Başbakan Erdoğan’ın Avrupalı Türk bilim insanlarının Türkiye’de yaptığı toplantıdaki konuşmasını izledim. Avrupalıların, batılıların Mısır’daki ‘Ordunun Darbesi’ne karşı ne kadar da çifte standartlı olduklarını canhıraş biçimde eleştiriyordu. Ne kadar çok isterdim Erdoğan’ı alkışlamak! Gerçi artık beğendiğim bir konuşmayı alkışlama yetisini yitirdiğimi biliyorum. Son zamanlarda sadece zalimlerin gadrına uğramış mazlumların, kişisel duygularını ifade eden konuşmaları alkışladığımı, sadece onların gerçeği yalın anlattığını bildiğim için olsa gerek, ya da Erdoğan’ın çifte standartlı yönetim modeli olsa gerek Erdoğan’ı alkışlamak içimden gelmedi.
Avrupalı Türk olmak, hem Avrupalı, hem Türk olmak ve aynı zamanda bilim insanı olmak ne kadar tezat teşkil ediyorsa, Erdoğan’ın ağzından çıkan Batının çifte standardına olan eleştiri de o kadar tezat teşkil ediyor. Her ne kadar demokrasilere evrensel standartlar getirilmiş ise de demokrasi denilen şey özünde çifte standarttır zaten.
Erdoğan’ın ve çevresindeki danışmanlarının ruh hali son zamanlarda epeyce bir bozuk. Türkçesi “tükenmişlik sendromu” olan, Amerikalıların “sürmenaj”, Avrupalıların “uyum bozukluğu” dediği ruh halinin bütün belirtilerini görmek mümkün. Anlaşılan Kürt sorunun çözümü, ya da onların dediği gibi ‘çözüm süreci’ ne yeterince uyum sağlayamadılar. Bu aynı amanda bir “Acut stres sendrom”udur. Nedenleri, semtomları, epidemiyolojisi ve terapisi başka bir yazı konusu. Çözüm süreci, kimyalarını bozdu, Gezi olayları bu bozukluğu derinleştirdi, Mısır’daki darbe de bardağı taşıran son damla oldu. Taksim’de halka ve göstericilere polis eşliğinde saldıran satırlı, baltalı siviller, bu çıldırma sonucu olsa gerek.
Erdoğan bilmez mi ki, Mısır’da ordu niye darbe yaptı, ya da yapabildi. TC ordusu hangi nedenden dolayı Erdoğan’a karşı darbe yapmadıysa, aynı nedenle Mısır’da orduya darbe yaptırdı. Bunu en iyi Erdoğan bilir. Mısır ordusunun, askerinin donunu bile Amerika karşılıyorsa, darbeye de o karar verir (Hatırlarsanız bu söz TC ordusu için bir Türk siyasetçisi tarafından söylenmişti). Bu tespiti yapmak için öyle analist, toplum ya da siyaset bilimcisi olmaya gerek yok. “Parayı veren düdüğü çalar” halk sözündeki gibi bir şey.
Benim kuşaktakiler için, Mısır’daki Ordu darbesi, 12 Eylül sabahı Ankara’daki tanklar yürütüldüğünde bir ABD’li diplamatın Amerika’ya verdiği mesajin tekrarıdır “bizim çocuklar darbe yaptı”.
Yerimin darlığı nedeni ile Mısır’daki darbeyi bir cümle ile özetlersem, bana göre Amerika’nın Siyasal İslam projesinde ki bir revizyonudur. Amerika Siyasal İslam projesinde Müslüman Kardeşler’e yer vermek istemiyor. Bundan daha açık bir neden de göremiyorum. Tabii ki bunun ucu Erdoğan’a değiyor. Bu darbe nereden bakılırsa bakılsın Esad’ın Suriye’deki muhaliflerine karşı elini güçlendirdi. Gitti Erdoğan’ın çözüm süreci!.. Geldi Kürtler için yeni ve daha güçlü bir dönem…
Kürt basınına getirilen yasaklama kararı da, 9 Ocak katliamının devamıdır. Avrupa’nın Erdoğan- Öcalan görüşmelerine ve PKK’ye verdiği yanıttır.
Kısacası Avrupa çözüm sürecinden rahatsız, Amerika Müslüman Kardeşler’den rahatsız, Erdoğan Amerika’dan rahatsız, ama eleştiri ucunu Avrupa’ya yöneltiyor, Kürtler hepsinden rahatsız.
“Çözüm süreci” içinde yeni bir dönem hem AKP için hem de PKK için...
Siyasal İslam’ın revizyonu!
‘İnkarın inkarı’nın üçüncü yazısını yazacaktım. Ancak “çözüm süreci” denilen süreçte bir Kürt gencinin, Medeni Yıldırım’ın Kürdistan’da askerin kurşunu ile sırtından vurularak öldürülmesi ve Danimarka Yüksek Mahkemesi’nin üç Kürt TV kanalının lisansını iptal etmesi, Mısır’daki askeri darbe ve bütün bunların birbirleri ile olan dinamik ilişkisini yazmayı tercih etmek doğru olandır diye düşünüyorum. İnkarın inkarının üçüncü ve dördüncüsü başka bir zamana ertelemek zorunluluk oldu.