
Ancak Kürt toplumunda bu konuya yaklaşımda bilinç ve tutum yetersizliği var. Geçen dönemde birçok milletvekili ve belediye başkanı tutuklanmış, ama gereken tepki gösterilmemiştir. Kıyamet koparılması gerekirken, sanki normal bir durummuş gibi bir kabullenme ve sessizlik görüldü. Bundan daha kötü durum olamaz. Her şeyden önce bu durumun ortadan kaldırılması lazım. Eğer bu konuda doğru bir tutum gelişmezse gerçek anlamda bir ilerlemeden söz edilemez. Temsilcilerine sahip çıkmadan doğru bir ulusal demokratik bilinçten söz edilemez. Bu açıdan bu konuda net olmak ve böyle bir durum ortaya çıktığında kıyamet koparmak ve bunu süreklileştirmek lazım. Bir iki demeç ve konuşmayla olmaz. Tepkiler de bir günlük değil, her gün ve her saat olmalı. Öyle bir tepki olmalı ki, hiçbir güç seçilenlere dokunmaya cesaret etmemelidir. Bunu sağlamadan doğru bir zihniyet, tutum ve pratiğe sahip olunmuş sayılmaz.
Eğer seçimden hemen sonra en genç belediye eşbaşkanına dört yıllık bir ceza veriliyorsa, bunun nedeni, önceki tutuklamalarda gösterilmeyen tepkilerin sonucudur. Yoksa böyle bir şeye cesaret edilemezdi. Böyleyse bu duruma son vermek gerekir. Bir daha bu duruma kimse cesaret edememelidir.
Dikkat edilirse ceza verilen genç eş belediye başkanı Liceli’dir. Lice, PKK’nin kurulduğu yerdir. Seçilen genç kadın ise partinin kuruluşunun yapıldığı evin ailesinin yakınlarındandır. Ceza en başta da partinin kuruluşuna ve bu aileye verilmiştir. Bilinçli bir cezadır. Bir konuşmadan dolayı ceza verilmiştir. Eğer istenirse Kürdistan’da herkese bu genç eş belediye başkanına verilen ceza verilebilir. Çünkü kültürel soykırımcı sömürgecilik iradeli Kürt’ü suçlu görmektedir. Bu nedenle de Kürt’ün hiçbir siyasi iradesine saygı göstermiyor. Aksine her fırsatta iradesi kırılmak için çalışılıyor. Eğer dikkat edilirse Kürt’ün iradesini temsil etmek isteyen her kişinin üzerine gidiliyor. Tavizkar ve gevşek yaklaşımlara ise sessiz kalınıyor.
Tabii ki politik davranarak tüm seçilmişlere dokunmuyorlar. Çünkü hepsine aynı sertlikle yaklaşılsa mevcut kütürel soykırımcı sömürgeci politika yürütülemez. Bu nedenle bu konuda bir özel savaş yürütülüyor. Özel savaşın ince yöntemleri uygulanıyor. Bu nedenle her seçilene dokunulmuyor diyerek dokunulana sessiz kalmak, aslında bireyin ve toplumun kendi siyasi iradesine sahip çıkma gücünden yoksun kalmasıdır. Bu, aslında yüzyıllık politikanın sonucudur. Yüzyıldır Kürtler ne zaman irade olmaya çalışmışsa Türk devleti derhal siyasi soykırım operasyonları yapmıştır. Kürt’ün başını kaldırmasına izin verilmiyor. Nitekim şimdiye kadar yapılan bu uygulamalar irade kırmıştır. Halkın siyasi iradesine sahip çıkmayan bir duruş ortaya çıkarılmıştır. Kuşkusuz tutuklamalara tepki gösteriliyor, ama bu sürekli olmuyor. Bu durum siyasi irade konusunun yeterince bilince çıkarılmadığını ve yeterince önemli görülmediğini ortaya koyuyor. İşte bu durumun anlaşılması gerekiyor. Bu durumun önemi ve ciddiyeti anlaşılmadan siyasi mücadelede özgür ve demokratik yaşamı kazanmada tam başarı sağlanamaz.
Siyasi iradeye sahip çıkmak, halka ve ülkeye sahip çıkmaktır. Kırk yıllık mücadelenin yarattığı değerlere sahip çıkmaktır. Siyasi iradeye sahip çıkmak, özgür ve demokratik yaşama sahip çıkmaktır. Direniş ilk önce burada olmadan diğer direnişlerde başarılı olunamaz. Zaten tüm direnişler de siyasi irade ortaya çıkarmak için ve buna sahip çıkmak için yapılmıştır. Demokratik özerkliği hedeflemek demek, siyasi iradeyi kurumlaştırmak demektir. Siyasi iradeye sahip çıkmadan demokratik kurumlaşmalarımıza nasıl sahip çıkacağız? Demokratik özerklik ilan ediliyor, ya da demokratik özerklikten söz ediliyor, ama sahip çıkılmadığı gibi, kurumsallaştırılmıyor. Çünkü siyasi iradeye ve halk temsilcilerine sahip çıkmada yetersizlikler var. İster milletvekili, ister eş belediye başkanı, ister meclis üyeleri olsun saldırıya uğradıklarında aynı şiddetle sahip çıkmak gerekir.
Önderliğe niye sahip çıkıyoruz? Çünkü halkın iradesinin bileşkesidir; tüm iradenin toplamıdır. Önderliğe sahip çıkmadan Kürtler özgür olamaz. Önderliğe sahip çıkılmayacak, ama Kürt halkı özgür ve demokratik yaşama kavuşacak! Bu mümkün değildir. Siyasi iradesine, siyasi iradesinin bileşkesi olan önderliğine sahip çıkmayanlar Kürt halkını ve ülkesini özgürleştiremezler. Bu açıdan siyasi iradeye sahip çıkmak özgür ve demokratik yaşamın esasıdır, şifresidir. Bu açıdan birinci dereceden halkın iradesine ve temsilcilerine yapılan saldırılara karşı şiddetle karşı konulmalıdır.
Kürt Halk Önderi’ne karşı uluslararası komplo sırasında halk Önderliği sahiplenmeseydi ve bunun için toplum ayağa kalkmasaydı, Güneşimizi Karartamazsınız eylemleri olmasaydı şimdi Kürt Özgürlük Hareketi tasfiye olurdu. Bugün Özgürlük Hareketi ayaktaysa, bunu sağlatan, komplo sonrası halkın siyasi iradesi olan Önderliğine sahiplenmesindendir. O zaman bu sahiplenme olmasaydı örgüt tasfiye olur, Önderlik de İmralı’da çürütülürdü. Bizce Lice Belediye Eşbaşkanı Rêzan Zoğurlu’ya sahiplenmeye de bu ilke ve gerektirdiği davranışla bakılmalıdır. Kesinlikle bu eş belediye başkanı güçlü sahiplenilmelidir. Ne eş genel başkanlığının elinden alınmasına ne de zindana atılmasına müsaade edilmelidir. Bunun için her eylem yapılmalı ve mücadele edilmelidir.
30 Mart sonrası başta Ağrı ve Ceylanpınar’da eş belediye başkanlarının demokratik siyasi hareketin elinden alınması karşısında kıyamet koparılmalıydı, birkaç eylemle yetinilmemeliydi. Sonuç alınana kadar Kürdistan’ın her şehri ve kasabası ayakta olmalıydı. Sembolik gruplar göndermek aslında yapılanı kabullenmek anlamına geliyordu. Halbuki öyle bir direniş Kürdistan’ın her yerinde ve metropolünde geliştirilmeliydi ki, devlet hemen geri adım atmalıydı. Ama bu yapılmamıştır.
Lice eşbaşkanına verilen cezaya hemen tepki gösterilmelidir. Kesinlikle emrivaki kabul edilmemelidir. Mevcut eşbaşkan her zaman eşbaşkandır. Kimse bu eşbaşkanlığı Rêzan Zoğurlu’nun elinden alamaz. Başka hiç kimse de o göreve getirilemez. Bu tutum bugünden gösterilmelidir. Yoksa devlet birini cezaevine atar, yerine başka birini getirir. İşte bu kabul edilmemelidir. Rêzan Zoğurlu’nun yerine başka bir kimsenin kabul edilmeyeceği ve bu eşbaşkana sahip çıkılacağı gösterilmelidir.
Halkın kendi kendini yönetmesinden söz ediyoruz, ama devlet küçük bir ilçede bile buna izin vermiyorsa Kürt halkı kendi kendisini nasıl yönetecektir? Küçük bir yerde bile halkın özyönetimi kabul edilmiyorsa, müdahale ediliyorsa Kürdistan genelinde kendi kendini yönetmeye ve bunun siyasi iradesine izin vermeyecekleri anlaşılır bir durumdur.