Kazanılmış zaferler vardır. Emek verilen her şey gibi. Doğrunun yanına varmanın temel yaklaşımıdır kazanımlara bakış... Görüyoruz. Farkındayız. Biliyoruz. Fakat bir türlü klasik usluplardan kendimizi arındıramayız ya, sorun tam da burada başlıyor. Sarhoş yaklaşımlar, kabadayılaşıyor.

Oysa zaferler kazanmak değil önemli olan, korumak onları! Sorun, yenilenmek adına açık olmanın duyarlılığıdır aslında. Bizde öyle değil. Ne yazık ki, yenilenmek adına harcanması gereken çabalar çok eskilerden kalma özelliklerin duvarına çarpıyor. Beklenen bu değil, beklenen elde edilen zaferin ete kemiğe bürünmesidir. Her şeye rağmen darlığımızı kabul etmeliyiz...
***
Tam da zamanı yenilenmenin kapılarını açmak... Açmıyoruz, açmak adına geliştirilen düşüncelerde herkes hem fikir olduğu halde, geliştirilen teoriler bir noktadan sonra lafazanlığın tekrarlanan bıkkınlığı oluyor. Bu politik bir gerilemedir. Karşıya verilen bir koz... Karşı zaten sarhoş ve iktidar delisi...
***
Bu durumdan yararlanan muhatablar gördükleri karşısında saldırganlığın rahatlığını oldukça emin biçimde geliştiriyor. Demek ki sorun bizdeki zafer sarhoşluğunun sonuçlarıdır. Çok rahatız ve burnumuzdan kıl aldırmıyoruz... Bireysel gelişim sıfır... İki kelimeyi formüle edemeyen siyasetçilerimiz, milletvekillerimiz var. Her defasında üzülen halk oluyor, kazanılan değerler bir şeyleri saklamanın aracı haline geliyor. Bastıran da düşman oluyor.
Halka güvenmek, onunun gücünü görmek, ona bir şeyler vermekle olur. Hep istemek, bir gün ters tepebilir. Örnekleri vardır... Ders çıkarmak siyasetçilerin temel görevidir. Ders çıkarmayan siyaset, kötü kaybeder. Kürtlerin hep başa dönmeye, zamanları kalmamıştır. Bunu bilince çıkarmak devrimci bir yaklamış olabilir. Bu da doğru, modern siyaset yapmakla alakalıdır. Burada sınıfsal yaklaşım da önemlidir. Meselaye sınıfsal perspektif ve yorumdan uzaklaştığımızı düşünüyorum. Bu da başka bir tehlikeyi arz ediyor.
***
Gerek birysel yaklaşımlar, gerek kolektif yaklaşımlarda siyasetçi donanımlarını tazelemek durumundadır. Bizde öyle mi, değil... Guguk kuşu gibi hep aynı şeyleri tekrarlayıp duruyoruz. Bu durum rahatsız edici olduğu kadar, edingen bir kişilik de ortaya çıkarıyor. Halkın özverisi, yapılan siyasetin sonucuymuş gibi zafer sarhoşluğu yaşayabiliyoruz. Milyonların tek ses olması, siyasetçiyi haklı kılmaz... Oysa milyonları ayaklandıran bir siyasi düşünce, sonuçlarını yenilenmek adına korumak durumundadır. Tekrarın şekli, karşıya verilen zaaf olarak algılanabilinir.
***
Hiç bu kadar güçlü ve bu kadar yenilenmeye kapalı bir siyaset düşünemiyorum. Bir bakıma tarihinin en örgütlü sürecini yaşayan Kürt hareketi, bu kadar da yenilenmeye kapalı hale gelmesi, düşündürücü aslında. Garip bir durumla karşı karşıyayken, bu kadar da rahat siyasetçiler sahnesi var. Belki böylesi bir örnek, hiçbir yerde yoktur. Güç ve donanımı olan bu denli bir siyaset, aynı zamanda bu denli sıradan... Görmek ve yenilenmek adına bireysel güçlenmenin doğruluğunu özümsemek, bilimsel siyasetin özüne yakınlaştırabilir.
Siyaset, gücünü ve özünü halktan alır. Yüzbinler, milyonlar çok önemli, bir iradenin tek vücut olmasıdır bir bakıma. Bu, ta başta da dediğim gibi emeğin sonucudur. Meseleye sınıfsal ve ulusal yaklaşımların harmanlandığı bütünlüklü değerlerdir. Bu değer nasıl korunur ve geliştirilir önemli olan...
Bugün bizi yücelten milyonlar, yarın terk edebilir düşüncesini taşıyarak yenilenmek, modren siyaset yapmanın temel ilkesidir. Bunu bugün sandıktan çıkan niceliği hesaba katan gerici AKP gibi düşünemeyiz.                                                                                                                   
Halka güven tam... Öyle olması gerekiyor elbet. Dışarda ceryan eden siyasetin de dikkat edilir yanını hesaba katmak, yarına yatırım olabilir. Halka yatırım yapmak, yarını kazanmaktır siyasette. Bu bilinç, renklenmekle egemenleşir. Halkın taşıdığı renkli bayraklar tek başına sorunun çözümü değildir.
***
Kürt hareketi tarihinin en güçlü dönemlerinden geçiyor. Farkında mıyız, değil miyiz bilmiyorum. Gözlemlediğim, eskisi kadar yenilikçi olmamasıdır. Kendini bu kadar dar usluplara sığdıran bir siyaset, zamanla kendinden söz ettiremez hale gelir. Durum tam da böyledir demek istemiyorum. Fakat görünen eskisi kadar yenilikçi, açık olmamasıdır. Bu endişe vercidir. Her şey olanaklarıyla var. Yararlanmasını doğru hesaplamak ve güzel bir şarkı gibi duyulmasını sağlamak, ajitatif siyasetten arınmakla mümkündür. Zaman, çağına gebe doğruların iyi ifade edilmesinden kaynaklı, kabul ettirme zamanıdır. Doğru açılan kazanır.