ruh oluşturdu ve savaşın erken bitirilmesinde, geri çekilmede payı büyük oldu. Bu dönemin birkaç çarpıcı örneğini verelim;
Ağır sıklet şampiyonu boksör Muhammed Ali, “Beyaz Adamın Savaşı“ diyerek askere gitmeyi reddetti. Gençler askere yazılmayı reddettiler, çağrıldıklarında ise göreve gitmemeye başladılar. 1964’lerde “Gitmeyeceğiz” bir slogan olarak yaygınlaşmaya başladı.
Bostan Üniversitesi Tarih bölümünde öğrenci olan Philip Supina adlı öğrenci 1 Mayıs 1968 tarihinde askerlik şubesine şunları yazdı; “İlişikte silahlı kuvvetlerde askerlik yapabilmem için gerekli fiziksel muayene için teslim emrini gönderiyorum. Bu muayeneden geçmeye ve Vietnam halkına karşı Amerikan savaş girişimlerini desteklemek üzere asker olmaya hiçbir şekilde niyetli, olmadığımı bildirmek isterim”. Supina mektubunu İspanyol düşünür Miguel Unamuna’nun İspanyol iç savaşı sırasında söylediği bir sözle bitiriyordu; “sessiz kalmak bazen yalan söylemek demektir.” 1973 yılında her beş terhisten biri ordu görevinde “itaatkar” davranılmadığı gerekçesiyle yapılmıştı. Amerika dışında savaşan 563 bin asker ordudan terhis edilmişti.
Celp kağıtlarını kana buladılar
Katolik kilisesinin papaz ve rahibeleri “genel başkaldırı”nın bir parçası olarak savaş karşıtlığı temelinde eylemliliklerde bulundular; kiliseden istifa ettiler, askerlik şubelerine gidip celp kağıtlarını kana buladılar, kilise içinde -görevinde- kalarak evlendiler, askeri yetkililere meydan okuyan insanlara kilisenin kapısını açtılar… 1967 sonbaharında Josephite (Hz. Yusuf’a inanan) bir papaz olan ve aynı zamanda II. Dünya savaşı gazisi olan Peder Philip Berrigan birkaç arkadaşı ile birlikte Maryland, Baltimore’e bir askerlik şubesine gittiler ve celp kağıtlarını kana buladılar, oturup tutuklanmayı beklediler, tutuklanıp 2-6 yıl arasında hapis cezası aldılar. Ertesi Mayıs kefaletle serbest bırakılan Berrigan’a ikinci bir eylemde bir Cizvit Papazı olarak kardeşi Daniel de katıldı. İki kardeş yanlarına yedi kişiyi daha alarak Maryland, Cotonsville’de bir askerlik şubesine gittiler ve oradaki kayıtları halkın ve gazetecilerin önünde yaktılar. “Suçlu” bulunarak hapse gönderildiler. Ve “Catonsville Dokuzlusu” adıyla tarihe geçtiler.
Daniel Berrigan, Cotonsville olayı sırasında bir “özdeyiş” yazdı, özdeyişin bir yerinde şunları diyordu; “… bu düzen uğruna özgürlüğümüzü yitirmeyi, iyi adımızdan vazgeçmeyi göze alıyoruz. İyi insanlar sustuğunda, itaat erkekleri tehlikeden koruduğunda, yoksullar kendilerini savunmadan öldüklerinde artık çok geç olacak.” Daniel Berrigan, hapse gireceği belli olunca kayıplara karıştı. Dört ay boyunca yer altı dünyasında dolaştı. Yer altı’ndan şiirler yazdı, bildiriler çıkardı, kendisiyle gizil söyleşiler yapıldı, arandığı dönemde bile aniden çıkarak kiliselerde vaazlar verdi, sonra yine gizlendi, en son bir ihbarla yakalandı, hapse atıldı. “Cotonsville Dokuzlusu” içinde daha önce bir rahibe olan Mary Molyan vardı, o da boyun eğmeyi reddetti, gizlendi, asla bulunamadı, o da yeraltından yazılar gönderdi… Berrigan’lar gibi papaz ve rahibelerin tavırları savaş karşıtlığını geliştirdiği gibi, kilise ve Katolik dünyasının tutuculuğunu kırmada pay sahibi oldu.
Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Mesela 1968’e başarısızlıkla da sonuçlansa, zamanın Çekoslovakya’sında gerçekleşen ve “Prag Baharı” olarak geçen geniş bir sivil itaatsizlik eylemi var. Yakın dönemde Britanya’da gerçekleşen bir örnek çarpıcıdır; Britanya’da yönetim, yerel yöntemlerin harcamalarına “yeni kaynaklar yaratmak” amacıyla “kelle Vergisi”ni getirdi, ama geniş bir kitle bu vergiyi ödemeyi kabul etmedi ve bu verginin toplanmasını başarıyla engellediler.
Kürtler önemli bir geleneğe sahiptir
Sivil itaatsizlik denilince elbette ilk akla gelenlerden biri Gandhi’dir. Mahatma Gandi öncülüğünde Hindistan, Britanya egemenliğe karşı bir sivil itaatsizlik direnişini sergiledi. Biz burada Gandhi’ye fazla yer vermedik ama “Gandhici protesto yöntemi” olarak tarihe geçti ve sonraki direnişlere örnek oldu.
Kürt Özgürlük Hareketi de genel anlamda sivil itaatsizlik bağlamında önemli bir geleneğe ve deneyime sahiptir. İlk başlarda doğal olarak gelişen ve yaygın bir sivil itaatsizlik yoktu. Kitleselleşme ile beraber sivil itaatsizlik yaratıcılıkla uygulanabilir. Gerçekleşmiş birkaç örneği şöyle sıralayabiliriz; vergi vermeme, askerliğe gitmeme, mahkeme ve okul boykotları, seçim boykotu, şehir trafiğinde gerçekleşen oturma eylemlilikleri, “Barış Anaları”nın genelkurmayı binası önünde uzun bir süre gerçekleştirdikleri “beyaz tülbent” eylemi, basın ahlakına uymadıkları ve savaşa hizmet ettikleri gerekçesiyle bazı basın, hatta yayın organlarını boykot, referandum boykotu, mahkemelerde ana dilde savunma ısrarı, TBMM’de grup toplantısını ‘sembolik’ de olsa, birkaç dakika olsa ana dilde yapma, devletsiz Cuma” eylemlilikleri ve en son seçimde yaygın bir şekilde gelişen “Demokratik Çözüm Çadırları” eylemliliği… önemli sivil itaatsizlik örnekleridir.
Pit Nehri ‘barakası’ ve Çözüm Çadırları
1969’lu yıllarda Kuzey California’daki “Pit Nehri Kızılderililerinin bir eylemine biçim ve içerik olarak ne kadar benziyor. Pit Kızılderilileri “Federal yasa” ile ellerinden alınan topraklarının üzerine tavanı sac levhadan yapılmış büyük bir “baraka” kurdular, bunun üzerine federal görevliler, “bunun manzarayı bozan çirkin bir şey olduğunu” söyleyerek kaldırılmasını istediler. Kabul etmediler. Şerif ve emrindekiler makineli tüfeklerle, coplarla, sopalarla, köpeklerle, zincirlerle, kelepçelerle geldiler ve Pit Nehri Kızılderililerine yöneldiler. Hepsi yinede karşı koydu. Görevliler Kızılderilileri zorla götürüp mahkemede “güvenlik güçlerine saldırma” ve “ağaçları kesme” ile suçladılar.
Fakat “toprak mülkiyetinin sorgulanmaması” için “izinsiz girme” suçu yöneltilemedi. Bu olay kapandıktan sonra da daha sonra bu olayı şöyle anlatmıştı; “… Bütün dünya çürüyor, su zehirli, hava kirlenmiş, siyaset çirkinleşmiş, toprağın bağırsakları dışarı uğramış, orman yağmalanmış, sahiller yok edilmiş, sakabalar yakılmış, insanların yaşamları mahvedilmiş.. Ve federaller gelip ekim ayının yarısından fazlasını bizim barakanın “çirkin” olduğunu anlatmakla geçiriyorlar… Bize göre bu baraka güzel. Bizim için o eğitimimizin başlangıcı oldu. Toplanma yerimiz… Dinlenmek isteyenler için bir sığınak. Bizim kilisemiz. Karargahımız… Özgülüğe yaklaşmamızın simgesi… Gökte tek bir bulutun bile olmadığı bir ilkbahar sabahı yükselen güneşimiz… Dünyadaki o küçük nokta. Bizim yerimiz” Pit Nehri Kızılderililerin “baraka”sı ne idiyse, “Demokratik Çözüm Çadırları” da odur.
Fakat hem Kürt Hareketinde, hem de genel manada Türkiye demokratik hareketinde daha yaygın, etkili, yaratıcı bir sivil itaatsizlik hareket ve eylemliliğine ihtiyaç vardır. “Anti-militarist”, “savaş karşıtlığı“, “Vicdani Ret hareketi”, “ekolojik hareket”, “nükleer santrallere ve barajlara karış“, “sivil hareketler”, “feminist hareket”ler ve diğer hareketler bağrında daha aktif bir sivil itaatsizlik hareketine, eylemliliğine ihtiyaç vardır.
FEVZİ AKTAŞ / Sincan 2 nolu F Tipi Cezaevi