İsviçre Gündemi

Bern Üniversitesi tarafından yaşları 14-16 arası gençler arasından yapılan bir araştırmada, İsviçre’de yaşayan yabancılara ilişkin ilginç sonuçlar ortaya çıkardı. Araştırmaya göre yabancı aileler arasında çocuk eğitiminde dayak hala etkili bir yöntem olarak kullanılıyor. Yine araştırma sonuçlarına göre erkek çocukları hemen hemen kontrol dışı tutulurken, kız çocukları sistemli bir kontrol altında.
Yabancı ailelerin, yaşadıkları toplum, eğitim sistemi, sosyal ilişkiler konusunda yeterince bilgi ve ilgi sahibi olmadıkları bunun da göçmen çocukları arasında alkol ve uyuşturucu kullanımı ile suç işleme oranını yükselttiği belirtiliyor. Çocuğun okul, çevre, sosyal ilişkileri içinde yer almayan, alamadığı için sorunlarını, yaşamını anlamayan ailenin bir süre sonra çocuk üzerinde kontrolünü kaybettiğini ve sorunu dayakla çözerek, kontrol sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.
‘Ailenizden hiç dayak yediniz mi?’ sorularına İsviçreli çoçukların yüzde 80’ni hayır cevabı verirken, yabancı çocukların oranı yüzde 60. Yani bu yabancı çocukların yüzde 40’nin dayak yediği anlamına geliyor. ‘Dayak sonucu hastahaneye kaldırıldınız mı?’ sorusuna yabancı çocuklar yüzde 8 evet derken, İsviçreli çocuklar arasında evet diyenlerin oranı yüzde 0.9. Özetle çocuk yetiştirme konusunda uzun ve zahmetli bir yolu tercih etmek yerine, sadece sonuçlarıyla ilgili olan yani başarılıysa övünen, başarısız ise lanetleyen, dayak atan aile tipi çocukların çarpık yetişmesinin en büyük sorumlusu. Çocuk eğitimi konusunda yabancı kurumların toplumlarını, sorunun çocuğa para vermek, karnını doyurmak ve ardından salt başarı beklemekten öteye çok şey ifade ettiğini açıklamaları ve eğitmeleri gerekiyor.

Gündem içinde gündem olmak
İsviçre’de her zaman yabancıları ilgilendiren konular siyasi parti ve sivil örgütlerin gündeminde olur. Ya vatandaşlık yasası, ya göçmenler yasası sertleştirilmek istenir, ya da mülteci başvuruları yeni kurallara bağlanmak istenir vb...bazen de bütün toplumu ilgilendiren, ekonomik, sosyal, çevresel sorunlar gündemdedir. Bu durumlarda her siyasi parti ve sivil örgüt konumunu belirler. Herkes kampanyalar düzenler, toplantılar yapar, imzalar toplar ve kamuoyunu etkilemeye çalışır. Bu tür faaliyetler farklı kesimleri bir potada buluşturur, kaynaştırır ve ilişkilerini kalıcı kılar.
Bir ülkede yaşayan bir topluluk eğer kendi gündemini o ülke partileri, kamuoyu ve sivil örgütleri ile paylaşmak istiyorsa işe onların gündemini sahiplenerek başlamak zorundadır. Yaşadığı ülkenin sorunlarını sahiplenmeyen, ilgisiz kalan, destek sunmayan, politika üretmeyen hiç bir topluluk temsilcisi, o ülkenin siyasi parti, sivil örgüt ve kamuoyundan umduğu desteği bulamaz. İsviçre’nin birçok kantonunda yakında yeni vatandaşlık yasası için çalışmalar başlatılacak.
SVP’nin yeni yaptırım isteklerine, hükümetin orta yol çabalarına karşı Sol partiler, yabancı örgütler ve sivil kuruluşlar vatandaşlık hakkının kolaylaştırılması için bloklar oluşturacak. Ya da Zürich kantonunda ‘Yabancılara oy hakkı’ tanınması için kampanyalar yürütülecek, olası bir referandumda çoğunluk sağlanması için çalışmalar yapılacak. Bu ülkede yaşayan Kürtlerin bu çalışmalarda yer alması hem etik, hem siyasal ve hem de diplomatik açılardan sayısız yararlar sağlayacaktır. Yani yaşadığımız ülkenin gündemini sahiplenmeden, salt kendi gündemimizin farkedilmesini beklemek, beklentiler karşılanmayınca da duyarsızlıktan şikayet edip, lanetler yağdırmak sorunları çözmek yerine, ağırlaştırmaktan başka bir işe yaramıyor.