Murat Kocaman, 1986 yılında Türk devletinin baskılarından dolayı 5 yaşında Siirt’ten İzmir’e göç etmek zorunda kalan bir elektrik mühendisi. Kocaman, amcası Kasım Kocaman’da dahil binlerce insanın katledilerek atıldığı Siirt’te bulunan Newala Qesaban (Kasaplar Deresi) için yaptığı Mirî û Sax (Ölü ve de Diri) belgeseli üzerine konuştuk. 


Belgesel çekme fikri, çocukluktan

 “Sinema çocukluktan bu yana hep iligim oldu” cümlesiyle sinemanın hayatındaki yerini anlatan Kocaman belgesel filimi çekme fikrinin nasıl oluştuğunu şöyle aktarıyor: “Sinemaya hep ilgim oldu. Arkadaşlarla bol bol film izler, gençlik yıllarının sinema heyecanını böyle yaşardık. Sonrasında uzun uzun konuşup tartışırdık. Fakat basit kurmaca filmlerdense, belgesel ya da festival filmleri hep çok daha çekici geldi. Önce katıldığım işçi filmleri festivali; atölye çalışmaları, sonrasında da İzmir’de özel bir eğitim kurumunda aldığım sinema eğitimi... Derken neden ben ve arkadaşlarım birlikte kendi belgeselimizi yapmayalım’ diye kendime sordum.” 


Newala Qesaban: ‘Derin bir yara’

Newala Qesaban Kürt halkının belleğinde yer edinmiş şarkılarda, anlatılarda adı geçen Kocaman’ın da deyimiyle  ‘bir yara’ Bu ‘yara’yı belgesele dönüştürme fikrini şöyle açıklıyor Kocaman: “Newala Qesaban benim için yaklaşık 28 yıllık bir yara. PKK gerillası olan amcam Kasım Kocaman 13 Temmuz 1988 yılından beri birçok arkadaşıyla birlikte o soğuk, karanlık topraklarda yatıyor. Devletin güvenlik güçleri o dönemlerde gözaltında öldürdükleri gençleri, yine öldürdükleri masum köylüleri veya çatışmada katlettikleri PKK’li gerillaların cenazelerini belediyenin de yardımıyla o dönem Siirt Tugay Komutanlığı’nın komutanlığının çöplüğü olarak kullanılan Kasaplar Deresi’ne atıyorlardı. Gömülme hakları kendilerinden, ailelerinden alınıyor ve onun yerine insanlık onuruna asla sığmayacak şekilde bir durum yaşanıyor, bu insanlar çöplüğe atılıyordu. Bu vahşeti gazeteci Günay Aslan 1989’da haberleştirdi. Hikaye kısaca böyle.”

Belgeselin yönetmeni, akademisyen Osman Şişman, İzmir’den Can Gündüz, Bilge Demirtaş ve Eskişehir’den Alper Elitok’u da ekibe katarak belgeselin yolculuğuna başlar. 


‘Hissiyatı yansıtmak istedik’ 

Sanatın yaratıcıllığına olan inacıyla Kocaman belgeselin adını ‘Mirî û Sax’ (Ölü ve Diri) koyar ve bir anlamda anlıları diriltir: “Ölü ama bir son görev olarak yapılan gömülme hakkından mahrum bırakılmış ölülerden bahsediyoruz. Dolayısıyla gömülme süreci tamamlanmadığından diri gibi de. Hep üstü açık, bir yara gibi. Sürekli kanayan bir yara gibi. Bir çekimde Şırnak’a bağlı İdil’de bir annemiz, ‘O derenin bir ruhu, bir canı var gibi hissediyoruz’ demişti. Onların hissiyatını yansıtmak istedik biz de belgeselin isminde. Açıkçası biz de onlar gibi hissediyoruz. Bu husustan bakıldığında  ‘Ölü ve Diri’ isabetli bir isim oldu.”


Devlet öldürüyor, cesedini vermiyor

Belgeseli çekerken bölge halkının ve Siirt Belediyesinin desteği ve yardımını aldıklarını belirten Kocaman, “Bir düşünsenize; devlet yakınlarınızı bir şekilde öldürüyor. Yetmiyor cesedini size vermiyor. Ve o da yetmiyor o cesedi çöplerle beraber bir çöplüğe atıyor. Bundan daha ürkütücü, daha kötü ne olabilir ki? Biz de çok zorlandık” diyor.


FİLİZ ARGAL