Fransa Gündemi


Geçtiğimiz yıl tam bugün Kürtlerin yüreğinde bir yara açıldı. İşte o andan itibaren sokaklar, caddeler, yollar yabancısı olduğumuz bu coğrafyayı bir kez daha yabancılaştırıyordu... Paris Sakinemizi, Leylamızı, Fidanımızı bizden almıştı. Bu kentin 14 milyonu içerisinde kendi acımıza kilitlenmiş, gözyaşlarımızı sloganlarımıza karıştırıyorduk. Bu kentte, bir yıldır Kürtlerin geçtiği sokaklarda Gülümüz, Nergizimiz, Fidanımızın adı çınlıyor! Şimdi ben birinci yılı diye tuşlara basmaya çalışıyorum. Saat gecenin 1,45’i 9 Ocak gelmesin istiyorum. Uyursam bu gece bitecek... Bir yıl hiç yaşanmamış gibi yarın sabaha uyanmak, yarın sizinle oturup bir sohbete dalmak isterken buluyorum kendimi.  
Bir yıldır adınızı milyon kez yazdım. Yoldaşlarınızın, ailelerinizin taşıdığı resimlerinizi fotoğrafladım. Yaşanması gerekenler, yarım kalan gülüşler, umutlar, randevularımız, gidecek daha yolculuklarımız vardı Rojbinim... Senin diplomasi alanında yarattıklarını daha haberleştirecektim. Diğer gün heyecanla gazeteye ulaşmana tanıklık edecektim. Ayva gülüşlüm, şimdi ben senin adını katliam kelimesiyle birleştirerek yazıyorum... Annen “Fidanım çıkıp gelecek” diyor. Aldığın parfümü bitmesin diye saklıyor... Şimdi o sevgiyle anlattığın ailenle ve yoldaşlarınla birlikte oturmuş seni anıyoruz. Ve şimdi biz yaşamda kendine sembol seçtiğin kızıl saçlı gülümüz, daha yeni filizlenmiş nergimiz ve sensiz bir yılı geride bırakıyoruz!
Sevgili Sara hevalim... Seni ben 17’imde direnişinle tanıdım! Ankara’nın buz kesmiş havası içerisinde gittiğim bir öğrenci kahvesinde senin direnişin sohbet olmuş, gencecik insanların arasında dolaşıyordu. Saçın ne renk, boyun kaç, esmer mi yoksa beyaz tenlimi... Bütün bunları bilmeksizin kafamda yarattığım bir Sara vardı o tarihten sonra... Seninle buluşmamız o günlerde işkence tezgahlarında oldu. Her şeyden önce sen Kürt kızlarına, devrimci dostlarına “adressiz sorguları” miras bırakmıştın! Sen vardın orda, sen varsın şimdi her yerde! Biz, Fedide ve Metin sana doyamamış, biz sana bakmaya kıyamamışken, öylece yanıbaşımızdan seni alıp gittiler!
Nergizimiz, baban sana “Diyarbakır’ın asi kızı” diyor artık. Sen bizim küçüğümüzdün. Konuk olarak evimize geldiğinde biz seni kurtlar sofrasında kaybettik! Şimdi kardeşin Yasemin çıktığı divanlardan, seni anıyor. Senin düşlerini, senin acını haykırıyor. Tıpkı senin gibi inatla direniyor sensizliğe, gözyaşlarını akıtmamak ve senin hesabını daha güçlü sormak için haykırıyor! Yasemin senin yokluğunla büyümüş, seni bizden alanlardan hesap soruyor!
Bir haftadır Paris sizin konuklarınızla dolmaya başladı. Leyla’nın genç yoldaşları yollara düşmüş yürüyorlar. Kadınlar, her biri Sakine olmuş, hesap soruyor. Her kapı diplomat Fidan olarak çalınıyor. Sizi bizden alanların hesapları dün yarattıklarınız ve geride bıraktıklarınızla bozuluyor! Sokaklarda gözleriniz gözlerimizle buluşuyor. Televizyon ekranlarında sesiniz, sesimize karışıyor. Sizi bizden alan Paris, şimdi konuklarınızı sokaklarında ağırlamaya hazırlanırken, sizi öldürdüğünü düşünen cellatlarınız adınızı, yüzünüzü her yerde görüyor.
Bir yıl oldu, koca bir yıllık sizsizlik ve kocaman örgütlü bir sessizlik içerisindeyiz. Susuyorlar, suçluluğun sessizliğiyle, sizi bizden çalmanın cellatlığıyla susuyorlar... Bu sessizlik bozulsun diye şimdi konuklarınız yollara düşmüş, Paris’e yol alıyor... Bugün katledildiğinizin haberini duyduğumuz gün 10 Ocak. Bugün sizsiz bir yıl!