Bu yazıya son halini, İstanbul KCK davasının duruşma salonundan, tutsak Kürt kadınlarına bakarak vermek istedim. Yazının bu satırlarını oradan yazıyorum…

Halkının ve kendisinin özgürleşmesi için mücadele etmekten ve bedel ödemekten çekinmeyen bu kadınların dinamizminin, kararlılığının, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü yaratan ruhla uyumunu görüyorsunuz burada.
Kadın deyince akla hep acıların gelmesine, kadının zihinlere cinayetlerle, gözyaşları ile ve birer biçare olarak resmedilmesine, iktidarların kadın cinayetlerini engellemeyerek, cinsiyet eşitsizliğini geliştirerek kasıtlı olarak yarattığı ve kader olarak sunduğu bu resme karşı, "kadın bundan daha fazlasıdır” diyen öte yüzü var resmin, bu duruşma salonunda.
Ve bu öte yüzde, hayatı yönetebilen, değiştirebilen, üretebilen, otoriteye kafa tutan, son nefesine kadar mücadeleci bir kadın var. Bu yüzde, 8 Mart'ı yaratan işçi kadınlar, Clara’lar, Roza’lar, Zilan’lar, Sakine’ler var. Bu yüzde Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri, KCK’li ve devrimci kadınlar var.
Kimi, işçi direnişlerinde tek başına bile olsa inatla direnen, kimi savaş meydanlarında düşmanın tozunu attıran, kimi çocuklarının karnını doyurmak için kölece çalışan kadınlar…
Resmin bu öte yüzünde durmak kolay değil elbet. Nereden bakarsanız bakın kadınlar bu dünyanın en çok düşmana sahip kesimi. Erkek egemen dünya sistemi ve kapitalizm kadına düşman. Üstelik evde ya da işte tüm hayatını karartmak için elbirliği içinde çalışıyor bin yıllardır.
Düşük maaş, güvencesiz çalıştırma, işten atılma, işsizlik en çok kadınlara reva görülüyor. İdari temsilde, siyasette, evde, sokakta, her yerde cinsiyet ayrımcılığı ve şiddet var ve kadın hiçbir zaman kendiliğinden eşit değil. Bu yüzden kadının yaşamı nerede olursa olsun savaş alanıdır.
Erkek egemen zihniyetin, kadına derinden düşmanlık beslediği  bir gerçektir ve iş, sokak, toplumsal hayat ya da ev, hayatı savaş alanıdır kadının. Kadın olmakla kimseye düşman olmadığı halde, eşit ve özgür bir kadın olarak var olabilmek, onurunu koruyabilmek için savaşmak zorundadır.
Duyulabilir bir sesle konuşabilmek, okumayı yazmayı öğrenmek için bile mücadele vermesi gereken kadın için yaşamında söz sahibi olabilmesi, hiç kolay olmasa da siyasal hayata katılımını gerektirmektedir… Bu yüzden kadın, kimliği için geleceği için siyasallaşıyor, direniyor, mücadele ediyor bugün. Bunun için zindanları göze alıyor. Binlerce kadın mahpus bir adım özgürleşmenin bedelini ödüyor yıllarca…
Duruşma salonuna bakıyorum yeniden, çocuklarından eşlerinden ayrı olmanın, zindanda olmanın ağırlığını değil de mücadele etmenin, özgürleşmenin, tarihe kayıt düşmenin onurunu, güzelliğini görüyorum onlarda…
Ve düşünüyorum, kulaklarımda kararlı bir sosyalist ve barış savunucusu da olan Clara Zetkin’in Berlin’de yapılan kadın mitingine gönderdiği mesajı var: "Yoldaşlar, kız kardeşlerim! Kader birliği etmiş koyu bir sefaletin bir araya getirmiş olduğu sizler, çözülmez bir mücadele birliğine dönüşmek zorunda olan sizler, cesurca ileri!… Almanya’nın emekçi kadınları, tepenizdeki efendilerinizle ve sizi canınızdan bezdirenlerle Rusça konuşmayı öğrenin!.."
Clara Zetkin bu mesajı ile, ezilen kadınlara ve ezilen herkese kurtuluşu simgeleyen Sovyet devriminin yolunu gösteriyordu.
Kürt kadınların özgürleşme ve geleceğe müdahale etme anlamında kaydettiği muazzam gelişmeye bakarak rahatlıkla söylenebilecek olansa şu; Türkiye coğrafyasında yaşayan halkların da, kadınların da mücadele yaklaşımı ve tarzı anlamında bakacağı bir yön ve gideceği bir yol var. Ve Clara’nın işaret ettiği noktadan denilebilir ki, "Sizi canınızdan bezdirenlerle Kürtçe konuşmayı öğrenin!"