
ERİŞ QOSER / HABER /ANALİZ
Türk Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan’ın merkezine Kürt düşmanlığını yerleştirdiği dış politikası, Soçi’de ağır bir darbe almış görünüyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya’nın Soçi kentinde İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı üçlü zirvede ağırladı.
Ortadoğu siyaset çevrelerinin gözü de bu zirveye çevriliydi. Fakat toplantı sonrası yayınlanan ortak bildirgede toplantının bazı tarafları memnun etmediğini gösteriyor.
Putin, zirve sonrası yaptığı basın açıklamasında Soçi’de 2-4 Aralık’ta yapılması planlanan Halklar Zirvesi için şunları söyledi:”Çeşitli politik dış ve iç muhalefetin etnik ve dini grupların katılımı sağlanacağı bu kongrede Suriye’nin ortak ulusal sorunları görüşülecek. Gelecekte Suriye’de devlet yönetimi ve anayasa nasıl olacağı, yapılacak seçimlerin nasıl gerçekleşeceği konuların görüştük. Suriyeler, Suriye’nin kaderlerine kendileri karar vermeli. Gerek muhalefet gerekse mevcut rejimin öncelikleri mutlaka önceliklidir.”
Erdoğan ise PYD’yi kastederek “Karşı olduğumuz bir terör örgütü ile aynı çatı altında, aynı platformda olmamızı kimse bizden beklemesin” dedi.
Böylece bir çözümden ziyade, heybesinde Kürt düşmanlığından başka bir şeyin olmadığını tüm dünyaya gösterdi.
Ortak nokta Kürtler
Suriye krizi baş gösterdiğinden beri Esad rejimine destek veren iki ülke ile her konuşmasında Esad’ın devrilmesini isteyen ve bunun için Suriye’de terör örgütlerini destekleyen Erdoğan’ın ortak uzlaşı noktası ne olabilir?
Kuşkusuz ortak nokta Kürtlerdi. Putin ve Ruhani toplantıyı olumlu değerlendirse de Erdoğan Kürt düşmanlığını tekrarlamaktan başka toplantıya bir katkı sunmadığı değerlendirmek yanlış olmaz.
Peki neden toplantının temel gündem maddesi Kürtler olsun? Sorusuna cevap arayacak olursak: Suriye krizinin çözümü için uluslararası koalisyon güçleri BM öncülüğünde Cenevre muhalifleri bir rotaya getirirken Esad yanlısı güçler, Astana’da muhalifleri toplayarak çözüm aradı. Bu toplantılarda Kürtlerin olmadığından aradan bunca zaman geçmesine rağmen hala istenilen düzeyde bir sonuç ortada yok.
Dolayısıyla Rusya, Soçi’de yapılması beklenen Suriye Halkları Kongresi’ne Kürtleri katarak diğer toplantılara oranla daha güçlü bir sonuç elde etmek istiyor.
Kürtler yoksa Soçi’nin anlamı da yok
Soçi’de Halklar Kongresi’ne Kürtler dahil edilemeyecekse toplantının hiç bir anlamı yok. Zira Astana, Riyad ve Cenevre’de altı yıldır Kürtsüz toplantı ve konferanslar gerçekleşiyor. Alınan sonuç ortadadır. Sonuç başarısızlıktır.
İran Suriye’de Kürtlerin İsrail ve Amerikan eksenine kaymaması için daha esnek davranacak. Muhtemelen Soçi toplantısında Kürtler konusunda esnek davranarak siyasi bir manevra planlamış olabilir. Bunu zaman gösterecek.
Erdoğan belirleyen değil edilgendir
Erdoğan Soçi zirvesine kendi isteği ile değil Putin’in isteği üzerine kerhen katıldı. Erdoğan belirleyen değil, edilgen bir aktör konumunda. Bu da uluslararası diplomaside Türkiye’nin pozisyonunu çok zayıflatıyor.
Erdoğan Astana sürecinde terörün sponsoru olarak tescil edildi. Ve şu an da Rusya’nın yörüngesinde siyaset yapmaya mecburdur.
Suriye iç savaşında Kürtlerin diplomatik anlamda kimlik kazanmasında Rusya öncülük etmiştir. Dışişleri Bakanlığı düzeyinde görüşmeler, ilk Rojava temsilciliğine ev sahipliği gibi önemli adımları atan Rusya’nın Soçi’de bu siyasetin gerisine düşecek bir tutum takınmadı.
Bunun da Türk heyetini olduğunca gerdiğini söylemek yanlış bir değerlendirme olmaz.
Sonuç olarak 2-4 Aralık 2017 tarihinde yapılacak olan Suriye Halkları Kongresi’ne Kürtler katılarak Suriye sorunun çözümü için önemli bir rol üstlenmeleri bekleniyor. Cenevre, Riyad ve Astana toplantılarında Kürtsüz yapıldığı için, halkların iradesini temsil etmekten uzak kaldı. Putin bu Kürtlerin toplantıya katılmasını son bir haftadır yürüttüğü yoğun diplomasi trafiğiyle sadece Soçi toplantısında değil tüm muhataplarına deklere ederek bir ilke imza attı.
‘Son saatte bile değişim olabilir’
Demokratik Suriye Meclisi Eşbaşkanı İlham Ehmed, Kürtlerin 2-4 Aralık’ta Rusya’nın Soçi kentinde Halklar Kongresi’ne davet edildiğini söyledi.
Anha’ya konuşan Ehmed, buna rağmen temkinli bir dil kullandı.
İlham Ehmed şunları söyledi: “Kuzey Suriye halkları Soçi Kongresi’ne ayrı ayrı davet edildi. Rusya, Özerk Yönetim’i davet edeceğini söylüyor. Davet hala var ancak ulusal diyalog kongresi başlamadan önceki son saat bile değişim olabilir.”
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın, 21 Kasım’da Rusya ziyareti ile gerçekleşen Esad-Putin görüşmesinin ardından, Suriye’de siyasi çözüm adı altında yapılan Türkiye, Rusya ve İran arasındaki son anlaşmaya ilişkin ise İlham Ehmed şunları söyledi: “Hiç kimse QSD bölgeleri hakkında karar alamaz. Geriye bir tek Türkiye’nin işgali altındaki bölgeler kalıyor. Rusya, Türkiye ve İran arasındaki anlaşma da bu bölgeler üzerinedir ve bu sebeple de ‘siyasi anlaşma’ diyorlar.”
Efrîn üzerinde Türk savaş uçakları
Türkiye bir yandan Soçi’de Halklar Zirvesi’ne Kürtlerin katılmasına engellemek için yoğun bir çaba harcarken bir yandan da Êfrîn’i işgal etme planlarını da sürekli canlı tutuyor.
22 Kasım akşamı, Soçi’deki üçlü zirvede basın açıklaması yapıldığı sırada Türk devletine ait savaş uçakları da Efrîn kantonu ve Şehba bölgesi üzerinde geziyordu.
Peskov: Rusya, Türkiye’nin çekincelerini biliyor

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Rusya’nın, Türkiye’nin Suriye Halklar Kongresi’ne bazı güçlerin katılmasıyla ilgili çekincelerini bildiklerini ancak bu durumun bu yönde çalışma yapılmayacağı anlamına gelmediğini söyledi.
Sputnik’in haberine göre Peskov, basın toplantısında 22 Kasım’da Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin katıldığı üçlü zirve konusundaki soruları yanıtladı. Peskov, “Türk partnerlerimizin Türkiye’nin ulusal güvenliğini tehdit ettiğini düşündükleri güçlerle ilgili çekinceleri olduğunu biliyoruz. Ancak bu durum, bu yönde çalışma yapılmayacağı anlamına gelmiyor” yanıtını verdi.
Peskov, liste hazırlandıktan sonra kongrenin Soçi’de toplanmasını bekleyeceklerini söyledi.
Öte yandan Peskov, kongrenin kısa süre içinde toplanacağını ve kongreye katılımın kapsayıcı olması gerektiğini ifade etti.
MOSKOVA