Siyasetin ve şiirin nerede, tarihin ve coğrafyanın nerede başlayıp bittiğini anlamak kadar, belli tarihlerde önümüze çıkan adları ve olayları algılamak da heves işidir. Rojava, Kabanê, Şengal isimlerinin masal ve hakikat, gerçek ve imge olarak hayatlarımıza girmesiyle Halep gibi şehirlerin tarihen ve siyaseten gölgede kaldığına tanık olduk. Geçtiğimiz günlerde Işıd'ın bu şehirdeki utları toplayarak yakması ve sahiplerine 90 kırbaç cezası vermesi "barutun havladığı" Ortadoğu'nun kadim şehirlerinden Halep'e yazı yolculuğu yaparak bazı bilgileri paylaşmayı gerektirdi.
Kırk üç çeşit kumaşın dokunduğu Halep'in, Osmanlı döneminde İstanbul, Edirne, Bursa, Kahire ve Şam gibi şehirlerle birlikte anıldığına ve bir dönem "Halep kumaşından" hareketle şiirde de "ölçü" olduğunu hatırlatarak başlayalım. Çelebi Mehmed devrinden söz eden Âşık Çelebi'nin, "şiir kumaşının revaçta olduğunu" söylemesinden sonrasında "Kumaş imgesinin" şiirde ölçü olarak kullanılması Nâbi'den sonra yaygınlık kazanır. Yirmi küsur yıl Halep'te yaşayan Nâbi, birçok beytinde kendi şiirini, üzerinde damga olan "Halep kumaşı"dan hareketle niteleyerek; ses, harf, kelimelerle ördüğü rakipsiz "şiir kumaşı" olarak kıymetlendirir. Nâbi'nin hayranlarından Sâbit de onun şiirlerini överken "kumaş" ve "Halep kumaşı" izleğini sürdürerek, dönemin şiirini neredeyse Nabi ile "sabitler!" Şiirdeki kumaş imgesi, tarihsel, iktisadi ve toplumsal değişimlere bağlı olarak zamanla yeni anlamlar kazanır.
Gün gelir, "Halep kumaşı" ve "Halep damgalı" şiir "tahtan iner!" Şeyh Gâlip, kendi şiirini "Hint kumaşı", Nâbi’nin şiirini "Halep kumaşı" olarak tanımlayarak yeni bir ölçü getirir. Gençliğini hep önüne bakarak geçiren, çağının en iyi giyinen şairi olarak ün yapan Şeyh Galip "Hüsn-ü Aşk"ı gerekçelendirirken; Nâbi'yi ve "Hayriyye"sini eleştirip, Hint üslûbuyla yazdığı "Mesnevi"sinin Nâbi'ninkinden üstün olduğunu kanıtlamak için Halep ve Hint kumaşlarını karşılaştırması "edebiyat yapmanın!" ötesindedir. "Aşinalık şehrinin insanları bizim şiir kumaşımızın nerden olduğunu bilir" demeyi ihmal etmeyen Şeyh Galip ile birlikte "Halep kumaşı" eski şiir tarzını "Hind kumaşı" ise yeni şiir tarzını temsil eder. Bu anlam dönüşümü, bu iki "kumaş" imgesinin, "eski" ve "yeni" şiiri işaret eden birer delil olarak yürürlüğe girdiğinin ve yeni bir beğeni inşa etmenin delili olarak okunabilir. Nedim gibi bazı şairler, bir "ara kumaş", "ara bölge" olarak Tebrizli Şems'i'yi ima ederek "Tebriz kumaşından" söz etmişlerse de, Halep kumaşı "eski şiir", Hint kumaşı ise "yeni şiir" zevkini ifade ederek kabul görür. (Öte yandan "bulunmaz Hint kumaşı"na yolumuz düşmüşken, "Gezi" sözcüğünün "ipek ve iplikle karışık hâreli kumaş" anlamına da geldiğini, eski zamanlarda "Şam Gezisi", "Halep Gezisi", "Bağdat Gezisi" olarak isimlendirildiğini ve en makbul olanının "Hint Gezisi" olduğunu bilirsek, bu bilgiden hareketle, "Gezi Gezisi" gibi bir kavram ve imge türetip "Gezi İsyanı'nın nasıl bir kumaşa denk geldiğine dair anlamlandırmalar yapabiliriz...)
Tarihe, coğrafyaya Halep'e ve şiire bu kısa yolculuğu paylaşmakta ki muradım; Ortadoğu'da yeni bir kumaş dokunduğunu hatırlatmanın ötesinde yeni bir "anlama" kapısını aralama hevesidir. Uzağa bakıp yakını, yakına bakıp uzağı göremeyen siyaset ve edebiyat erbabı dışındaki heveskarlar, Ortadoğu'da dokunan bu "yeni siyasi kumaşın" edebiyat ve sanattaki tezahürlerinin uç vermeye başladığını bilir. Eskilerin özdeyiş kıvamındaki "kumaşı iyi" deyimi bir değer ölçüsüydü. Tarihi, "köken masalına" indirgemeden ya da "mikro milliyetçiliğe" düşmeden "kumaş" üzerinden okumak ve bugüne tercüme etmek mümkün ve gereklidir. Bu mümkünlük bizlere, katmanlı okumaların devrime ve hayata dahil olduğunu hatırlatmalıdır.