Demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa hamlesi olarak tanımlanmış olan sürecin başlangıcının üzerinden dokuz ay geçmiş ve süreç tıkanmış diye tanımlanıyorsa, mevcut durumun tahlilini yapma ihtiyacı doğmuş demektir. Neden böyledir? Bu durumdan sorumlu kimdir?

Öncelikle şunu söylemek gerekir: Kavramların ve olguların değerlendirilmesinde yanlış algılama ve değerlendirmelerin olduğunu görmekteyiz. Neden mi? Sürecin geldiği aşamadan sorumlu kim diye sorulurken pek çok kimse tek bir ağızdan “hükümet” diye cevap veriyor. Gerçekten böyle midir? Böyle cevap verenlerin haklılık payı ne kadardır?
Kürt Halk Önderi yürütülecek mücadelenin temel ayaklarını fikir, ideoloji ve demokratik siyaset olarak belirledi. Kürt Halk Önderinin demokratik, ekolojik, kadın özgürlüğüne dayalı ideolojisini temel alarak değerlendireceğimiz geçen süreçte, siyasetin demokratik eksende değil devletçi eksende yürütüldüğünü görürüz. Bu ideolojik bakış açısıyla yapılanın siyaset diye tanımlanamayacağı, bu tarz bir eyleme siyaset demeye karşı bile mücadele yürütmek gerektiğini açıkça söylemek gerekir. Geçen süreç demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa süreci olarak tanımlandı. Bu süreç halkın devlete muhtaç olmadan, kendi kendisine yeter bir tarzda örgütlenmesinde ne kadar başarı sağladı? Ne kadar alternatif olunabildi? Kaç kent meclisi, sokak komünü, köy komünü, tarım kooperatifi kuruldu, işlevselleşti?
Bu noktada yapılması gerekenlerin imkansızlığından çok, bu görevleri uygulayacak, örgütleyeceklerin ideolojik, politik yetersizliklerinin sorgulanması şarttır. Bu görevlere öncülük edenler ne yaptığını, nasıl yapacağını, neyi nasıl değerlendireceğini demokratik modernite çerçevesinde değerlendiremez, devletçi sistemin şekil değiştirmiş bir hali olarak kendini uygulama gücü yapmaya çalışırsa sonuç bu olur. Bundandır ki yerel yönetimler için onlarca başvurunun olduğu yerleşim birimlerine bir yönetim bulmakta zorlanma yaşanıyor. Bu iktidar eksenli bakış açısının dışa vurumudur.
Yukarıda bahsettiğimiz siyasetçinin paradigmasal yetersizlik ve yanlışlıklarıyla birlikte kimliği, sınıfsal duruşunun da sorunsal yapıda olduğunu gözlemlemekteyiz.
Olanlara dair ana hatlarıyla bunları söylemekle birlikte çözüme ilişkinde temel bazı noktalarda görüş belirtme gereği duyuyoruz. Bu sorunları aşmak için içine girilen seçim sürecini kalıcı kurumlaşma ve örgütlenmelerle demokratik yaşamı inşa süreci olarak değerlendirmek hayati önemdedir. Bu noktada geçmişten, geçen süreçten ders çıkarmak, eleştirel, özeleştirel olmak önemli ve gereklidir.
Beklentili tutum, demokratik siyasetin değil devletçi siyasetin tutumudur. Kabul edilemezdir. Bu tarz bir siyaset özgür Kürt kimliğinin siyaseti olamaz. Demokratik Türkiye mücadelesinin siyaseti olamaz. Aslında Kürt Halk Önderinin yarattığı, bazılarının “doğal seçim sürecinin gerektirdiği elverişli çalışma koşulları” diye tanımladığı süreci ve koşulları demokratik özerkliği inşa çalışması doğrultusunda değerlendirmek tarihi önemdedir. Süreç böyle değerlendirilip toplum yeterli örgütlülük ve kurumlaşmalara kavuşturulursa seçim sonrasında çok farklı bir evreye girilebilir.
Tersi durum yıllardır yaşanılan savaşın çok daha kapsamlı ve yoğun olarak yaşanmasıdır. Başlayacak böyle bir süreçten birincil dereceden sorumlu gücün siyaset alanı olduğunu söylemek hiç de abartılı bir yaklaşım değildir. Ve şu net şekilde dile gelmelidir; eğer demokratik kurtuluş ve özgür yaşamı inşa bir düzeye getirilip kurumsallaştırılmaz, kendini korur hale getirilmezse, sistemin saldırılarına karşı gerillanın meşru savunma savaşına girmesi kaçınılmaz olacaktır. Tabi bunun sonuçlarından ve yaşanan can kayıplarından da siyaset alanı sorumlu olacaktır. Eğer bu sonuçlara yol açılmak istenmiyorsa hamle başarılmak zorundadır. Hamlenin gereklerine göre örgütlenmek zorunludur.
Bu görevin başarısı köy köy, sokak sokak halkı bilinçlendirme, örgütlenme çalışmasını aşkla yapmaktan geçmektedir. Bürokratik değil, fonksiyonel, halkın sorunlarını kendisinin çözeceği örgütlenmeler yaratabilmek önemli ve gereklidir. Mahalle, köy, kent, bölge meclislerinin seçim sürecinde yerel yönetimlerin plan, programlarının, adayların, projelerin tartışıldığı yerler haline gelmesi bu sürecin gerekliliklerindendir. Meclisler, komünler yerel yönetimlerin temel birimi olarak şimdiden örgütlenmelidir. Seçim sürecinde BDP’nin dışında, DTK’nın ve tüm demokratik kurumların örgütlenme seferberliğine girmesi, sürecin sahiplenilmesi hayati önemdedir.  
Yapılacak örgütlü, bilinçli her çalışmanın, içinden geçilen tarihi süreçte kelebek etkisi yaratabilme ihtimali fazladır. Tersi, tarihi şansları kaybediş de olabilir. Bu sürece böyle anlam biçmek, böyle katılmak başarının yegane yoludur. Tersi, günü kurtarmadır, kendini kandırmadır. Günü kurtarmak için değil, köklü başarılar için demokratik siyasetin işlemesi gereklidir.  
İşte böyle bir zamanda Amed’de gerçekleşen Gençlik Kongresi umut kaynağıdır ve büyük görevlerle karşı karşıyadır. Gençlik sayılan görevlerin sahiplenilmesi, korunması, geliştirilmesinin birinci sorumlusudur. Siyaset halk için olmadıkça, siyaset kadının, siyaset gençliğin öncülüğünde yapılmadıkça demokratikleşemez, toplumsal bir eylem olamaz. Geçtiğimiz dönemin bu yönlü analizi de yapıldığında şunu da çok net görmekteyiz ki, gençlik siyasetin dışında kalmıştır. Siyasetsiz kalmıştır. Siyaset de gençliksiz! Hatta gençliğin olmadığı bir siyasete siyaset bile demek ontolojik sorunlar içerir. Yapılan eyleme uygarlığın başından beri yapılmış ihtiyar idaresi denebilir. Görevlerin başarısı için zaman siyaseti demokratikleştirme zamanıdır. Siyaseti anlamlandırma, yaşamsallaştırma zamanıdır. Gençlik ruhuyla demokratik siyaset yapma zamanıdır.