İçişleri Bakanlığı’na göre, Şerzan’ın o saatte olay yerinde olması, öldürülmesi için yeterli bir gerekçedir. Herhangi bir durumu protesto etmeniz veya sözüm ona 'polise karşı direnmeniz’ de gerekmiyor artık. Vurulup öldürülmeniz için sokaktan geçiyor olmanız, yeter sebep.
Bu sebepleri yeterli gören de vatandaşın birinci derecede can güvenliğinden sorumlu olan T.C İçişleri Bakanlığı olunca; hayatta kalmamızın nasıl büyük bir tesadüf eseri olduğu anlaşılıyor. Güya emniyetimizin garantörü olan bu bakanlığın, ülkedeki demokrasinin de garantörü olduğu düşünüldüğünde; vatandaşlar olarak sahip olduğumuz hak ve özgürlükler için şükretmemiz gerekiyor sanırım!
Bu arada sözü verilen yeni demokratik anayasanın, iktidar nezdindeki demokratik şeması da ortaya çıkıyor yavaş yavaş.
İktidara göre; yaşanan her türlü eşitsizliğe, haksızlığa, ayrımcılığa ve zulme karşı tepkisiz bir toplum olarak yaşamaya devam eder, evinizden de dışarı çıkmazsanız, 'vurularak öldürülme’ katsayınızı düşürmüş olursunuz. Bu da vatandaşın, ülkedeki demokrasi ve özgürlükler sorununun çözümüne bir katkısı olmuş olur.
Biliyorsunuz; bu ülkede demokrasi için verdiğiniz mücadele ile iktidarın özgürlüklere tanıdığı yaşam hakkı, ters orantılı olmuştur hep. Demokrasi için ne kadar çok çaba sarf ederseniz, o kadar çok özgürlüklerinizden mahrum edilirsiniz. Bu durum, ülke tarihindeki en talihsiz geleneklerden biri haline gelmiştir maalesef.
İçişleri Bakanlığı’nın Şerzan’ın polis tarafından öldürülmesine dair yaptığı savunmada kullandığı "oraya gitmeseydi, vurulmazdı" şeklindeki pişkin ifadesi, anayasanın "herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir (madde 17)" maddesinin ne derece ciddiye alındığının da ifadesidir.
Sorumsuzluk timsali böyle bir ifadeden, muhalif olanın bir şekilde susturulmasına alışmayı tercih eden iyi vatandaşlar (?) da kendi emniyetlerinin hangi işinin ehli ellere emanet edildiğini görürler belki!
Ayrıca; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne imza atarak, beyannamedeki maddeleri uygulamayı taahhüt eden T.C Devleti’nin İçişleri Bakanlığı’na hatırlatmak gerekiyorsa; bildirgenin 3. maddesine göre de "Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır". Bu hakların kullanımı önündeki engelleri kaldırmaksa İçişleri Bakanlığı’nın görevidir!
***
Uğradığı tecavüz sonucu hamile kalan Esengül Akansel, geçen hafta intihar ederek yaşamına son verdi. 17 yaşındaki genç bir insanın bu kadar ağır bir travma sonrası içine düştüğü ümitsizlik halini tahmin etmek zor değil.
Dünyada yaşanan sayısız kadın intiharlarından sadece birisi olsa da, bu olayın Dêrsim’de meydana gelmiş olması; bazı olguları tekrar tekrar sorgulama gereğini ortaya koyuyor.
Bu insanlık ayıbı olayın, onurlu bir tarihsel geçmişe sahip Dersim coğrafyasını yozlaştırma çalışmalarının başarı hanesine yazılacağı kesin. Aynı ayıbın Dêrsimli'nin utanç hanesine yazılacak olmasıysa herkese kaygı vermeli!
Devletin de artık inkar edemediği 38 Dêrsim katliamının, basın tarafından sıkça gündeme taşındığı bu sıralarda, Dêrsimli'nin adının bu tecavüz olayıyla anılması, Dêrsim’e hiç yakışmadı!
Jenosite maruz kalmış mazlum Dêrsim halkı, yaşadıkları zulüm adına böylesi olayların tekrarını önlemeyi bir görev bilmelidir.
Yaşamının baharındaki bir insanı, hayattan koparıp alan bu tecavüz olayını lanetlemek ve tecavüzcünün hak ettiği toplumsal cezaya çarptırılmasını sağlamak, Dêrsimli'nin boyun borcu olmalıdır!
İnanıyorum ki Dêrsimliler, insanlık tarihine bıraktıkları temiz miras için direndikleri gibi, bu mirasa yakışmayan böylesi lekeleri de onurlu mücadeleleriyle silmesini bileceklerdir.