Roboski katliamı ve sonrasında yaşananlar karşısında insan ne dese, ne yapsa içi soğumuyor. Öncekiler gibi, yitirdiğimiz bu 35 canın acısı da hiçbir şeyle kıyaslanamazsa da; gözümüze baka baka bu katliamı yapmış olmalarına mı, halen demokrasiden insan haklarından söz edebilmelerine mi, zeytinyağı misali üste çıkıp yine Kürtleri suçlamaya devam etmelerine mi, daha dün Çelê’de yaşanan katliamı görmezden gelenlerin bu gün takındıkları tutuma mı, yaptıkları bu vahşet karşısında halen yeterli cevabı verememiş olmamıza mı daha çok yanmalı, bilemiyorum.
Hazırlanan raporlara göre Roboski de bombalarla öldüremediklerini, soğuktan dondurarak öldürmüşler. Hangi inanç, hangi insanlık temizler bu vebali? Yakınında duran herkese bulaşmaz mı bu kir? İktidar yandaşları utanmaz mı çocuklarının yüzüne bakarken?
İktidarın katliamlarına güç sağlayan sadece içerdeki destekçileri değil üstelik, aynı aymazlık uluslararası arenada da söz konusu. Emperyalizmin çıkar hesapları doğrultusunda küreselleşen saldırganlığını, Ortadoğu projelerini düşününce uluslararası „insan hakları örgütlerinin“, Birleşmiş Milletlerin, Avrupa Birliği’nin bu katliamlar karşısındaki suskunluğu, Öcalan’a uygulanan tecrit işkencesini, Kürt halkının taleplerini görmezden gelmeleri şaşırtıcı, diyebilir miyiz?
***
Susturamadığı Kürdü öldürerek kurtulmayı kafasına koymuş olanların elbirliği ettikleri ortada. Bu tablodan bir tek sonuç çıkıyor: „Ne varsa sende var“ misali, „tırnağı olan başını kaşır“ misali Kürtler ve demokrasi güçleri kendi işimizi kendimiz göreceğiz.
Devletin, muhalefetin, AB gibi BM gibi uluslararası kuruluşların maskelerini, insan hakları, hukuk adalet diye diye insanlığın geleceğini çalmak hesapları içinde olduklarını bile bile, ama kalelerinde gedikler aça aça zorlayalım elbet. Savaş hukukunu da, insan hakları hukukunu da, kimlik haklarımızı da, demokrasiyi de tartıştıralım.
Ama bunu yaparken kendimize güvenmeyi, asıl işi kendimizin yapacağını unutmayalım.
35 insanımızı katledip ardından iki göz yaşı, üç vaatle halkı kandırma heveslerini kursaklarında bırakalım. Onlar nasıl ki biliyorlar; biz onurumuz ve özgürlüğümüz için can pahasına sürdürüyoruz bu mücadeleyi, bizde unutmayalım; son ana kadar, canımızı almak için Azraillimiz olmaya can attıklarını. 
***
Bu gün halen, Katliamı teşhir eden herkesi olduğu gibi, bölgede incelemeler yapan, mecliste araştıma komisyonu kurulmasını isteyen CHP’yi bile BDP’nin, PKK’nin ağzıyla konuşmakla suçlayan AKP’nin, köpeksiz köyde dolanır misali rahatlığı karşısında, süreç daha vahim olaylara gebe demek abartı değil. Bu durum bir halkın özgürlüğü ve insani değerlere sahip çıkma adına mücadelenin, iktidarın saldırganlığını durduracak bir boyuta yükseltilmesini zorunlu kılıyor. Hem de acilen.
Bu vahşilikler karşısında, devlet katliamlar için özür dilemeli diyenler oluyor sık sık. Halen katliamcı zihniyeti terk etmemiş, katliamlarını sonuna kadar savunma yenilerini planlama aymazlığında direnen, suçluları halen aramızda dolanan bir devleti yapmaya zorlayacağımız şey özür dilemesi değil, hesap vermesi olmalı diye düşünüyorum. Keza, iktidarın yapabileceğinin en alasıydı diyebileceğimiz Dersim özrünün kaldığı anlamsız nokta, henüz hafızalarda taze.
Duymuşsunuzdur, katlettiği otuz beş can için tazminat ödeyecekmiş devlet. İnsan karşısındakini kendisi gibi bilir, derler. AKP’de aynını yapıyor. Kendisinin kaç kuruş ettiğine bakıp katlettikleri için fiyat biçiyor. Zatıallerine bir çift sözümüz var elbet; bizim canımızın fiyatı yok, bizim acımızın fiyatı yok, siz kendinizinkini deyin hele.