Bu gazetenin okuyucuları için bu sorunun yanıtı bellidir: “Elbet hepimiz BDP veya HDP adaylarına vereceğiz,” diyorsunuz muhakkak.

Ama ben, bu seçimlerde de, önümüzdeki seçimlerde de hiçbir partiye oy vermeyeceğim/ veremeyeceğim. Benim gibi binlerce, onbinlerce insan da oy vermeyecek/veremeyecek.
12 Mart, 12 Eylül darbesinde vatandaşlıktan atılan devrimciler, aydınlar oy veremeyecek.
Sadece benim gibi olanlar mı? Topraklarından koğulmuş, köyleri yakılmış yüzbinlerce Kürt de oy veremeyecek.
Ya Türkiye’den çok diyasporada yaşamaya mahkum edilmiş Süryaniler, Ezidiler, Keldaniler. Ya Ermeniler, Rumlar, Yahudiler. Kendi topraklarından zorla sürülmüş insanlar...
Hepimiz “zorunlu ilticacılarız.”
“Vatandaşı” olduğumuz topraklarda en doğal hakkımız olan, kaderimizi belirleyecek olan seçimlerde oy veremiyoruz.
Bir avuç omzu kalabalık general bozuntusu çıkıp; “sizleri vatandaşlıktan attım” dediğinde şaşırmıştım! Demek ki, erk kimin elindeyse vatan da onun vatanı, istediğini atar istediğini satar öyle mi?
Oysa benim doğduğum topraklar belli, doğduğum ev bile duruyor. Sizlerinki de öyledir muhakkak. O zaman “vatandaş” olmak bazılarının vereceği bir hak mı? Yoksa doğarken elde ettiğimiz bir gerçeklik mi?
O zaman nasıl oluyor da; “vatansız gazeteci, vatansız müzisyen, vatansız devrimci, vatansız Kürt, Türk, Ermeni vs... oluyoruz?”
Ve nasıl oluyor da bizler vatandaşlıktan atıldığımız halde, o ülke de hala demokrasiden bahsedilebiliyor?
Kimilerinin; “sen de, diğerleri gibi yeniden vatandaşlığa girmek için başvur,” dediklerini duyar gibiyim.
Ben niye? Neden vatandaşlık için başvuracağım? Ben kendi arzumla mı vatandaşlıktan çıktım ki, yeniden girmek için başvurayım?
Sizler, onbinlerce vatandaşlıktan atılanlar, kendi arzunuzla mı çıktınız vatandaşlıktan?
Yeniden vatandaşlığa girmek için başvurmak, bu kirli devletten”af” dilemek,”ben ettim, siz etmeyin!” demek anlamına gelmez mi?
O ülke, vatandaşlıktan kağıt üzerinde atılsak da hepimizin. Bizler devletten değil, devlet bizden özür dileyince severek gidip oylarımızı kullanacağız.
Gündemin bu kadar yoğun olduğu, hergün ortaya saçılan rezilliklerin birer makale konusu olduğu bu günlerde, ben de oturmuş, kendi derdimle mi uğraşıyorum?
Pek değil, bu tür sorular aklıma takılanca uykum kaçıyor da ondan.
Boşverin siz benim yazdıklarıma, bir hafta önce Brüksel’de televizyondaydım. Herkesin her yerde konuştuğu seçimlerdi. Büyük bir heyecanla hem de. Elbet ben de hep seçimleri konuştum. Ama ne yapayım, aklıma böyle sorular gece yatağa uzanınca geliyor...Huyum kurusun.
Ordu’da HDP’li kardeşlerime yapılan rezil saldırıdan sonra, “geçmiş olsun,” demek için Ertuğrul’u aradım.” İyiyiz hocam, merak edecek bir durum yok,” dedikten sonra, o her zaman ki, hınzırlığıyla devam etti: “Hocam biliyorsun, Karadeniz’de hep iki gücün taraftarları karşı karşıya gelir. Birisi Topal Osman taraftarlarıdır, ikincisi ise Mustafa Suphi taraftarlarıdır. Dün böyleydi, bugünde böyle...”
Oy verebilenlere de, vermek isteyip veremeyenlere de başarılar dilerim.