Pakize Uzun, 1994 yılında, PKK'li gerillaları evinde misafir ettiği için, Türk askerinin namlusu ucunda can vermiş, yiğit bir kadın. Çocukları O'nu "sivil gerilla" diye anıyor. Katli nedeniyle Türkiye Devleti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararıyla mahkum edilmiş bulunuyor.  

1964 İstanbul doğumlu, aslen Çewlîk Kixi'li olan Kamil Uzun ise, Pakize Uzun'un oğlu. Frankfurt'ta, sürgünde yaşıyor hala.  Kamil Uzun, annesinin hatırasını yaşatmak, onu katledenlerden hesap sormak için yıllardır emek veriyor. Ayrıca şiir kitabıyla sözünü yaymaya çalışıyor.


Pakize Uzun nasıl bir insandı?

Anam çok sevilirdi, herkesin yardımına koşardı. Cezaevleri dönemlerinde biz çocukları sık sık cezaevlerinde ziyaret ederdi. Korkusuzdu. Mesela, yine kardeşimin biri gözaltında iken, anam orada bir binbaşının yakasına yapışıyor ve diyor ki, 'Ya benim oğlumu getirirsiniz, ya da beni de burada tutarsınız' Ve kardeşimi getiriyorlar; hatta işkenceden getiriyorlar, yüzü gözü kan içinde. Yani böyle bir insandı benim anam. O tipik bir Kürt kadınıydı. Annem bir gerilla gibi cesur ve güçlü bir kadındı. Biz çocuklar ona zaten "sivil gerilla" diyorduk.

Peki, annenizin katledilişine gelirsek...

 1994'ün Eylül ayı başlarında, özelikle Bingöl Yayladere ve o üçgende çok ciddi çatışmalar yaşanıyordu. 16 Eylül'ü 17 Eylül'e bağlayan gece, bizim eve yedi kilometre uzaklıktaki Naye'de, Yayladere'de taburda üç tane asker ve bir tane astsubay var. Astsubay sarhoş halde havan attırıyor. Annemin evini kastedip "O evi biliyorsunuz zaten. Yine bunlar mutlaka eve almışlardır" diyor ve hedef aldırtıyor.Bunlar havanları atıyorlar. Bizim ev ile komşumuzun evinin arasında bir duvar var. Havan o duvara çarpıyor. Annemin de o sırada gece beli ağrıyor, yataktan kalkıyor, sedire uzanıyor. Sonra uzandığı yerden kalkıyor, oturuyor. Ve o bizimle komşu arasındaki duvara çarpan havan atışından 3 tane şarapnel parçası evin camından girip kafasına geçiyor ve annemin ölümüne neden oluyor.  Annemizi o gece kaybettik. Ki bir gün öncesinden de gerilla arkadaşlar gelmiş; bizim evde kalmışlar.

Yaşadıklarınızı kaleme aldınız…

 Ben bu yaşadıklarımı, duygularımı şiire dökmeye çalıştım. Ve hep içimde şunu dedim: "Bu kadın haksızca öldürüldü. Buna layık olmamız lazım. Bizim anamızdı. Belki devrimciliğin ne olduğunu bilmiyordu; ama kişiliği, tavrı ve duruşu devrimci kişiliğe yakışıyordu. Ben de onun anısına bu şiir kitabı çıkardım. Kitabımı ona adadım.

 Kitabınızı bize kısaca tanıtabilir misiniz?

 Kitabın başlığı Almanca dilinde "Es blutete das Kopftuch meiner Mutter", Türkçe çevirisi ise "Annemin başörtüsü kanamış".
Benim annemden yadigar aldığım tek şey, onun kan içindeki başörtüsüdür.
Kitabım iki dillidir ve içindeki şiirlerle hayatımdan parçaları kaleme aldım. 110 sayfa ve toplam 41 şiir var. Yaşama dair, sevdaya dair, aşka dair, insana dair; anama, Şivan ve Berzan isimli iki çocuğuma dair şiirler...
Beni en çok etkileyen şiir ise "Anamın Başörtüsü” şiiridir.  Bir nevi de anamın düşündüğünü düşündüğüm düşünceleri anlatıyorum. Bir arkadaşım bana "Bunu kitaplaştırmak gerekir” dedi. Ve kitaplaştırdık. Şiirler benim çekmecemde durduğu zaman, insanların haberi olmayacaktır. Böylece, "Karin Fischer Verlag” isimli Alman yayınevine başvuruda bulundum, yayınlama onayı aldım.

Başka kitap projeniz de var mı?

İkinci kitabımı da hazırlamış bulunuyorum. Şu an Almanca'ya çevrilmesini bekliyorum. O da iki dilli bir şiir kitabı olacak.Bunun yanında en büyük arzum, bu kitaplarımı Kürtçe çıkarabilmek...Dolayısıyla kendi dilimizde yazılması gerekiyor. Ben yazamıyorum maalesef. İşte, asimilasyonun bir sonucudur. Kürtçe konuşuyorum ama maalesef Kürtçe yazamıyorum.

Bir kitabın
Yırtılmış sayfalarıyız biz
Kitap/sızlar
Ortadoğu'nun orta yeri kanlı

Siz hiç
 Dört parçaya bölündünüz mü?
Siz hiç Kürt öldünüz mü?
 
Yaranızın üstüne isot sürün
Sevdanıza gelincik
 Hasretinize tuz serpin
Sevincinize kuşku ekleyin
 
Benim anadilimin rengi ak
Ana sütüm kanlandı
Siz hiç
Sessiz konuştunuz mu?
 




NİHAL BAYRAM / RIZA AYDOÐDU