
Avrupa ülkeleri kendilerine sığınan siyasi sığınmacıları 'terörizm' gerekçesine dayanarak iade etmekte ya da etmek istemektedirler. Uluslararası hukukta siyasi sığınmacı kavramı ne anlama gelmektedir? Devletlerin sorumlulukları nelerdir? Siyasi 'suçlular' iade edilebilinir mi? Siyasi suçlular devletlerce neden "terörist" kapsamına alınmaktadır gibi sorulara yanıt bulmaya çalışacağız.
Dünyada terörizm kavramının kullanılmasının en büyük nedenlerinden biri, onu siyasal suçtan ayırma çabasıdır. Uluslararası hukuk için siyasal suçların ayrıştırılması-ayrılması onların iade edilmemesini sağlamaktır. Terör eylemi ise iade ve yargılanma anlamına gelmektedir.
Siyasi suçu devletler yaratmıştır
Bütün hukukçular ve toplum bilimcilerinin kabul ettiği gibi, siyasi bir örgütlenme biçimi olarak ortaya çıkan devletlerle birlikte, siyasi suç da ortaya çıkmıştır. Siyasal bir organizasyon olarak ortaya çıkan devlete karşı, siyasal argümanlarla mücadele edenlere siyasetçi, organizasyonlara siyasal organizasyon denmiştir. Devletin koruduğu düzeni beğenmeyen, toplum yararına daha iyi bir düzen isteyen, bazı kesimlerin haklarının çiğnendiğini düşünen, temsil edilemeyenleri temsil ettiğini düşünen vb organizasyonlar ve kişilerin adıdır siyaset. Elbette siyasal suç ile terörizmi ayırmak için 'siyasal suç'un gelişimi ve farklılıklarını ortaya koymak gerekmektedir. Hukuk ve toplum biliminde siyasi suç ve teröriz sürekli bir tartışma konusudur.
Bu kavramların tartışılıyor olmasında muhatapların kendileriyle ilgili subjektif ve objektif yaklaşımları belirleyici olmaktadır. Hukukçular bu nedenle bu ikisinin ayrıştırılması için mücadelelerine devam etmektedirler. Bu nedenlerden dolayı yazar "Güzellik gibi terörizm de bakana göre değişmektedir" deme gereği duymuştur. (Hess Henner, Like Zealots and Romans: Terrorism and Empire in the 21st Centuryí; Crime, Law & Social)
Siyasal suçların terörizm olarak tanımlanmak istenmesinde elbette şiddet, merkezi bir rol oynamaktadır. Buna rağmen hukukçular, siyasal amaçlara uluşmak için kullanılan şiddet ile terörizmin kesinlikle ayrılmasını istemektedirler. Zira siyasal bir örgütlenme olan devletin kendisi de siyasal rakiplerini bertaraf etmek için şiddet ve zor kullanmaktadır. Bu nedenle hukukçular kuralların her iki kesime de eşit ve adaletli uygulanmasını savunmaktadırlar.
Siyasal eylemlerde meşruluk
Siyasal 'suçlar'da temel amaç toplum için daha adil, daha özgürlükçü daha iyi bir düzen sağlanmasıdır. Hukukçular bu amaç için metroya kimyasal gaz atılması, şehir sularına zehir katılması, yolcu uçaklarının bombalanması gibi eylemlerin doğal olarak siyasi suç kapsamına alınamayacağını savunuyorlar. Keza bir devletin de topyekün bir halka karşı katliamlarını, mecburi göçe zorlamalarını, toplu olarak cezalandırılmalarını da aynı kapsamda değerlendiriyorlar.
Söz konusu eylemler siyasal amaçlar için yapılmış olsa bile terörizm kapsamına girmekten kurtulamıyorlar. Uluslararası hukuk kriterlerine göre ister devlet ister siyasal grup ve organizasyonların bu tür eylemleri kitleleri sindirmeye, sivillere zarar vermeye yönelik şiddet niteliğindedir ve daha iyi sosyal ya da siyasal koşullar yaratmak mücadelesine hizmet etmeyeceğini belirtiyorlar.
20. yüzyıla kadar siyasal suç
Siyasal suçun tarihi hukuk terimleri arasında yer aldığı tarihten çok eskidir. Ve belirttiğimiz gibi devletin ilk çıkışıyla yaşıttır. Kavramın uluslararası litaratüre girmesi ise 19. yy ikinci yarısında başlar. Baskıcı devlet ve yöneticilerine meydan okuyan muhalifler kendi ülkelerini terk ettiklerinde daha farklı karşılanmış ve sığındıkları devlet tarafından korunmuşlardır. Bundan önceki yüzyıllarda ise tam aksi sözkonusudur.
Başkaldıranlar sığındıkları alanlarda en şiddetli şekilde cezalandırılmakta, toplumsal değişim engellenmek istenmektedir. 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra siyasi sığınmacı olarak kabul edilen bu muhalifler, devletler tarafından korunmuş, iadeleri ret edilmiş ve hatta ayrıcalıklı uygulamalara tabi tutulmuşlardır. 20. yy. siyasal suikastler, uçak kaçırmalar vb eylemler kavramın yeniden 'tartıştırılmasına' gerekçe yapılmıştır.
Ortaçağ karanlığından fışkırdı
Bugünün koşullarındaki yorumlara uygun olarak siyasal suç Ortaçağ'da geniş kitlelerin feodalitenin yıkılmasıyla birlikte güçlenen krallık ve merkezi devletlere karşı yapılan isyanlarla örtüşmektedir. Siyaset bilimi ve kamu hukuku klasiklerin ciddi bir kısmı da bu dönemde yazılmış, yöneticilerin yetkileri ve egemenliğin sınırları tartışılırken bir yandan da yönetimler aleyhine suç işleyen suçlular, isyancılar ve düzeni değiştirmek isteyenler olarak nitelenmiştir. Düzeni değiştirmek isteyen kişilerin amaçları sorgulanmış ve bunların işledikleri fiiller, toplum düzenini bozan davranışlar olarak değerlendirilmemiştir. Halkın, zorba yöneticiye karşı ayaklanması isyan olarak görülmemiş, baskıcı yöneticinin kendisi asi olarak nitelendirilmiştir.
Bu dönemde Locke, Machiavelli, A. Thomas, Bodin gibi yazarlar eserlerinde zorbalık düzenlerini eleştirmiş, baskıcı yönetimlerin değiştirilebileceğini savunmuş ve yönetimler aleyhine suç işleyenleri destekleyici eserler vermişlerdir. Bu dönemde siyasal suçlar egemenliği elinde tutan yöneticiye karşı işlenmekle beraber kral ülkeyi, halkı ve siyasal egemenliği ifade ettiği için, kral ve ailesinin güvenliği ile ülkedeki egemenlik ve güvenlik özdeşleştirilmiş, bu tür suçlar çok ağır cezalarla cezalandırılmış ve krala karşı koymak vatana ihanet olarak ele alınmıştır. Bu dönemde Kant, Montesquieu, Rousseau gibi yazarlar meşru siyasal yönetimlerin niteliğini incelemiş ve meşruluğunu yitiren yönetimlere karşı koymayı baskıya karşı direnme hakkı kapsamında değerlendirerek isyancıların yöneticiye karşı işledikleri suçları adli suçlardan ayırmış ve bu tür fiilleri direnme hakkı kapsamında meşru/haklı fiiller olarak görmüşlerdir. Bu dönemde Guizot tarafından yazılan "Siyasi Suçlarda Ölüm Cezası" adlı eser de siyasal suçlulara ayrıcalıklı davranılması konusunda önemli bir kaynak olmuştur. Kaynaklar: (Burleigh T. Wilkins, Terrorism and Collective Responsibility, (London: Routhledge, 1992), İmit Hassan, Siyasi Suç Kavramı; Ankara Üni. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi Köksal Bayraktar, Siyasal Suç)
Fransız Devrimi ve siyasal suç
Fransız Devrimi ve yarattığı değişimler, siyasal suç kavramını da temelden etkilemiştir. Devlet egeminliğinin sınırları, yöneticilerin yetkileri yeni hukuksal boyutlar almaya başlayınca, devletin manevi şahsiyeti ile kurulu düzen birbirinden ayrışmaya başlamıştır. Doğal olarak bu ayrışım devlete karşı işlenen suçların adlandırılması ve nitelendirilmesine de yeni boyutlar kazındırmıştır. Fransız Devrimi sonrası şekillenen liberalizm, birey haklarını da önemsemiş, bireyi devlete karşı koruma mekanizmalarını da güçlendirmiştir.
20. yüzyıla gelinceye kadar siyasal suç kavramını etkileyen en önemli gelişme Sanayi Devrimi ve İşçi sınıfının şekillenmesi ve sınıf çatışmasının ortaya çıkmasıdır. İşçilerin makinaları tahrip etmeleri, fabrika işgalleri, işçi sınıfının iktidarı ele geçirme amacına dönüşünce, siyasallaşmış ve siyasi "suç" kapsamına girmiştir. Sendikal hareketler, sosyalist akımlar, hukuksal şekillenmeyi de etkisi altına almış ve bütün başkaldarıları siyasileşmiştir. 1793 Fransız Anayasası'nın 120. maddesi, hürriyeti için suç işlediklerinden dolayı memleketlerinden sürgün edilenlere, Fransa'ya iltica hakkı tanımıştır. Fransız İhtilali'nin tetiklediği liberal düşünce fırtınası siyasi suçluya karşı bakış açısının değişmesine yol açmıştır.
Siyasal suç ilerici suçluluk şeklidir
Siyasi suçluya bakış açısının değişimini şöyle özetleyebiliriz: Siyasi suç, fiilin işlenmesine yol açan şartlara, saldırıda bulunduğu iktidarın meşru olup olmamasına göre değerlendirilmesi gereken ve antisosyal karakteri nispi olan bir eylemdir. Siyasi suçun faili, genellikle asil bir takım saiklerin etkisi altında harekete geçer. Onu harekete geçiren hisler kötülük, adilikten çok endişeler; içten çürümeden çok genel bir cesaret ve fanatizmdir. Böylece siyasi suç faili hoşgörülü bir işleme tabi tutulmalı ve hakkında uygulanacak cezalar hafif olmalı haysiyet kırıcı bulunmamalıdır. Bu suçlular, jürili mahkemelere gönderilmelidir; zira bu suçlara karşı ancak kamuoyunu doğrudan doğruya temsil edenlerdir ki, yansız ve anlayışlı olabilirler.
Bu şekilde gelişen görüşler, hareket noktaları değişik olmakla beraber, 19. yüzyılın eklektik ve pozitivist okullarınca da desteklenmiştir. Gerçekten eklektik, klasik görüşün temsilcilerinden Guizot'nun bu konudaki fikirleri, Fransa'da olduğu kadar bütün Avrupa'da çok etkili olmuştur. Guizot ölüm cezası hakkındaki fikirlerini açıklarken şöyle demiştir: "Siyasi suçlardaki ahlaka aykırılık ne genel suçlar kadar açık ve ne de değişmez niteliktedir. Bu suçlar hakkında verilen hükümler zamana, olaylara ve iktidarın hak ve değerlerine göre değişir ve her an başka tarzda değerlendirilmelidir. Hiç kimse adam öldürme, hırsızlık gibi suçların önemlerini tartışmadığı halde, siyasi suçlar toplumun küçük veya büyük bir kısmı tarafından daima tasvip ile karşılanır. Böyle olunca siyasi suçlarda bulunan ahlaka aykırılık çok kere şüpheli olduğundan, özellikle bu alanda kanuni adalet tabii adaletten ayrılmak tehlikesi gösterir."
Lombroso'ya göre ise siyasi suç; siyasi-sosyal hayatın gelişmesini çabuklaştırmak amacı güden ilerici bir suçluluk şeklidir; bu sebeple siyasi suç yenilik düşmanlarının duygularını sarsar. Siyasi-sosyal olayların normal ritmini hızlandırmak amacını güden siyasi suçlar, kurulu siyasi düzeni ve böylece bütün topluma, genel olarak, egemen olan tutucu duyguları zedelemiş olur. Siyasi suçlu genellikle ihtiraslı bir suçludur.
Garofalo ise, siyasi suçun suni bir suçluluk olduğunu belirterek, siyasi suçlularda kurulu devlet şekline uyumsuzluk olduğunu ve işlenen suçların merhamet ve dürüstlük duygularını zedelemeyeceğini ifade etmektedir.
Ferri de meseleyi sosyolojik açıdan incelemekte ve siyasi suçluluğu, geliştirmeci suçluluğun bir şekli saymaktadı. (Ar.Göv. Temuçin Köprülü, Siyasi Suç İstisnası ve Terörizm)
Günümüzde siyasal suç
Siyasal suç konusunda en büyük sorun siyasal suçun ne olduğuna dair bir tanım birliğinin henüz sağlanamamış olmamasıdır. Bütün uluslararası düzeyde siyasal suç farklı tanımlanmaktadır. Tartışmalar bugün de sürmektedir. Neyin siyasal kapsama gireceği belirlenmemekte, belirlenmek de istenmemektedir. Bu devletler açısından da böyledir. Yıllarca Saddam gibi bir diktatörü destekleyen, Saddam'ın yaptığı insanlık dışı uygulamaları, siyasi yaptırımını görmeyen, hatta destek veren, onları terörist gören devletler, Saddam iktidarıyla çıkar ilişkilerinin bittiği an, söz konusu muhalifleri meşru siyasal temsilci ilan etmişlerdir.
Irkçılığa karşı mücadele eden Nelson Mandela, Filistin Lideri Yaser Arafat'da önce terörist ilan edilen, ardından kırmızı halılarla karşılanan liderler olarak hafızalarda yer edindiler. Ceza kanunlarında da siyasal suçun düzenlenmesi devletlerin siyasal geçmişlerine, niteliklerine ve dolayısıyla devletlerin hukuk sistemine, toplumların ve devletlerin kendilerine göre tehlike algısına göre değişmektedir.
Devletler ve siyasi suç
Birçok devletin ceza kanununda siyasal suçun tanımı yer almazken özellikle totaliter devletlerin ceza kanunlarında siyasal suçun tanımı yapılmamıştır. Oysa suçluların iadesine ilişkin Avrupa sözleşmesinde siyasal suçluların, geldikleri ülke ya da başka ülkeye iade edilmeyecekleri açıkça belirtilmektedir. Ama günümüzde siyasal suç meselesi, sadece hukuksal bir konu olmaktan çıkıp, ideolojik ve siyasal boyutlar kazanmıştır.
Devletler bir yandan siyasal suçluları, terörizmle ayrıştırma yolunu seçerken, diğer yandan siyasal ve diplomatik pazarlıklarla da kendi tanımlamalarını rahatlıkla çiğnemekte ve yasal kılıflar uydurmaktan da çekinmemektedirler. Siyasal suçluya siyasal, ekonomik ve diplomatik çıkarlara göre yaklaşım, ülkeler arasında farklı hukuksal tanımlamalara da yol açmaktadır. Bir ülkenin siyasi eylemci gördüğünü, diğer bir ülke rahatlıkla terörist görmekte ve uygulamalar birbiriyle çelişir hale gelmektedir.
Taliban ve ABD
En çarpıcı ve dünyada çokça benzeri olan paradoks değerlendirmelerden biri de Taliban'a yönelik bakışta ortaya çıkmıştır. Rus işgali döneminde siyasal olarak ABD tarafından meşru görülen, desteklenen Taliban, Rus işgali sonrası ABD ile çatışmaya başlayınca, dünyanın 1 numaralı terörist örgütü ilan edilmiştir. Burada temel kriter siyasi suçlu ve örgütün uluslararası hukuk ve toplum normlarına göre yorumlanması değil, ABD çıkarlarına hizmet ya da karşıt olma özelliğiyle tanımlanmasıdır. Değerlendirmelerin hukuksal boyuttan çıkarılarak, ülke çıkarlarına endekslenmesi aynı ülkenin çıkarlarıyla buluşan çok sayıda ülkeyi de tanımlamaları desteklemeye, hukuksal normlarını buna göre şekillendirmeye sürüklemektedir.
İktidar ve siyasi suç
Siyasal suç ve iktidar ilişkisi birbirine bağlı gelişmektedir. Mevcut iktidara karşı siyasal iktidarı değiştirmek, tehlikeye sokmak, ele geçirmek fiilleri ceza hukuku konusu haline getirilirken, bu amaçlarını başaranlar da aynı mantıkla iktidarlarını korumak adına kendi iktidarlarına yönelik girişimleri, örgütlenmeleri suç saymışlardır.
Örneğin Fransız Devrimi'ni başaranlar bu kez iktidarlarını korumak için yeni siyasal suçlar belirlemiş, bu kez kendi iktidarlarına yönelik eylemleri suç saymışlardır. Türkiye açısından da durum böyledir. Talat Aydemir bir darbe girişiminde bulunduğu ve siyasal iktidarı hedeflediği için anayasal düzeni yıkmakla suçlanmış ve ölüm cezasına çarptırılmıştır, ama siyasal iktidara karşı darbe yapan ve anayasal düzeni ele geçiren Kenan Evren kahraman ilan edilmiştir. (Uluslararası Hukuk ve Politika-Devrim Aydın)
Hukuksal doktrin ve iade
Hukuksal doktrinde suçun siyasal amaçları elde etmeye elverişli olup olmadığı sorgulanmaktadır. Yani fiilin hedeflenen siyasal amaçlara uygunluğu kriter olarak algılanmaktadır. Yine iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan, ağır silahlarla donatılmış bir grubun süreklilik arz eden ve askeri eylemleri de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bu siyasal bir organizasyon olan iktidar ile, iktidarı siyasal olarak ele geçirmek isteyenlerin mücadelesi olarak algılanmakta ve uluslararası savaş kurallarına uyum talep edilmektedir.
BM ve uluslararası devletler hukukunda siyasal suçlunun tanımı üzerinde tam bir mütabakat sağlanmamış olmasına rağmen, siyasal suçluların iade edilemeyeceği konusunda bir anlaşma sağlanmıştır. Söz konusu anlaşmalarda siyasal suç terör kapsamına alınmamakta, siyasal suç iadeye tabi olmayan suç kapsamında uygulanmaktadır. Bunun bir gereği olarak siyasal suçlular sözleşmelerinde başka bir ülkeye sığınma hakkı tanınmakta ve başvuru yapılan ülkede siyasal sığınmacıyı her anlamda koruma yükümlülüğü beklenmekte ve siyasal suçun gerektirdiği uygulamalara tabii tutulmasını şart koşmaktadır.
Avrupa sözleşmesi
'Suçluların iadesine ilişkin Avrupa Sözleşmesi'nin' 3. maddesine göre sığınma talebinde bulunan kişi siyasal bir suç ve fiil nedeniyle bu başvuruyu yapmışsa, geldiği ülkeye iade edilemez. Yine aynı maddenin 2. fıkrasına göre iade telep eden tarafın söz konusu kişiyi ırk, din milliyet ve siyasi nedenlerle cezalandırma amacı taşadığı kaanatine varılırsa, söz konusu sığınmacının söz konusu ülkeye iade edilemeyeceğini hükmetmektedir.
'Suçluların Geri Verilmesine Dair Avrupa Anlaşması' siyasi suçluların geri verilmeyeceği yönündeki ilkeyi benimsemekle beraber siyasi suçun tanımını anlaşma metni içinde yapmamıştır. Bunun yerine işlenen suçun siyasi bir niteliğe sahip olup olmadığında sanığın veya suçlunun bulunduğu ülkeye geniş bir takdir hakkı tanınmıştır. Anlaşmanın siyasi suçlularla ilgili 3. maddesi şöyle:
"1- İade talebine sebep olan suç kendisinden iade talep edilen tarafça siyasi bir suç veya böyle bir siyasi suç ile murtabıt fiil (siyasi suçla her türlü bağlantıyı) olarak telakki edildiği takdirde suçlu iade edilmeyecektir."
"2- Kendisinden iade talep edilen taraf, adi bir suç için vaki iade talebinin bir şahsı ırk, din, milliyet veya siyasi kanaat cihetinden takip veya cezalandırmak gayesiyle yapıldığına veya bu şahsın vaziyetinin bu sebeplerden biri dolayısıyla ağırlaşabileceğine dair ciddi sebepler mevcut olduğuna kanaat hasıl ettiği takdirde de aynı kaide tatbik edilecektir".
Suçluların Geri Verilmesine Dair Avrupa Anlaşması'nda yer alan siyasi suçluların geri verilmemesi ilkesi daha sonraki yıllarda bazı sınırlamalara tabi tutulmuştur. Bunlardan ilki, ek protokol diğeri ise Terörizmin Önlenmesine dair Avrupa Anlaşmasıdır.
15 Ekim 1975'de Avrupa Konseyi üyelerinin imzasına açılan protokolün giriş kısmında "ilave edilen hükümlerin, insanlığın ve bireylerin korunmasında etkinliğin artırılması amacıyla düzenlendiği" belirtilmektedir.
Birinci Ek Protokolun 1.maddesinde özellikle siyasi suç kavramının içeriği konusunda yeni düzenlemeler getirilmiştir ve bu düzenlemeler daha ziyade nelerin siyasi suç sayılmayacağına ilişkindir. Buna göre:
"Suçluların Geri Verilmesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nin 3. maddesinin uygulanmasında aşağıdaki fiiller siyasi suç sayılmazlar":
"a) Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 9 Aralık 1948 yılında kabul ettiği Jenosit Cürmünün Önlenmesi ve Tenkili Hakkındaki Sözleşme'nin öngördüğü insanlığa karşı cürümler,
b) Savaşta Silahlı Kuvvetler İçinde Bulunan Yaralı ve Hastaların Korunması
Hakkında 1949 Cenevre Sözleşmesi'nin 50. maddesinin öngördüğü suçlar, Savaşta Deniz Silahlı Kuvvetlerinde Yer Alan Deniz Kazası Kurbanlarının, Hasta ve Yaralıların Korunması Hakkındaki Sözleşme'nin 51.maddesinde yer alan suçlar, 1949 Cenevre Savaş Esirlerine Yapılacak Muameleler Hakkındaki Sözleşmenin 130 ve Savaş Sırasında Sivillerin Korunmasına İlişkin 1949 Cenevre Sözleşmesi'nin 147.maddesinde yer alan fiiller.
c) Cenevre Sözleşmelerinin öngörmediği ve fakat halen mevcut savaş örf ve adetlerinde ve bu protokolün yürürlüğe girdiği sırada uygulanmakta olan savaş kanunlarında yer alan benzeri ihlaller". (www.Avrupakonseyi.org)
DEVAM EDECEK
ALİ ÖZŞERİK