- Mesele, Cumhuriyet'in demokratikleşmesini aşıyor. Meselemiz, Demokratik Cumhuriyet'in inşasıdır. Rejimin ömrünü uzatmak yerine, radikal bir müdahaleyle büyük bir dönüşümün önünü açmak gerekiyor.
- Radikal demokratik muhalefet ve örgütlenme modeliyle demokratik toplum inşası çağrısı, yerelde ve bölgede bir yol haritası sunuyor. Demokratik Cumhuriyet tezi, önemli bir kaldıraç rolü üstleniyor.
SEZAİ TEMELLİ
Yüzyılı aşkın bir Cumhuriyet rejiminin kronikleşmiş yapısal sorunları, çok boyutlu siyasal ve ekonomik krizleri ve toplumsal barış yoksunluğu, kuruluş kodlarında yer alan ve kendisini yeniden üreten anlayışta saklıdır. Geç uluslaşma ve modernleşme anlayışını Balkan ve Ortadoğu sendromları arasında fikirleri biçimlenen Jakoben İttihatçılardan devşiren Cumhuriyet'in kurucu kadrolarının inşa ettikleri rejim, yaşadığımız coğrafyaya, kadim tarihine ve yerleşik halklarının kültürüne yabancılaşması meselesini var etti. Cumhuriyet'in geçmiş yüzyılı boyunca kurucu aklın her konjonktürde siyasal dinamiklere sinmiş anlayışın sonucunda ‘yönetici elitler’ eliyle sofistike stratejik bir hat izlenerek, bu anlayış yeniden ve yeniden üretile geldi. Cumhuriyet'in demokratikleşememesi ve/veya demokratikleşme çabalarının her seferinde başarısızlığa uğraması, bu anlayışın kodlarının katılığında saklıydı savını, aslında rejimin karakteri de bize açıklıyor.
Rejimin askeri bürokratik kurucu kadrolarının bürokrat otoriter yaklaşımı süreklileştiren ve bunu Cumhuriyet'in koruyucu aklı olarak siyasete vesayet çalan yaklaşımı, oligarşik niteliğini belirleyen en önemli etmen oldu. Cumhuriyet tarihi, bu nedene bağlı olarak Türkiye kapitalizminin ulus devlet yapılanmasının oligarşik bir ittifak zemininde gelişimi biçiminde de okunabilir. Sermaye oligarşisi, bürokratik oligarşi ve siyasi oligarşi, çatışmak yerine bir ittifak zemininde her konjonktürden ‘başarıyla’ çıkmayı gerçekleştirebildi…
Darbe mekaniğine bağlı kusurlu demokrasi
Sermayenin, İzmir İktisat Kongresi'nden devletçilik anlayışına, ithal ikameci kalkınmacılıktan dışa açılım süreçlerine, finansal entegrasyondan küreselleşmeye kadar izlediği yol, Türkiye kapitalizminin nasıl vesayetle uyumlu bir karaktere sahip olduğunu bize gösteriyor. Sömürü ve sömürgeci dinamiğini her konjonktürde oligarşik vesayetin içinden üreten sermaye sınıfının, burjuva demokrasisini cuntalara tercih edecek kadar savrulduğu dönemler, tarihin hafızasında canlılığını koruyor. Bürokratik oligarşi ise militarist/güvenlikçi hattı, iç ve dış siyasetin, sermayenin ve tüm bürokratik alanın ana belirleyici çapası kılmayı bir yüzyıl boyunca sağladı. Siyasi oligarşi ise vesayet dinamiklerinin kendisine çizdiği çit içinde kalarak bu ittifaka gönüllü biçimde katıldı.
Bu tarihsel ittifakın, başka bir deyişle tarihsel blokun toplum mühendisliği ise darbe mekaniğine bağlı bir kusurlu demokrasi senaryosu olarak çoğunlukla karşımıza çıktı… Serbest fıkranın kapatılmasından 'mutlak butlan'a kadar uzanan süreç, aslında muhalefetin, toplumsal muhalefetin ve sivil toplumun çitin içine bir başka yöntemle davet edilmesidir. Siyasete katılımın tahditli bir mönüye tabi kılınması, vesayet rejimi için olmazsa olmaz bir zorunluluktur. Bu mönünün Sünni İslam inancı zemininde biçimlenen 'Türklük sözleşmesi'yle toplumu kuşatması, tekçi fenomenizmin gerçekliği böyle görünür kılmasını sağladı.
İçeride katı, dışarıda esnek
Tüm bu tarih, kuşkusuz kendi sınırlarının içinde rejimi yapılandırırken sınırlarının dışındaki tüm gelişmelerden de etkilendi. Siyasi ve ekonomik anlamda dünya sistemindeki gelişmeleri sitemle barışık hale getirme çabaları gereği içeride katı, dışarıda esnek bir politik stratejiyi izledi. Faşizmler çağında devletçiliğin keşfi, sonrasında NATO, Avrupa Birliği girişimleri, İslam Teşkilatlarıyla olan ilişkiler, Şangay ile flört, son olarak Mekke Antlaşması… Birçok ekonomik ve siyasi anlaşmanın temel karakteri, bana dokunmayan yılanla aynı denizi paylaşırım anlayışıdır. Jeostratejik avantajlar ve potansiyel askeri güç, bu politik regülasyonun en önemli etken dinamiğini oluşturdu. Hukuk dışılıklar, insan hakları ihlalleri, ıslahat planları, demokratik kurumların tasfiyesi, kayyumlar, muhalefetin susturulması, siyasi tutsaklıklar; ne olursa olsun önce stratejik ortaklıkların öncelendiği bir iklim, rejimin sürdürülebilirliği adına önemli bir dayanak oluşturdu.
Yeniden dizayn ve emperyal taksimat
Bugün dünya her geçen gün çok daha zor dinamikler içinde dönüyor. Küresel savaş rejimi, otoriter baskıcı rejimlerle barışık bir hatta yol alıyor. Sermaye, yapay zekâ destekli tekno militarist birikim rejimiyle kapitalist modernitenin yeni yüzyılını biçimlendiriyor. Bu yüzyılda demokrasi, varsıllar için ayrıcalıklı dünya olarak tasarlanıyor; yoksulların payına da faşizm düşüyor… Yoksul kitlelerin baskı ve şiddete maruz bırakılması, güvenlikçi düşük yoğunluklu-lokal savaş politikalarının yaygınlaşması, yeniden dünya düzenin yapılandırılmasına yönelik stratejik hamleler olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, adeta bu tezleri doğrular nitelikte. Bölge ülkelerinin küresel ittifak içinde yer alma serüveni, hem bölge halkları adına hem de yeniden dünya düzeni adına acı deneyimleri ve umutsuzluğu anlatıyor. Enerji, ticaret, finans üçlemesinin belirleyici olduğu birikim konjonktürü ancak savaş rejiminin süreklileşmesi ile ayakta durabiliyor. Elbette Ortadoğu sadece bunlardan ibaret de değil. Çatışan bir coğrafya, savaş sanayi ve ekonomisi için önemli bir teknolojik motivasyon ve pazar olma özelliğini de barındırıyor. Tüm bu dinamiklerin halklar için yaratmış olduğu distopya, bölge devletleri eliyle yürütülüyor. Yeniden dünya düzeni ve emperyal taksimat, halkların geleceği üzerinden biçimleniyor…
Bütün bunlara karşı yeni bir politik tasavvur
Tüm bu alt üst oluş sürecinde hiç mi umut yok? Oligarşik Cumhuriyet'e karşı Demokratik Cumhuriyet olarak adlandırdığımız bu yolculuk aslında umuda yolculuk. Tüm bu savaş rejiminin karşısına nasıl çıkabileceğimiz, ne yapmalı ve nasıl yapmalı sorularına yanıt üretebileceğimiz, başka bir dünyanın mümkünlüğünü konuşabileceğimiz; bunun adına kendimizi, toplumu örgütleyebileceğimiz bir politik tasavvurdan bahsediyoruz.
Kapitalist modernite ve ulus devlet anlayışının aşılmasıyla ulaşılabilecek bir cumhuriyetin kodlarını arıyoruz. Sosyalist modernitenin veya reel sosyalizmin çöküşünün aslında bize proleter inşanın sınırlarını da gösterdiği varsayımından hareket edersek, ulus sınırların içine çekilmiş, üretim algoritması olarak kapitalist moderniteden kopuşu sağlayamamış tüm yapılanmaları aşabilecek yeni bir inşa aklına ihtiyacımız olduğu aşikâr. Demokratik modernite, bu kopuşa yönelik bir paradigmayı var ederken sınıfı, tüm çeşitliliği ve katmanlarıyla toplumsal emeğe; ulusu, demokratik ulusa; sosyalizm mücadelesini de komünalist enternasyonal bir hat içine çekmeye bizi davet ediyor. Demokratik Cumhuriyet, bu anlamıyla geleceğin toplumuna giden stratejik bir yol, Ortadoğulu bir arayış, bugünün mücadele perspektifi olarak önümüzde duruyor.
Mesele Cumhuriyet'in demokratikleşmesini aşıyor. Meselemiz, Demokratik Cumhuriyet'in inşasıdır. Palyatif çözümlerle, merkezi kurumsal düzenlemelerle, burjuva hukukunun restorasyonuyla gidilecek yol, arkaik rejimin ömrünü uzatmaktan başka bir sonuç doğurmaz. Geçmiş yüzyılın bunca deneyimi, Cumhuriyet'in bu yapısal karaktere sahip olduğu sürece neden demokratikleşemediğini bize defalarca gösterdi. O zaman yapısökümü; radikal bir müdahaleyle büyük bir dönüşümün önünü açmak gerekiyor.
Yerelde ve bölgede bir yol haritası sunuyor
İşte bu müdahale, son yarım yüzyıl boyunca süregiden Kürt Özgürlük Mücadelesi özelinde büyüyerek ortaya çıktı. Paradigmal inşasıyla düşünsel ve örgütsel bir seçenek var edebilmiş olan bu müdahale, bugün başta Ortadoğu halkları olmak üzere tüm dünyada sisteme karşı bir mücadelenin ve demokratik sosyalizmin hayata geçmesinin mümkün olabileceğini gösteriyor. Öcalan Paradigması olarak niteleyeceğimiz bu düşüncel yol, aynı zamanda kısa dönemde Türkiye siyaseti özelinde ve Ortadoğu’ya doğrudan rejimlere müdahale edebilen bir gücü de içinde barındırıyor. Radikal demokratik muhalefet ve örgütlenme modeliyle demokratik toplum inşası çağrısı, aslında Demokratik Cumhuriyet'in inşası için yerelde ve bölgede bir yol haritası sunuyor.
Çatışmaların demokratik siyaset stratejisiyle sonlandırılması, savaş rejimine karşı barış rejiminin konumlandırabileceği bir zemini yaratırken, bu zeminin statükoya teslim edilmemesi adına demokratik dönüşümün mekanizmalarını mutlaka üretmek zorundadır. Topyekûn demokratikleşme adına en mikro ölçekten, yani komünden konfederal tüm sistemlerin inşasına kadar mevcut rejimlerin demokratik dönüşümü adına Demokratik Cumhuriyet tezi, önemli bir kaldıraç rolü üstleniyor. Türkiye, bu anlamıyla bölgedeki gücü ve barındırdığı Kürt demokratik mücadele potansiyeli ile önemli bir öncülüğü üstlenebilmelidir. Mevcut rejimin statükosunu kıracak olan zayıf halka, bu potansiyel dinamikte saklıdır. O nedenle ne yapmalı sorununun yanıtı, kuvveden fiile bizi geçirebilecek siyaseti var etmek, örgütlemek ve eylemek olmalıdır…