HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, AKP’nin “soykırım planı” olarak değerlendirilen Master Eylem Planı’nın devletin içerisine düştüğü yenilgiyi örtme girişimi olarak değerlendirdi.

Eşbaşkan Yüksekdağ, DİHA’nın sorularını yanıtladı. Geniş söyleşinin bazı bölümlerini özetleyerek paylaşıyoruz.


Kongre süreciyle birlikte Parti Meclisi başta olmak üzere Merkez Yürütme Kurulu ve diğer parti organlarında çok ciddi değişikliklere gidildi. Neden?

İçinde bulunduğumuz dönem bütün Türkiye ve Kürdistan halkları açısında bir yeniden yapılandırma dönemidir. Örgütümüzün de yeniden yapılandırma ruhuna uygun olması gerekir. Kongreyle ortaya çıkan tablo da Türkiye ve Kürdistan siyasi mücadelesinin çok önemli bir birikimini içerdi. HDP hem Kürdistani hem de Türkiyeli bir içeriği ve niteliği kendi bünyesinde topladı. 

Dayandığımız bütün toplumsal kesimleri aynı zamanda bir toplumsal güç olarak örgütleme ve bu şekilde temsiliyetini sağlama yoluna girdi HDP. Önümüzdeki dönem bu gücün yansıması olacak.


Anayasa Uzlaşma Komisyonu toplanmaya başladı. Böylesi bir ortamda yeni anayasanın yapılabilirliliği ya da tartışma ortamı mümkün mü?

Biz Tayyip Erdoğan Anayasası içerisinde yer almadık, yer almayız. Gerçek ve demokratik bir anayasa yapımı için uzlaşma sağlanmalıdır. Komisyonda bunun için konuşulmalıdır. Öncelikli olarak usul bakımından bu tartışmaların kolaylaştırılması ve amacına ulaşması bakımında atılması zorunlu bazı adımlar olduğunu düşünüyoruz. 


Nedir bu adımlar?

* Her şeyden Kürt kentlerindeki ablukaların kaldırılması, siyasi ve askeri operasyonların durdurulmasıdır. 

* Anayasayı tartışmaya zemin hazırlayacak şekilde karşılıklı çatışmasızlığın güvence altına alınmasıdır. 

* Demokratik çözümün tartışıldığı müzakere masası kurulmalıdır.  


Bahsettiğiniz yol temizliği olmadığı takdirde bizi neler bekliyor?

Aksi durumda bir anayasa dayatması var demektir. Türkiye’de defalarca dayatmayla anayasa yapıldı. Bu anayasaların hiç biri huzur, çözüm, özgürlük ve adalet getirmedi. Anayasa yazılmaz, dayatılmaz. Anayasa yapılır; yapmak için de bütün yapıcı güçler ve toplumsal dinamiklerle birlikte konuşup müzakere etmek gerekir. 


Bir kaç gündür AKP’ye yakın kimi yazarlar, “istişare” diye yeni bir süreci yazıyor. Cizre’de yaşanılanlar ortada, Kürt cephesinden bahara işaret ediliyor. Önümüzdeki günler nasıl şekillenecek?

Karşılıklı çatışmaların ve bu hükümetin operasyonel anlayışının, saldırgan çizgisinin sona erdirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu, sürdürülebilir bir savaş değildir. Bu savaş halka açılmıştır. Türkiye’nin her tarafı da bir esaret rejimi altında bırakılıyor. Önümüzdeki kısa süre içerisinde  hızlı bazı adımlar atılmazsa eğer kaos derinleşecek.


Ama devlet Kürdistan’da “zafer”den dem vuruyor…

24 Temmuz’dan bu yana siyasi iktidar, dünyanın ikinci büyük ordusu ne kazandı? Halk karşısında elde ettikleri şey koca bir sıfırdır. Devletin o kocaman ve çok övündükleri savaş organizasyonu aslında çok büyük bir çaresizlik içerisinde kıvranıyor. Direniş onların istedikleri bir düzeyde bitirilemedi, hedefledikleri teslimiyet yaşanmadı. Bu, siyasi bir yenilgidir. Siyasi yenilgiyi, sivilleri öldürerek, ölüm sayısını fazlalaştırarak askeri bir zaferle ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu siyasi yenilginin olduğu koşullar içerisinde askeri zafer de olamaz. 


Bu yenilgiyi gölgelemek için mi yeniden çözüm, muhatapsız bir çözüm tartışmasını ortaya atılmaya başlandı?

Bir muhataplık icat edeceklerini sanıyorlarsa çok büyük bir çıkmazın içerisine girmişler demektir. Bunun hiçbir toplumsal ve siyasal karşılığı yoktur. Yeni bir süreç başlayacaksa ki başlamasına da ihtiyaç vardır. Öcalan’a tecridi kaldırırlar, müzakereleri izleme kurulu heyeti eşliğinde ve Meclis’te bir komisyon kurarak açık ve şeffaf bir biçimde başlatırlar. Başka türlü bir sürecin başlaması mümkün değildir. 


Bir yandan da Kürtler tarafından “soykırım planı” ve yeni bir Şark Islahat Planı olarak değerlendirilen Master Eylem Planı tartışmaları var. Size göre bu eylem planı nedir, hayata geçirebilirlik ihtimali var mıdır?

Artık karşılarında kolayca asimile edilebilecek bir halk yok. Kürt halk bu cendereyi kırmıştır. Bu projelerle teslim alınamayacak bir halk gerçekliği var. Kürt halkı yıllardır kendisini örgütlemiş, deneyim kazanmış ve deneyimlere yeni deneyimler katmış organize bir güç haline gelmiştir. O nedenle bu faşist kafayla hazırladıkları planları karşılığını bulamaz. Bu planın farkı ne olabilir? Askeri olarak bu son uygulanan operasyonun ötesinde daha ne yapabilirler ki? Bir atom bombası atmadıkları kaldı halkın başına. Bir uygulanmayan bu kalmıştır. Kendilerini kandırıyorlar. Bu plan yenilgilerini gizlemek için yaşadıkları hezimeti örtmek için açıklanacak bir plandır. Başka da hiçbir karşılığı ve anlamı yoktur. 

Askeri olarak enstrümanları çaresiz kalmış durumda. 8-9 aydan bu yana tarihte eşi benzeri görülmemiş kent savunmaları yaşanıyor. Geride bıraktığımız süre içerisinde yedi Kobanê yaşandı. Hadi diyelim ki Cizre’ye Sur’a girdiler tamamen. Peki, ne olacak? Emin olun hemen eş zamanlı olarak 3-5 yerde daha çok ciddi başka kent hareketleri gündeme gelebilir. Böyle bir pozisyon var. Gerçek anlamda bir siyasi çözüm gündeme gelmezse bu kent direnişlerinin yenilmesi, tasfiye edilmesi mümkün değildir. Başka yerlerde başlar ve kolay kolay da askeri olarak kontrol altına alınamaz. O nedenle siyasi iktidar siyasi çözüm bulmak zorunda. Başka yolu yok. Bu kişiler kent hareketleri milis güçleri tarafından sürdürülen organize edilen hareketler. PKK ve HPG’nin bahar dönemlerinde harekete geçeceğine dair çok önemli sinyaller var. Bu biçimde yaşandığında askeri operasyonlar tümdün devre dışı kalmış, çatışma alanı çok daha genişlemiş olacak. Bir siyasi kanal açılmazsa herkes açısından zorlu bir dönem başlayacak. Bu süreçte en fazla zorlanan da çok açık ki siyasi iktidar olur. 


HAYRİ DEMİR / DENİZ NAZLIM/DİHA/ANKARA