Havaların iyice soğumaya yüz tuttuğu bu günlerde, bir sabah uyanıyorsunuz ki mevsimsel gribe yakalanmışsınız, çalışacak durumda değilsiniz. İşyerine bir telefon ediyorsunuz, rahatsızlığınızdan dolayı üç güne kadar doktor raporunuz olmasa da işe gitmeyebiliyorsunuz.
Bu durum, işçi haklarının sendikal anlaşmalarla garanti altına alındığı ülkelerde normal bir durumdur. Özellikle köklü sendikal mücadele tarihine sahip Avrupa ülkelerinde, işçi ve emekçilerin can ve kan bedeli kazandıkları haklar, bu durumu mümkün kılıyor.
Bugün Avrupalı emekçilerin mücadeleleriyle elde ettikleri haklar, egemenler tarafından geri alınmak istense de hala Türkiye ile bu ülkeler arasında sendikal haklar açısından ciddi bir uçurumdan söz etmek mümkün. Hele söz konusu olan toplusözleşme ile grev hakkı olunca…
Dünyadaki ülkelere genel bir göz attığımızda, demokrasisi göreceli olarak gelişkin ülkelerin, işçi-emekçi hakları konusunda da ileride olduğunu görüyoruz. İnsan haklarının bir bütün olarak demokrasinin belkemiğini oluşturduğu bilinen bir durumdur zaten. Tam bu yüzden, Türkiye’de insan haklarından bahsedilemeyeceği gibi işçi-emekçi hakları yani sendikal hakların varlığından da bahsedemiyoruz.
Biliyorsunuz, birkaç ay önce THY çalışanlarının iş yavaşlatma veya kısmi grev kararı ve uygulamasında hükümetin ortaya koyduğu tavır, sendikal mücadele tarihine kapkara harflerle yazılacak nitelikte.
Yıllardır çalışanların haklı taleplerine kulak tıkamayı siyasetinin odağına oturtan hükümet, en son uygulamalarıyla kendi diktatörlüğünü de bizzat teyit etmiş oldu.
THY çalışanlarıyla bir masaya oturup anlaşmak yerine, greve gidenleri telefondan atılan bir mesajla işten çıkaran iktidar, “SMS’le işten atma” yöntemini sendikal literatüre yeni bir uygulama olarak sokmuş bulunuyor.Hiçbir insani yönü olmayan bu antidemokratik uygulama, devletin diğer kurumları nezdinde de rağbet görmüş olacak ki dün İzmir’de benzeri bir duruma tanık olduk.
TCDD ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin yüzde 50 ortak olduğu İZBAN A.Ş. iş bırakma eylemi kararı alıp sabah işe geldikleri halde sefere çıkmayan banliyö hattı makinistlerine, telefondan attığı mesajlarla işten uzaklaştırıldıklarını bildirdi.
Bu traji-komik uygulamaya konu olan telefon mesajında İZBAN; "Sabah çalıştırmanız gereken trenleri yasadışı grev eylemine bağlı olarak uyarılarımıza rağmen toplu olarak çalıştırmamaktasınız. İş akdiniz ihbarsız ve tazminatsız olarak fesih edilmiştir" diyerek işçi düşmanı tavrını bir adım daha ileri götürmüş oldu.
T.C hükümetinin yasal olmayan uygulamalarından çok iyi bildiğimiz gibi asıl böylesi bir işe son verme durumu, kesinlikle yasadışıdır ve aynı zamanda suçtur.
Zira Anayasa’nın iş hukuku ve çalışma koşullarını düzenleyen 54. maddesine göre, İZBAN çalışanlarının iş bırakma eylemi, tamamen yasal bir eylemdir. Anayasa’nın ilgili maddesindeki; “Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler” ibaresi, normal zeka seviyelerindeki her kimse için yeterince açık ve anlaşılır olsa gerek. Yasalardaki bu açıklığa rağmen eylemi yasadışı olarak nitelemenin ilham kaynağı, başbakanın THY çalışanlarını mesajla işten atma gerekçesi olarak yaptığı “stratejik alandır, grev yapılamaz’ şeklindeki ucube açıklamadan başka bir şey değildir.
Daha geçen sene Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu’nun, Türkiye’nin de üyesi olduğu Dünya Ticaret Örgütü’ne sunduğu rapor, ülkenin sendikal haklar karnesinin nasıl zayıflarla dolu olduğunu yeterince kanıtlıyordu.
Rapora göre; “sendikal örgütlenme özgürlüğünün önündeki ağır kısıtlamalar, üye sayıları üzerindeki hükümet manipülasyonu, işçilerin sendikalara üye olmaları veya sendika kurmalarının önündeki yaygın tehdit ve baskı nedeniyle, işçilerin büyük bir bölümü insanca yaşamaya yetecek ücret ve çalışma koşulları için toplu pazarlık hakkını kullanamıyor.”Bu raporda dikkat çeken en önemli nokta, işçi ve emekçi haklarının garantörü konumunda olması gereken devletin-hükümetin, sendikal örgütlenme önündeki en büyük engel olduğu gerçeğinin görülmüş olmasıdır.Telefon mesajıyla işten uzaklaştırma akımını başlatan hükümet ve onun başı başbakan, binlerce emekçinin, tamamen yasal olan sendikal haklarını kullanmasına açıkça engel oluyorlar. 
Bunun için önümüzdeki seçimlerde, SMS yerine geçebilecek oylarla bu hükümeti görevinden uzaklaştırmak, haklarına sahip çıkan her onurlu seçmenin sorumlulukları arasında olmalıdır.