Şizofreninin tanımını büyük Türkçe sözlükler: “Gerçeklerle olan ilişkilerin büyük ölçüde azalması, düşünce, duygu ve davranışlarında önemli bozulmaların ortaya çıkması gibi belirtiler gösteren bir ruh hastalığı” olarak tanımlıyor. Şizofrenik hastaların, hastalık öncesi sessiz, arkadaşı az, yalnızlığı seven, tuhaf, güvensiz kişiler olduğunu ise bizlere psikanalistler ifade ediyor.
İfade edildiği gibi: “Şizofreni; düşünüş, duyuş ve davranışlarda önemli bozuklukların görüldüğü, hastanın kişiler arası ilişkilerden ve gerçeklerden uzaklaşarak kendi dünyasında yaşadığı bir ruhsal hastalık” olduğudur.
Kökenine indiğimizde şizo kelimesinin Yunancada “ayrık” ve ya “bölünmüş” anlamına geldiği, frenos ise akıl olduğuna göre, parçalanmış ya da bölünmüş akıl olarak şizofreniyi tanımlamak yerinde olacaktır. Dahası: “Aynı anda iki farklı gerçekliğe inanmak” şizofrenik hal oluyor.
En son Türkiye’de sokak ortasında, hem de bayramın ilk gününde, Abdullah Çakıroğlu ismindeki kişi, şort giydiği için bir genç kadına saldırmış, tekmelemiş bu yetmemiş ekranlarda yaptıklarının İslam’a uygun olduğunu ise açıktan ifade etmiştir. Olayın kendisi tuhaf olmaya tuhaf olsa da, yoldan kendi halinde geçen, gezinen bir kadına saldıran böylesine bir kişinin polislerce hemen serbest bırakılması yani salıverilmesi ise daha tuhaftır. Denilecek ki bu kişi daha sonra yeniden gözaltına alınmıştır, ancak unutulmasın ki onca toplumsal baskı mekanizması harekete geçtikten sonra böyle bir kişiliği salıverenler yeniden bu kişiliği bu temelde gözaltına alabilmişlerdir.
Dahası, ekranlarda izleyebildiğimiz kadarıyla son derece rahat olan, yaptıklarıyla övünen bu kişi yaptıklarının doğruluğuna da inanmaktadır. Hatta bu kişinin bir güvenlik biriminde güvenlikçi olarak çalıştığı ise ayrı bir bilgidir.
Gerçekler böyle seyrederken Abdullah Çakıroğlu ismindeki kişinin bir şizofren olduğu ifade edilerek güya işlenmiş olan gayri ahlaki durumun üstü örtülmeye çalışılacak. Gayri ahlakilik sadece Abdullah ismindeki ruh hastalığına ait bir eylem değildir. Esas olan gayri ahlaki duruş ya da ahlaksızlık TC devletinin güvenlik güçlerinin sergilediği yaklaşımlardır.
Bu olay üzerine çok yazılıp çizilebilir. Hatta bu bireyin tüm yaşamı kronik olarak tek tek incelenebilinirde. Ama unutulmasın ki, bu olay sadece Abdullah Çakıroğlu ismindeki kişinin yaptığı bir ahlaksızlık değildir. Burada vuku bulan gerçeklik AKP ismindeki partinin ve başındaki ruh hastası kişiliğin bir üretimi ve bir izdüşümüdür.
AKP ve başındaki ruh hastası kişi ilk günden beri toplumu terörize etmektedir. Toplumun ve bireylerinin her şeyine tamamen bir mühendislik projesi temelinde karışmakta ve müdahale etmektedir. Bir kadının kaç çocuk yapması gerektiği, nasıl yapması gerektiğine bile karışan bir anlayış doğası gereği böyle kişilikler de üretecektir. Günlük olarak parçalanmış kişilikler üreten bu sistem ve siyaset-ki karşıtlaştıran bir siyaset söz konusudur- doğası gereği insanı da parçalayacaktır. Parçalanmışlık yüz de yüz bir hastalıktır. Bir ruh hastalığıdır. Parçalanmışlık, içi ile dışının bir olmamasıdır. İçi ile dışı bir olmayan bir kişi yüz de yüz en az ikiyüzlüdür. Günlük olarak toplumu onlarca yüze mahkum eden bir sistem, ortaya çıkaracağı kişilik yüzsüz kişiliklerdir. Yüzsüz kişilikler yani yüzlerce yüzü olan yani hiçbir ilkesi olmayan, sadece çıkara dayalı olan böylesine kişilikler, iktidar odaklarına yaranmak için iktidarın istediklerini tümünü bir eşikten sonra iktidara rağmen gerçekleştirmeye başlayan kişiliklerdir. Böyleleri, iktidardan daha iktidarcı kesilirler. Kraldan daha kralcı olurlar. “Öl de ölelim, vur de vuralım” çizgisine gelirler.
Dikkat edersek, tarif ettiğimiz gerçeklik şizofrenik durumun ta kendisidir. Sistem yani AKP ve Tayyip Erdoğan günlük olarak şizofrenik, ruh hastası kişilikleri bu tarzda üretmektedir. Neden böyle olduklarını iyi bilen böylesine kişilikler, meşruiyetlerini yani yaptıklarının doğruluğunu yine rejime dayandırarak yapmaktadırlar. Abdullah Çakıroğlu’nun, “yaptıklarım İslam’ın kurallarına uygundur” mealindeki sözlerin çözülüşü ve okunuşu böyledir. Gerçekliğin böyle olduğunu bilen söz de güvenlik güçleri ise aynı refleksi göstererek bir insana kasıtlı saldırıya rağmen-ki bu insan genç bir kadındır- hemen salıvermişlerdir.
Özcesi, sorun Abdullah Çakıroğlu ve onun gibileri değildir. AKP ve Erdoğan çok sistematik olarak kendi baskıcı, faşizan, tekçi, anti demokratik sistemini hayata geçirebilmek için günlük olarak ruh hastası kişilikleri diğer deyimle şizofrenik kişilikler üretmek zorundadır. Ve eğer bugün Türkiye’de günlük olarak şizofrenik hastalıkların ve şizofrenlerin sayısı çok anormal bir şekilde artıyorsa, bunun altında yatan neden bu gerçekliktir.