
Hakikati anlam ile koruyan insanlar vardır. Hakikati koruduklarının farkında mıdırlar bilinmez. Biliriz ki bu insanlar adeta zamanla yarışırlar. Ve An’a özgürlüğü nakşetmek için acele ederler. Hızlı konuşurlar… “Zaman yok beklemeye, yapmak için acele etmek gerek” derler. Nevi şahsına münhasır olan bu insanları bakışları, duruşları, gülüşleriyle hemen hissedersiniz. Bu his kimi zaman bir merak uyandırır kimi zaman ise hayranlık…
En derin dalgalar dipten gelir derler ya hani… Onların bakışlarında derinlere doğru yol alırsınız. O derinlerde enerji biriktiren dalgaların gücünü görürsünüz. Bu dalgalar onlara her baktığınızda deniz köpüğü bir gülüş olur konar yüreğinize… Usul usul bir ezgiye dönüşür sonra… Urfa’dan Şengal’e uzanan Nujiyanların Nazê ile buluşmasına tanık olursunuz orada…
Bu toprağın öyküsü vardır Nujiyan’nın gülüşünde. Ve bu toprağın gücü vardır Nazê’nin avuçlarında. Nujiyan ile Nazê’nin mücadelesinde siyah gülün hüznü ile dört parça Kürdistanı anlatan guldexwinin buluşmasıdır. Hani Urfa’da sadece Urfa’da siyaha bürünen gülün hikayesi var ya… Başka topraklarda kırmızı açan ama Urfa’da siyah açan gül… Dikenleri daha kaim olan siyah gül… Rengiyle toprağının ahını taşıyan, dikenleriyle savunmasını yapan siyah gül… Ser verip sır vermeyen toprağının özgürlüğüne kayıtlı olan ve toprağının özgürlüğüne rengini adayan… Ve toprağının özgürlüğünün insanlığın özgürlüğünün olduğunun bilincinde olan… İşte siyah gülün guldexwin ile buluşmasının öyküsüdür Nujiyan’ın öyküsü…
Evet Kürdistan dağlarında ve en çok da Zağros üçgeninde dört parça Kürdistan’ın hüznünü taşıyan guldexwinin hikayesi…Nujiyan o guldexwinlerin hemen yanıbaşında en güzel pozlarından birini vermiş… Onun kendi hikayesi olduğunu bilerek belki de kim bilir… Gülüşüne dünyaları sığdıran, öfkesini bakışlarında taşıyan ve tıpkı ismi gibi çocuk masumiyetinde yeni yaşamın kodlarını taşıyan Nujiyan…
Dört parça Kürdistan’ın özgürlüğüne kayıtlıdır guldexwin… Bir damla gözyaşı vardır boynu bükük olan her dört lalesinin ucunda… Gözyaşlarını biriktiren boynu bükük olduğu halde o gözyaşını toprağa bırakmayan guldexwinin hikayesidir Nazê’nin hikayesi. Toprağının öyküsünü taşır Nazê… Direnir… Bin yıllardır beyaz elbiselerinin ihtişamında korudukları hakikate saldıranlara karşı direnir. Direnir Nazê… Devletli uygarlığın hafızası olan DAİŞ’e karşı direnir. Feodal baskılara direnir… Öfkeli bakışlarının ardında sakladığı masum, ürkek gülüşü ile gericiliğe karşı direnir. Kendinden emindir. Hakikatin izinde değil, hakikatin koruyucusudur çünkü. Bilir dermansız kalan gericiliğin tek ilacının zulüm olduğunu… Bu zulmün canını alacağını da bilir… “Ma çi bu ye. Caneke min heye bila ew ji Kurdistan’ere be” der ve direnir Nazê varlığının güçlü bilinciyle…
Bu direnişe tanıklık eder Nujiyan… Kökleriyle buluşmanın erdemini yaşar… 3 Mart’ta yaralandığında beyninin içinde mermi ile yaşamasının imkansızlığına kanaat getirenleri yanıltır Nujiyan. Onun yaralandığını duyan bütün arkadaşları, “Nujiyan direnir” dedi ilk. “Nujiyan pes etmez”… Pes etmedi 20 gün direndi… O direniş sırasında hakikatini beraber kazıdığı arkadaşı Nazê’nin şehit düştüğünü hissetti mi bilinmez ama biz siyah gül ve guldexwinin hüznünün onların son yolculuklarında bir kez daha buluştuğunu biliyoruz.
Hüznünün sona ereceğini bilir toprak… Bu yüzyılın kendi yüzyılı olduğunu bilir bu toprağın kadınları. Elinde taşlarla, omuzlarında silahlarıyla, bembeyaz elbiselerinin görkemiyle bunu başaracaklarını iyi bilirler… Nazê Naif Qaval 14 Mart’ta KDP tarafından katledildiğinde bin yıllardır direnen Humbaba (Hebaba) aşiretinin yılmadığını, yılmayacağını bize bir kez daha anlattı. Hani Gılgameş destanında geçen Gılgameş şahsında devletli uygarlığa karşı direnen Humbaba aşireti var ya o işte… Devletli uygarlığa karşı bin yıllardır direnen Humbaba aşiretinin asaletini taşıyordu bakışlarında. Bu asaleti devletli uygarlığa satan KDP’nin, Barzani aşiretinin sıktığı mermi ile şehit düşmüştü ama… Bu toprağın hüznü en çok bundandı işte.
Evet siyah gülün guldexwin ile buluşmasının öyküsüdür Nujiyan’ın öyküsü… Ve siyah gülün sırrını guldexwinin sırrına işleyen Nujiyan ve Nazê’nin öyküsünde gizlidir hakikatimiz. Ama şunu da çok iyi biliriz ki Urfa’nın Şengal ile buluşması artık toprağın hüznünün sona ereceğinin bilgisidir.
Toprak damlı evlerinde dinlediği masalların diyarına geldiğini büyük bir mutlulukla anlatan Nujiyan’ın öyküsü hepimizin özgürlük öyküsüdür aslında. Nujiyan ile Nazê’nin öyküsü varlığı ile buluşmayı başarmış Kürt kadınlarının sadece Kürdistan’ı değil dünyayı kurtaracak kadar güçlü olduğunun sözüdür esasında.