Bir insanı gerçekten sevmek, onun tuhaflıklarını başka hiç kimsenin, kendisinin bile benimseyemediği hatta fark etmediği huylarını sevmektir. İnsanların en esaslı yönleri uyumsuzluklarında saklıdır çünkü...

Aslı Erdoğan



Kürdistan’da Özgür Gündem dağıtıcılarının gazete aldığı bürolardan birinin dış cephesinde yazıyor bu yazı, “Siwar hatin peya çûn”. Gazete balyalarını alan dağıtıcıların koşarak sokaklara dağıldığı bir büronun kapısında. Bir gazeteyi okuyucuya sırtında taşımak. Gazeteciliğin ne menem bir ortak üretim olduğunun belki de en çarpıcı vücut bulmuş hali. Kurmaca olsa Aslı Erdoğan romanından bir bölüm gibi denebilecek sadelikte bir gerçeklik. 

Özgür Gündem'in danışma kurulu üyesi ve yazarı Aslı Erdoğan tutuklandı. Ülkesinde “popüler” bir yazar değil. Dünyada ise 15 dile çevrilecek kadar tanınıyor Aslı Erdoğan. “Yalnızlığa öyle alıştım ki, bir başkasının varlığını ancak bir tehdit olarak algılayabiliyordum. Yabani bir hayvanın insan karşısında tedirginliğine benzeyen bir duyguydu bu.(Kabuk Adam)” diyen yazar hani. İstese bir çoklarının olmak isteyeceği her şeyi olması mümkün iken yazarken de bir şey yapmak peşinde olan yazar. 

89 çalışanı katledilmiş bir gazetenin yani ölümüne çıkarılan bir gazetenin karşı yakaya dair umudunun simgesi olan yazar. Özgür Gündem’de 28 Haziran günü yayımlanan “Yetmiş beş, yetmiş altı” başlıklı yazısını, “GÜNDEM özgürleşmeden, Türkiye özgürleşmeyecek” diye bitiren yazar. 

Kendi anlatımı ile “yazar olarak ölmüşken ülkesinde, bir çok dünya ülkesinden aldığı burslarla çay, ekmek, sigara parasını kazanan” yazar. Bu yüzden de Özgür Gündem’de para için değil ülkesinin karanlığını bir parça da olsa aralamak için duran yazar. Tutsak edilmek istenen yazar. Özgür Yazar. 

Bu yazarın gözaltına alınıp tutuklandığı günlerde necip Türk basınının omurga yoksunu kalemleri bakın nelerle uğraşıyordu. 

Ahmet Hakan’a göre Özgür Gündem PKK'nin yayın organıydı ve kapatılmasında bi beis yoktu. Hakan para karşılığı sattığı kalemine ihanetini hatırlattı için ihbar ediyor Özgür Gündem’i. Kalemi gazeteciliğin değil uşaklığın hizmetine sunduğunu hatırlattığı için nefret ediyor Özgür Gündem'den. Kalem onurlu ellerde olduğunda bir anlam bulduğu için nefret ediyor. Kalem başkalarının özgürlüğü için kullanıldığında anlam bulduğundan öfkeleniyor Özgür Gündem’e. Ahmet Hakan, Tan matbaasını basanların soyundandır çünkü. Bugünkü saldırganlığının tarihsel kökleri derinlerdedir. 6-7 Eylül yağmacılarının bugüne sirayet eden kalıntılarındandır O. Halkların özgürlüklerin düşmanı bir iktidarın yandaşı yavşak profesyonelliğin arsızlığında son aşamadır Ahmet Hakan. 

CNN Türk'te Didem Aslan'ın ev sahipliğinde canlı yayınlanan İsmail Saymaz ve ne idüğü belirsiz Nevzat Çiçek'in sorgucu olarak katıldığı itirafçı sorgularıyla Hakan'ın ihbarı nasıl da örtüşüyor. Amaç belli Kürt Özgürlük Hareketi ile Gülen Cemaati arasında bir illiyet kurmak. Bunun için Nedim Şener kanal kanal gezerek sığlıktan balçığa dönmüş “görüşlerini” paylaşıyor. 

Fatih Portakal "ben PKK'nin ölüm listesindeyim" diyor.  Bu salak saçma cümleyi tiyatral bir edayla büyük bir sırrı açıklar havasında söylüyor. Böyle bir liste olduğuna inanmış. Çünkü işine gelmiş kamuyu da buna ikna etmeye çalışıyor. Böyle bir listenin olmasını canı gönülden istiyor bu vesileyle kendini nimetten sayacak. “Reis’e” şirin görünecek. 

Biri de seksen öncesi Pol-Der’li polisler tarafından devrimcileri kurşunlarken suç üstü yakalandığı kayıtlara geçmiş ülkücü tetikçisi Emin Pazarcı. O da gözaltına alınan kadın gazetecilerin bedeni üzerinden devletin resmi ideolojisine dönüşen tecavüzün sadece 9 aylık bebelere değil de doğmamış çocuklara da tehdit olsun diye canla başla meşrulaştırıyor. Dünyanın dibinde bile değilsiniz...

Son olarak tüm devşirmelerin ağabeyi eski cemaat mensubu itirafçı Hüseyin Gülerce Cumartesi gecesi AHaber’de “kadim havuz mensupları” tarafından canlı yayında sorguya çekildi. Gülerce kendisini psikolojik savaş yürüttüğünü söyleyerek savunurken sorgucuları bu konuda “düşmana daha sağlam vurmak için” tüyolar istiyorlardı. Gülerce’nin psikolojik savaşın bir parçası olduğunu alenen ifade etmesi Türk basının bir devlet aygıtı olduğunun en çarpıcı ifadesi olarak tarihe geçti. Nazi subayı Goebbels Türk basınına yol göstermeye devam ediyor anlayacağınız. 

Bi de ne idüğü belirsiz bir başka güruh var. Onlar da Aslı Erdoğan'ın gözaltı sürecinde ve tutuklanması sonrası bir acayip gündem oluşturmanın gayretkeşliği içine girdiler. Önce sağlık durumu üzerinden başladı. Neyse ki Murathan Mungan'ın çok yerinde ve zamanında yaptığı uyarı ile bu aşıldı. Ama tutuklanması ardından yapılan "neden Aslı Erdoğan'ın yazarlık dışındaki sıfatlarından, vasıflarından çokça söz ediliyor" minvalinde bir zırvalama dolaşıma sokuldu ki bunun iyi niyetli olduğunu söylemek zor. Öyle ki ciddiye alsanız yarın aynı olay Orhan Pamuk'un başına gelse-ki Pamuk’un da geçmişte Özgür Gündem’e destek için sokakta gazete satmışlığı vardır- Nobel aldığından söz etmemeliyiz diyecekler. Çok açık olan bir şey var ki enformatif bilginin temel unsurudur “kim” sorusu ve bu sorunun bağlamı. Yok onlara kalsa Aslı Erdoğan'a haddini bildirecekler bu becerilerinden ve onun inşa ettiği kariyerinden ötürü. 

Kendi kaçkınlığını gizlemek için herkesi sıradanlaştırmak anlamına gelen bu yaklaşım ahlaktan yoksun bir tutum elbette. Doğru ya her gün Türkiye'den ilk defa CERN’de mastır yapmaya gitmiş orada mesai vermiş bir Türk Kürd’ün mağduriyetine ortak oluyor ya bu “sıradan bahse” ne gerek var. 

Son söz Aslı Erdoğan’dan olsun;

“Bir insanı gerçekten sevmek, onun tuhaflıklarını başka hiç kimsenin, kendisinin bile benimseyemediği hatta fark etmediği huylarını sevmektir. İnsanların en esaslı yönleri uyumsuzluklarında saklıdır çünkü...”

Not: Ayrıca Aslı Erdoğan’ın sadece bugün değil nicedir nasıl bir tehdide maruz kaldığını öğrenmek isteyenler için: 


http://aslierdogan.com/haberler.asp?ssid=190