ENES YILDIZ


Bir ütopya ve bir amaç uğruna gidenlerimiz vardı. Birbirlerinin alnını yıldızlara değdirmeyi bilen hep onlardı. Sonsuz bir yolun yolcusu olup arkalarında tarihin seyrini değiştiren de onlar… Ve usul usul giden… 

Bir kaç kelimeyi direniş zamanına sığdırmak ve gitmek… Aşk, direniş ve özgür bir yaşamın uğruna savaşmak, Siyabend ve Xecêlerin destanını dile getirme zamanı değil mi? Belki Sipan dağlarında belki de Nurhak’ta bir halk savaşçısı veya bir halkın komutanını güneşin sofrasında anlatmayı, dilden dile aktarmayı bilmek… 

Onlar özgür bir yaşam uğruna kendilerini feda edenler. Bir Siyabendimiz ve binbir destan yazan devrimcilerimiz, yoldaşlarımız hep var oldu. Gözlerimizin seyrinde Siyabendler, Xecêler, Zinler ve Herdemler karış karış, ova ova ve sokak, sokak, Mezopotamya topraklarında savaşmıştı-savaşıyor. Halkımızın ve umudumuzun yiğitleri. Simaları ve gözleri berrakça, sessizce gidenler hep onlar! Onlar? Ülkemin esmer çocukları. Dicle suyu gibi berrak akan, sonra giden… Siyabend de o berrak çocuklardandı…

Bugün Siyabendimizin adını haykırma zamanı! Siyabendin devrim serüveni bilinsin diye çabalıyorum. Yaşamın bütün alanlarında direniş bayrağını dalgalandıran Siyabendimiz. İşte ben de bugün O’na dair devrimciliği, umut dolu günleriyle bir halkın kahramanlarından birini yazmaya gayret ediyorum… 

Bütün zamanı ve soluksuz serüveni direnişe dönüştüren, güler yüzlü Siyabendimiz. Onları, devrimcileri hatırlayıp yürüyebiliyoruz. Devrimcileri hatırlamak ve serüvencilerin söylenmemiş sözlerine ulaşmak gibi.. 

Onlar… Canlarını esirgemeden bize yaşamı bırakanlar. Arayışlarıyla güneşi tekrar tekrar doğuran, bize ışık olan onlar… Tek bir kişi bile aydınlığı görsün diye bedenlerini siper edenler…

Ve onlar; direnişleriyle “güneşimizin” sofrasında ebedileşenler… Binbir devrimci, binbir Siyabend… Tanık olduk, tanıdık çoğunu lakin anlatmaya dilimiz dönmüyor işte!