Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından İbrahim Bilmez, Öcalan üzerindeki tecridin eskiden beri süregelen İmralı sisteminin bir parçası olduğunu söyledi. Bilmez, iki yıl önce 5 hükümlünün Ada’ya götürülmesinin tecridi ortadan kaldırmadığını aksine 5 kişin tecrit sistemine dahil edildiğini vurguladı.
KCK Önderi Abdullah Öcalan yaklaşık iki aydır avukatları ile görüşemiyor. Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Bilmez, tecrit sürecine ilişkin sorularımızı cevapladı.

Türkiye cezaevlerinde hükümlü ve tutukluların avukatlarıyla görüşmelerinin prosedürü nasıldır?

Türkiye cezaevlerinde hükümlü ve tutukluların avukatları, istedikleri gün; önceden kimseye haber vermeden, izin almadan gidip görüşebilirler. Hafta içi hergün hatta bazı yerlerde hafta sonları bile görüşülüyor. Fakat İmralı’da öyle değil. İmralı’da sadece hafta içi 1 gün ve önceden savcılığa başvurup, izin alıp gidebiliyorsunuz. Biz bu haktan da, son 8 haftada görüldüğü gibi yararlanamıyoruz. Zaten AİHM’deki ana davada Türkiye mahkum edilmişti, mahkumiyetin sebeplerinden biri de avukatlarıyla Sayın Öcalan’ın görüşmelerinin sorunlu olmasıydı.

Bu durumda Türkiye hem ‘özel’ bir izolasyon yürütüyor hem de cari yasalarını da uygulamayıp ihlal mi ediyor?

Evet kesinlikle. Bugün 8 haftadır müvekkilimizle görüşemiyoruz. Bu apaçık Türkiye’nin kendi kanunlarını ihlal etmesi anlamına geliyor. Çünkü infaz kanunun bu konuya ilişkin maddeleri çok nettir; Avukatlar hükümlü de olsa müvekkilleriyle her zaman görüşebilirler, bunda bir engel yok. O hükümlünün bir davasının olup olmaması da önemli değil. Üstelik müvekkilimizin AİHM’de süren davaları da var. Neticede Türkiye bizim beğenmediğimiz kanunlarını bile uygulamaktan aciz.
Tecrit meselesini iyi anlayabilmek için, İmralı sistemini iyi anlamak gerekiyor. İmralı sistemi daha müvekkilimiz Sayın Abdullah Öcalan Türkiye’ye getirilmeden önce kurulmaya başlanmış bir sistemdir. İmralı Cezaevi’ndeki hazırlıklar 15 Şubat’tan günlerce önce başlamış ve müvekkilimiz uluslararası bir komployla Türkiye’ye teslim edildikten sonra bu hazırlanan İmralı sistemine dahil edilmiştir.
İmralı Cezaevi’nin yönetimi başından beri, Başbakanlık Kriz Merkezi tarafından idare ediliyor. İmralı sistemine ne yazık ki hukuk nüfuz edemiyor. Biz bunu kendi tecrübelerimizden biliyoruz. İmralı‘da daha önceden düşünülmüş, planlanmış bir tecrit sistemi oluşturulduğu için, bu sistem ortadan kaldırılmadıkça biz bu tür sıkıntıları daha çok yaşarız.

Sonra AİHM süreci başladı, uluslarüstü yargı dahil olunca da etkili olmadı mı?

İmralı’daki hak ihlalleriyle ilgili yaptığımız neredeyse hiçbir başvuruya Türkiye hukukunda olumlu yanıt alamadık ve sonuçta AİHM’e taşımak zorunda kaldık. Bundan yaklaşık iki yıl önce devlet İmralı‘daki cezaevi sistemini değiştirdiğini ilan etti. Bunu Avrupa Konseyi İşkenceyi İzleme Komitesi’ne (CPT) bildirdi. AİHM’de devam eden tecrit davasına da bildirdi. İmralı Cezaevi’nin ismi F Tipi Cezaevi olarak değiştirildi ve oraya 5 hükümlü nakledildi. Fakat bugün yaşadıklarımız gösteriyor ki, aslında bu 5 hükümlünün buraya nakledilmesi tecridi sona erdirmedi. Biz iki yıl önce bunu ifade ettik; ‘Bu işlem, 5 kişinin daha tecride dahil edilmesidir’ dedik. Şimdi bunu yaşıyoruz. Çünkü, Sayın Öcalan ile birlikte diğer 5 hükümlüye de ulaşamıyoruz. Onların da avukatlarıyız aynı zamanda ve onlara da hiçbir şekilde ulaşamıyoruz. Sanırım literatürde buna ‘Grup İzolasyonu’ deniliyor. İmralı‘da yaşanan şey aslında bir grup izolasyonudur.

Aileleriyle görüşemiyorlar mı?

Çok uzun bir süredir aileleri de görüşemiyor. En son bayram vardı biliyorsunuz. Türkiye’deki cezaevlerinde bayramlarda açık görüş yaptırılır. Hem müvekkilimizin hem de oradaki 5 hükümlünün aileleri de başvuru yaptılar. İmralı Cezaevi’nde bayram görüşü için cuma günü belirlenmişti, yetkililer böyle söylemişti. Fakat başvurulardan hiçbir sonuç alamadık. Ailelerle görüşme en temel insani haktır, ondan bile yararlanamıyorlar.

Devlet bir izolasyon politikası uyguluyor ama siyasal bir refleks ile birlikte hukukunu da izole ediyor. Resmen kabul edilmeyen bir esir/rehin uygulaması mı?
 Aynen söylediğiniz gibi. Kamuoyu da biliyor ki, Öcalan Davası sıradan adli bir dava değil, siyasi bir davadır. Dolayısıyla Türkiye’deki siyasi meselelerle, özellikle Kürt meselesiyle yakından bağlantılıdır. Kürt meselesindeki olumlu ya da olumsuz gelişmeler İmralı’daki koşulları doğrudan etkiliyor. Ama bu yanlıştır. Eğer Türkiye Cumhuriyeti hukuk devleti olduğunu söylüyorsa, Anayasası’nda ‘hukuk devletidir’ yazıyorsa, kendi hukukuna göre tutuklu ve hükümlü statüsünde olan birine esir muamelesi yapamaz. Ayrıca dışarıdaki koşullar ya da Kürt sorunuyla ilgili gelişmeler bu hükümlü ya da tutuklunun statüsünü etkileyemez.

Kürt meselesindeki olumsuz gelişmeler Öcalan’a da mı fatura edilmiş oluyor...
Bugün yaşadığımız süreç tam da budur. Kürt meselesinde olumsuz gelişmeler yaşanıyor ve bunun faturası Sayın Öcalan’a kesiliyor. Bu anlaşılmaz bir durum; etik ve insani de değil. Bu bir devlet politikasıdır. Tecritte 8. haftaya giriyoruz, Öcalan’ın İmralı’daki koşulları Kürt meselesiyle yakından bağlantılı olduğu için biz geçmişte de buna benzer süreçler yaşadık. Yaz aylarında daha önce de hava muhalefeti gerekçesiyle karşılaştık. Örneğin, 2004 yılında biz tam 3 ay boyunca gidemedik, müvekkilimizle görüşemedik. O dönemdeki tecritte dışarıdaki gelişmelerle yakından ilgiliydi.

TÜRKİYE’NİN AİHM TAVRI

Türkiye AİHM’e ne cevap veriyor?
Hükümet bu konuda çok pragmatist yaklaşıyor. Hem CPT’ye hem de AİHM’ye yaptığı bilgilendirmelerde hep durumu çok iyiymiş, dörtdörtlükmüş gibi, bir sorun yokmuş gibi yansıtıyor ama uygulamada böyle değil. Sürekli sıkıntılar yaşıyoruz ve CPT’nin ve AİHM’nin bunu bilmesini istiyoruz. CPT raporlarında Öcalan’ın koşullarlının iyileştirilmesine dönük birçok öneri ve tavsiyede bulunuyor. Zaten iki yıl önceki cezaevi değişikliği CPT’nin raporlarında yaptığı önerilerden sonra gerçekleşti. Türkiye bunları yapıyormuş gibi davranıyor ama yapmıyor. Hem bu hem de Türkiye’nin AİHM’deki süren davada mahkum olma ihtimali var. Türkiye birazda bunun önüne geçmek için sözde koşulları düzeltti. Avrupa’daki kurumlara da bunu bu şekilde iletti; ‘Biz Öcalan’ın statüsünü değiştirdik, artık tecrit yok’ diyorlar. Ama biz de başından beri ‘Hayır, değişmedi’ diyoruz. Ne yazık ki biz haklı çıktık.

HUKUK İÇİNDE GİRİŞİMLER

Tecrit uygulaması başladığından beri hukuki olarak neler yapıldı?
- Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na ve Adalet Bakanlığı‘na durumu bildiren ve sona erdirilmesini talep eden dilekçeler verdik. Aynı şekilde CPT’yi de bu gelişmelerden haberdar ettik.
- Durum devam edince CPT’ye daha ayrıntılı bir bilgilendirme hazırlayıp gönderdik.
- Hem Adalet Bakanlığı’na hem de Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na durumun sona erdirilmesi için başvuru yaptık.
- Bir avukat arkadaşımız AİHM’den bir randevu aldı ve orada görüşmeler yapıyor. Oraya da bir dilekçe sunarak, hükümetten sorulmasını talep ediyoruz. Çünkü AİHM’de devam eden dava tam da tecrit davasıdır.
- Son olarak 16 Eylül’de İmralı F Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürü ve diğer sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunduk.
- Bursa 1. İnfaz Hakimliği’ne yapılan başvuruda, ‘7 haftayı aşkındır müvekkille görüştürülmeme uygulamasının kaldırılması ve görüşmenin sağlanması’ talebinde bulunduk.
- Bursa Ceza ve Tutukevleri İzleme Kurulu’na da görüştürmeme, telefon, telgraf ve mektupla iletişimin engellenmesi nedeniyle müvekkile uygulanan tecrit hakkında tarafımıza bilgilendirme yapılmasını istedik. Dış dünya ile teması bütünüyle kesilen müvekkillerimizin akıbeti konusunda taşıdığımız kaygılardan dolayı Kurul’un cezaevine ziyaret ederek Öcalan’ın durumunu yerinde görmesini ve karşılaşılan tecrit durumunun rapor haline getirilmesini talep ettik


BETÜL KILIÇ - İSTANBUL