Siyasetin gündemindeki Suriye’de kanayan yaralardan biri de hiç kuşkusuz mülteciliktir. Çatışmalı süreç devam ettiği için çözüm de hayli uzaktır. Savaş ortamında can güvenliği olmayanların, yerleşim alanlarını zorunlu olarak terk etmeleri anlaşılır bir durumdur.

Mülteci durumuna düşenler, daha güvenlikli alanlar bulma için yollara düşerken, kendisini bekleyen ölümcül tehlikeleri kabullenmenin çaresizliği içindedirler. Akdeniz suları mültecileri yutarken, Türkiye toprakları da en az Akdeniz suları kadar tehlike saçmaktadır. Ortadoğu’da ön plana çıkan konular arasında pek yer bulamayan mültecilik meselesi Türk devletinin elinde sağlam bir sopaya dönüşmüş durumdadır.

Savaş sona ermediği müddetçe mültecilik sorunu devam edecektir. TC’nin Rojava’ya başlattığı işgal saldırıları çözümsüzlüğü derinleştirerek büyük çaplı insani trajedilere yol açmaktadır. Hal böyle olunca da mültecilerin sayısı daha da artacak ve sorunları da katlanarak devam edecektir.

Türkiye’deki mültecilere yaklaşmak ciddi bir analiz gerektirmekte ve aynı zamanda ayrıştırmak icap etmektedir. Sadece insani boyuttan yaklaşmak yanılgılı bir yaklaşımdır. TC’nin kendi sınırlarını mültecilere açması sadece insani gerekçelerle olmadığı bugün daha iyi anlaşılmaktadır.

Savaştan etkilenerek Türkiye’ye geçen mültecilerin çok ciddi sorunları mevcuttur. Köle statüsünde muamele gördükleri bilinmektedir. Bütün varlıklarını ve hatta umutlarını yitirmiş bu insanların sorunlarını anlamak ve çözüm üretmek kaçınılmazdır. Ama ne yazık ki, çaresiz durumdaki mültecileri siyasi, askeri, ekonomik çıkarları doğrultusunda kullanan TC gerçeğiyle karşı karşıyayız.

Halkları mülteci durumuna düşürenler savaş isteyen ve sürdürenlerdir. Suriye’deki savaşı en çok isteyen ve ısrarla sürdüren de TC’dir. Mülteciliğin kaynağında DAİŞ zalimliği kadar, TC zalimliği de vardır. TC, mültecilik konusunda bilinçli bir strateji izlemektedir. Zor duruma düşen, can havliyle TC’ye sığınan bu insanların konumundan fayda sağlayacak kadar ahlaksız bir durum olabilir mi?

Suriye’den insan çekerek, onları militarist bir güç olarak eğitip donatarak, savaşa sürmesi kadar aşağılık bir durum olabilir mi? Maalesef faşist Türk devleti bu ahlaksız ve aşağılık suçu bilerek ve isteyerek işlemeye devam etmektedir. TC, mültecileri ulus devlet çıkarları için kullanma suçuna sesiz kalan küresel güçler de bu suça ortaktırlar.

Çetelere dayanarak Suriye’de işgal saldırılarına girişmesi, Kürt yerleşim alanlarını hedeflemesi, büyük bir mülteci sorununa yol açmaktadır. Mülteciler üzerinden Avrupa fonlarından yararlanma ve yardım alarak fayda sağlamaktadır.

Ekonomik rant aracı olarak kullanmaktadır. Ucuz iş gücünden yararlanmaktadır. Siyasi şantaj için elindeki mülteci kartını zaman zaman Avrupa’ya karşı kullanmaktan da geri durmuyor. İki de bir ‘kapıları açarım’ tehdidi ile soykırım politikalarına meşruluk kazandırma ve destek almaya çalışmaktadır.

Uluslararası hukukta yeri olmayan uygulamaların muhatabı olan mülteciler, TC’nin kirli işlerinde kullanılmaktadır. Savaş suçları işletilmektedir. İnsan taciri bir devlete dönen TC’nin marifeti, sadece zorunlu göç ile mülteci durumuna düşenlerle sınırlı değildir. Ya da kendisinin bizatihi, Suriye’den çekip kullandığı kesimlerle de sınırlı değildir.

Başka ülkelerden getirdiği Türkmenleri işgal alanlarına, özelikle de Kürt coğrafyasına yerleştirerek demografik yapıları da değiştirmeye başlamıştır. İlerisi için doğacak çelişki ve çatışmaları şimdiden örgütleyerek zemin yaratmaktadır. TC, mültecileri namluya sürülmüş mermi gibi istediği hedefe sıkmaktadır.

Mülteciler konusunda bu kadar ‘mahir ve yaratıcı’ politika üreten başka bir ülke var mıdır acaba? 4 milyon civarında olduğu söylenen mültecileri tepe tepe kullanan çukur bir devletin bu konudaki suç dosyası hayli kabarıktır.

Mültecileri nesne gören AKP’nin faşist şefi Erdoğan, istediğini kullanmakta, istediğini sınır dışı etmektedir. Ve en çirkin olanı ise uluslararası ilişkilerde, siyasetin ve rantın bir malzemesi olarak kullanmasıdır. Diplomatik alanda her sıkıştığında mülteci silahına sarılacak kadar pespaye bir Erdoğan kişiliği var.

Yüzüne tükürülse ‘yağmur yağdı’ diyecek kadar pişkin tavırlar takınarak, habire yalan üretmektedir. Politik hedeflerine savaşla varmak isteyen AKP’nin faşist şefi Erdoğan, mülteciliği de bu savaşın aracı haline getirmiştir. Uluslararası camia ve halklar bu gerçeği görmelidir. TC’ye ve başındaki Erdoğan’a karşı tavır almalı, yaptırımlara tabi tutmalıdır.