Mersin'in merkez ilçe Akdeniz Belediyesi Eşbaşkanı Yüksel Mutlu Avrupa'da HDP seçim çalışmaları kapsamında Almanya'nın bir çok kentinde temaslarda bulundu, toplantılarda halkla bir araya geldi. Türkiye'deki tek DBP'li belediyenin eşbaşkanı olan Mutlu, çalışmalarında kadın belediyediyeciliği ve DBP'nin farkını da ortaya koyuyor. Halkın kadın yöneticilere olan güveni azmini artırsa da karşılaştıkları sorunlar da var. Bu sorunlara karşı "Biz sadece siyaset yapmıyoruz belediye olarak, yöneticiler olarak aynı zamanda halkın tüm sorunlarıyla ilgileniyoruz" perspektifiyle mücadele ettiklerini belirten Yüksel Mutlu kadın belediyeciliğini, pratikteki yansımaları ve birçok alanda yürüttükleri çalışmalarını, öz yönetimi değerlendirdi. 


Kürdistan'da çok sayıda DBP'li kadın belediye eşbaşkanı olsa da Türkiye'de tek DBP'li belediye olan Mersin'de bu sorumluluğu omuzladınız. Hem kadın hem de Kürdistan dışında bir kentte eşbaşkan olmanızdan kaynaklı yaşadığınız zorluklar var mı?

Mersin'de tek kadın belediye eşbaşkanıyım. Yıllardır bir kadın belediye eşbaşkanı olmamış. İlk olmanın zorlukları var kuskusuz ama imkanları da var. Türkiye de siyaset erkek egemen eril bir zihniyetle işletiliyor ve siyasette belediye başkanı denildiğinde erkekler akla geliyor. Bunun zorlukları var. Toplumsal cinsiyet normlarını değiştirmek çok zor. ama Eşbaşkanlık modeli bir imkan veriyor bize. Yaklaşık bir buçuk yıldır hem erkek egemen siyasetle mücadele ediyorum hem halka hizmet etmek için çalışıyorum. Eşbaşkanlık modelinin olanak ve imkanlarını halka anlatmaya çalışıyoruz. Bu hem önümüzdeki genç kadın kuşaklarına iyi bir örnek iyi bir model oluşturmak açısından önemlidir. Sistemi güçlü oturtursanız, güçlü ilerler üstüne yenileri ilave edebilirsiniz. Tabi zorlukları var. Ama en zor yanı toplumsal cinsiyetçilik. Ülke siyasetinde de bu böyle üretiliyor.


Siyasette bu zorluklar var iken, halkta, toplumda süregelen algı ve yaklaşımlardan kaynaklı ne tür sorunlarla karşılaşıyorsunuz? Buna karşı nasıl bir mücadele veriyorsunuz, neyi esas alıyorsunuz?

Sonuçta biz bir ilçe belediyesiyiz. Büyükşehir Belediyesi MHP'nin elinde. MHP ideolojik olarak eşbaşkanlığı kabul etmiyor dolayısıyla orada da sorun ve sıkıntı yaşıyoruz.İdeolojik farklılıklarımızdan dolayı hem hizmette hem eşbaşkanlıktan dolayı problemler var. Ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki halkta hiçbir sorun yok eşbaşkanlığı anlatmak algılatmak bakımından halk bundan memnuniyet duyuyor. Bir kadının adaletli olduğuna inanılıyor. Bu adalet olgusunu çok önemli buluyorum. Kadın siyaset yaparsa dürüst yapar ve adil yapar. Yolsuzluk yapmayacağına, kimsenin hakkını yemeyeceğine ve aslında kenti adil yöneteceğine dair bir inanç var ve bu inancı güçlendirmek, hizmete dönüştürmek, somutlaştırmak bizim elimizde. Bunun için elimizden geleni yapıyoruz. 


DBP'li bir belediye olarak bu dönemde sosyal, kültürel ve ekonomik olarak hangi çalışmaları esas aldınız? Halka nasıl ulaşıyorsunuz? Sizi diğer belediyelerden farklı kılan bir çalışma tarzınız var mı?

Bu dönem ağırlıklı olarak kooperatif çalışması yürütüyoruz. Kadın ve genel kooperatifler, tarım kooperatifleri kurduk. Bir tekstil atölyesi çalışmamız var. En temel mahallelerde mahalle evi açıyoruz. Yani çalışmayı direk mahallede, merkeze gitmeden, cebinde bir kuruşu olmayan kadının bile kendi mahallesindeki, mahalle evinde sorunlarını tartışıp çözebileceği, aynı zamanda kurslar varsa orada görmesi, çocuğunu kreşe götürecekse oraya götürmesi, anadilini orda geliştirmesine kadar bir çok sorunu o mahalle evinde gerçekleştirmesi söz konusu. 

Yine anadilde kreş çalışmamız var. Tekstil atölyesi çalışması yürütüyoruz kadınların atölyede en azından kendi paralarını kazanabilecek öz güvene sahip olabilecek bir ekonomi yaratmaya çalışıyoruz. Yani biz sadece siyaset yapmıyoruz belediye olarak, yöneticiler olarak aynı zamanda halkın tüm sorunlarıyla ilgileniyoruz. Bunu yaparken de aslında hepsini kendi merkezimize toplayarak değil, sorunları orada tartışan, yerinde gören ve onlarla birlikte karar verenler oluyoruz. O nedenle halka yönelik "ben merkezim yaptım, sen de bunu kabul etmek zorundasın" gibi bir yaklaşım asla olmadı. Mahalle muhtarlarıyla, mahalle meclisleriyle temaslarımız oluyor sonuçta. Bu dönemin en temel çalışma alanlarından biri de mahalle meclisleri. O mahallenin tüm kararlarını, çalışmasını ya da çalışma sorunlarını, sıkıntı ve problemlerini de mahalle meclisi aracılığıyla hallediyoruz. O nedenle yerinden yönetim dediğiniz şey tam bu ve kendisi merkezi hükümetin yereli görmeyen dıştalayan kendi egemenliği altına alan yaklaşımların doğru bulmuyoruz. Bu aynı zamanda merkezi hükümetin yereli vesayet altına alması demektir. Merkezin yereli vesayet altına aldığı bir çalışmadan demokrasi çıkmaz, özgürlük çıkmaz, halkın sorunlarına çözüm olamaz. O yüzden yerelin sorunlarını kendi içerisinde çözmesi ve o güce sahip olması gerektiğini düşünüyoruz. Merkezi hükümetin de bu noktada gelirden pay vermesinden tutalım bütün çalışmaya kadar yereli güçlendiren bir noktada olması gerekiyor.


Küreselliğin çerçevesinin olabildiğince genişlediği günümüzde yerelliği geliştirmeye çalışmanız, günümüz koşullarına göre bir tezatlık olarak değerlendirilmiyor mu? Söz ettiğiniz yerelliğin içinde mücadelesini verdiğiniz demokrasi nasıl hayat buluyor? 

21. yüzyılın başında küresellik mi? Yerellik mi? tartışmasında şu noktaya gelmemeniz gerekiyor. Evet küresellik büyük bir fotoğrafını görmektir ama yerellik de renkliliktir, toplumum tüm farklı kesimlerini bir arada olduğu özgünlükleri yaşandığı bir yerdir o yüzden renksizleşen, grileşen bir resimden renkli ve bizden olanı tercih etmek gerekiyor. Mersin'de farklı toplumsal kesimler ve mozaikler var örneğin Araplar var Arap Aleviler, Kürtler, çok yoğun bir Roman nüfusu ve Yörükler var, Türkler, Hıristiyan nüfusu var, Protestan ve Katolikler var yani Mersin küçük bir Türkiye prototipi. Aslında HDP fikriyatı farklı toplumsal kesimlerin hayat bulacağı ve bulduğu bir alan ve biz de bunu güçlenmesi, halkların birbirini tanıması, birbirine imkan ve olanak sunması, barışçıl bir hukuk içinde yaşaması için çalışıyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz. Örneğin gecen sene bir kültürler buluşması gerçekleştirdik. Bunu yaparken biz Romanların yerine Hıdırellez yapmadık. Romanlarla birlikte yaptık. Yine Alevilerin yerine aşure yapmadık, aşureyi hep beraber yaptık, hep beraber dağıttık sokakta. Hıristiyanların Paskalyası'nda onların yerine biz karar vermedik. O yüzden demokrasi ancak böyle adım adım gelişir. Demokrasi bir zihniyet işidir. Küçük küçük mücadeleleri çoğaltabilirsek demokrasiyi yerleştirebiliriz.


Peki belediye olarak halka yönelik hizmette talepleri, halkın beklentilerini yeterince karşılayabiliyor musunuz?

Akdeniz'de yapılan ticaret hacminin halka bir yansıması yok. Yani halka bir faydası yok. Ordan belediyemize bir gelir gelmiyor. Burdan şunu demek istiyorum; ilçe belediyelerinin gelirleri, ödenekleri artırılmalı ve adaletli bir paylaşım sağlanmalıdır, on bin nüfuslu bir yerde ilçe belediyesi olarak geçiyor, üç yüz bin nüfuslu bir yerde ilçe belediyesi olarak geçiyor. Burda bir adaletsizlik başlıyor.

Bu yüzden muhalif yöneticilik yapan siyasi partimizin belediyeleri, yoksullukla mücadele ediyor ve zorluklarla mücadele ediyor. Örneğin çok sık sistematik olarak denetleniyoruz. Bu şekilde belediyemize bir baskı yapılmak isteniyor. Fakat parayla ilgili belediyemizin şeffaf çalışmasından dolayı şimdiye kadar olumsuz bir şey çıkmadı, çıkmaz. Bizim belediyelerimizde para yenmez, rüşvet alınmaz. Hükümet bilerek bir mekanizmayla bizim halkımıza hizmet götürmemize engel koyuyor. Diyor ki iktidar partisine oy ver hizmet gelsin, bu anlayış merkezin yereli nasıl baskı altına aldığını, nasıl vesayeti altına aldığını gösteren bir durum. Biz aynı zamanda bu zihniyete karşı savaşıyoruz.

Bir diğer boyutu biz kadın eşbaşkan olunca kadın boyutuyla da ilgilenmemiz gerekiyor. Asıl çalışma alanımız kadın oluyor. Örneğin; kadın müdürlükleri kurduk, şimdi muhtarlık müdürlüğü kuruyoruz. Tabi kadın müdürlükleri kurarken onun ekonomi birimini, şiddet birimini, alt birimlerini de kurmamız gerekir. Bir kadın meclisi çalışması yürütüyoruz


Kürdistan'da öz yönetim ilanları gerçekleşti ve ardından yaşanan bir süreç var. Türkiye'nin bir kenti Mersin'de bir DBP'li belediye olarak bunun sizin çalışmalarınıza yansıması nasıl oldu? 

Aslında şimdiye kadar uzun uzun anlatmaya çalıştıklarımın  kendisi bir öz yönetim şeklidir. Bizim belediyemizde böyle bir şey söz konusu olmadı fakat iktidar öz yönetim kelimesini terörize ederek, illegalize ederek bunu belediyelerimize bir saldırı ve tutuklama gerekçesi haline getirdi. Öz yönetim dediğimiz şey, demokrasinin tam kendisidir. Mersin'de öz yönetim söz konusu olmadı fakat bazı belediyelerimizin öz yönetimi talebi var. Bu zaten partimizin tüzüğünde var. On yıldır savunduğumuz bir çalışma ve bu HDP'nin, ondan önce DTP'nin programında vardı. Bunu bir saldırı aracı haline getirmelerine gerek yok.


Peki halkta öz yönetim denilince nasıl bir algı var, yeterince tanıtma imkanı bulabiliyor musunuz? Sizin belirttiğiniz illegalize etme politikasının, öz yönetimin kabulü ve uygulanması noktasında ortaya çıkardığı engeller için ne dersiniz? 

Dile getirdiğim tüm bunları halka anlattığımızda tüm kesimler öz yönetimin olması gerektiğini söylüyorlar. Ben üniversitede bir konuşma yaptım, burada anlattıklarımı oradaki konuşmamda da aktardım ve Mersin'in en eski belediye başkanlarından birisi "Siz öz yönetim kelimesini kullanmasanız ben tüm anlattıklarınıza katılıyorum ve doğru buluyorum, yüzde yüz destekliyorum" dedi. Buna kimsenin itirazı olamaz. Öz yönetim, Demokratik Özerklik kelimelerini kullanmadan anlattığınızda buna dair hiç kimsenin söylecek bir şeyi yok. Öz yönetim dediğiniz şey halkın kendi kendisini yönetmesidir. Bunu sadece Kürdistan için istemiyoruz. Türkiyenin tüm bölgeleri için istiyoruz. Gelir adaletsizliğinin devlet eliyle yapılmasının önüne geçmenin bir yolu budur. Öz yönetim devleti yıkmak, reddetmek değildir. Öz yönetim, adalet ve demokrasinin kendisidir. 

Belediye başkanlarımızın tutuklanması meselesi, 1 Kasım seçimlerine dönük bir saldırı operasyonudur. Yoksa bizim belediyelerimiz öz yönetimi savunuyor diye özellikle kadın arkadaşlarımızın tutuklanması baskı altına alınması, sürgün edilmesi hukuksuz bir uygulamadır. Parti programında olan bir şeyi bir belediye başkanının savunması hukuksuz bir durum değildir. Derhal bu baskılardan vazgeçilmesi ve belediye başkanı arkadaşların bırakılması gerekiyor. Bu hukuksuzluğa bir son verilmesini istiyoruz. Bu intikamcı tutumundan bir sonuç alamazlar Kürt halkının iradesini böyle kıramazlar. Seçtiği insanları atanmış biri, hakkında karar verip tutuklatabiliyor. İşte demokrasi burda devreye giriyor. Seçilmiş mi, atanmış mı önemlidir sorusu akla geliyor. Cumhurbaşkanı bir konuşmasında "Seçilmiş benim için önemlidir" diyor. Fakat kendisi bizim seçilmişleri atanmışların bir telefonuyla tutuklatabiliyor ve sıkıyönetim ilan edilebiliniyor.


Dikkat çektiğiniz bu baskıların yanısıra seçim süreciyle birlikte tekrarlanan katliamlar da var. En son Ankara Katliamı'nın acısını yaşadık. Seçim derken, neden katliam?

Bunun sandığa yansımasından ziyade bunun bir soykırım olduğunu nitelendirmek istiyorum. Bu katliam ezilenlerin tarihine bir darbe olmuştur. Görüyoruz ki ülkeyi yönetenler burdan bir çıkar umuyor ve oy devşirmek istiyorlar ama bunda yanılıyorlar. 1 Kasım'da daha güçlü bir halk iradesinin çıkacağına inanıyorum. Bence  bu katliam barış isteyenlerin yeni bir başlangıcı, savaş isteyenlerin ise sonu olacaktır.


FİLİZ ARGAL/FRANKFURT