Bağımsız gözlemcilerden oluşan İtalyan delegasyonu, 24 Haziran günü düzenlenen seçimler sırasında Türkiye’deki Amed şehrini ve Kürdistan’daki komşu köyleri ziyaret etti. 9 bağımsız gözlemci şu isimlerden oluşuyordu:
Avukat Simonetta: Kürt halkı için yaptığı sayısız savunma ve verdiği mücadele ile biliniyor.
Davide, Osvaldo, Carmine ve Domenico: COBAS Sendikası’ndan temsilciler. Carmine, Scampia’dan genç bir Napolili. Güncel meseleler konusunda çok aktif ve sabırlı çevirmen Şilan Ekinci oldu.
Dr. Carlo Pellegrino, aşağıda imzası bulunan.
Fiumicino’dan ayrılırken biraz gergindik. Bir İtalyan gazeteci önceki gün sınır dışı edilmişti. Belki de sınır dışı edilme veya İstanbul’da tutulma riskimiz vardı. Yine de hep birlikte bu yolculuğa çıkmaya karar verdik. Biraz gecikme olmasına rağmen iyi bir yolculuk yaptık ve İstanbul’a güvenle vararak güvenlik kontrollerinden geçtik. Öğleden sonra Amed’e, yakın zamanda açılmış bir sivil ve askeri havaalanına inerek ulaştık. Otele yerleştikten sonra, seçimleri gözlemlemek için geldiğimiz HDP’nin başkanı Fırat ile buluştuk.
Cumartesi öğleden sonra sayısız yabancı delegasyon (İngiliz, Fransız, Norveçli, Alman, Kalatan, İsviçreli, Arjantinli) HDP merkezinde buluştu. Burada, halen milletvekili olan ve bu seçimde de aday olan Hişyar Özsoy Türkiye’deki süregiden duruma ve Erdoğan rejiminin partisine ve halkına yönelik baskılarına ilişkin ayrıntılı bir açıklama yaptı. Delegasyonlara karar verildi ve düzenleme yapıldı. Bizimki üç “gözlemci” grubuna ayrıldı, ben Domenico, Davide ve Riccardo diyeceğim bir gençle idim (hepimizden daha iyi İtalyanca konuşuyordu), bize oy verme işlemlerinin yapıldığı okulları gezerken genç bir avukat eşlik edecekti.
Sıcak ve güneşli bir gün olan Pazar günü, tepemizde uçan helikopter sesi ile uyandık. Otelden ayrıldık ve parti merkezinde kısa bir duraklamadan sonra okulları turlamaya başladık. “Riccardo” buranın belediye meclisindeydi. İlk okulda seçim merkezine girdik ve bir sürü insanın oy vermek için sıra beklediğini gördük. Birçok kadın geleneksel Kürt kıyafetleri içindeydi. Seçim merkezinin hem içinde hem de dışında ciddi bir polis varlığı mevcuttu.
Okulu bir süre gezdikten sonra sivil giyimli altı ya da yedi kişilik bir polis grubunca durdurulduk. Bize belgelerimizi sordular ve nazikçe gösterdik. Nezaketimiz resmi ciddiyeti biraz gevşetti ve bazı örtülü tehditlerden sonra bizi bıraktılar. Muhatabımıza seçim merkezini terk etmemiz ve geri dönmememiz gerektiğini söylediler.
İkinci okulda önce seçim merkezine girdik ve yine, çevirmenimiz ve avukatımız ile hararetli bir tartışmaya giren polis tarafından durdurulduk.
Üçüncü okula girmedik ama gözlemledik ve başkanlara oy verme kabinlerine kimlerin girmek istediğini sorduk. Buradaki polislerden biraz daha az örtülü tehditler aldık. Yaşlı bir hanımefendiye kızı ve torunu eşlik ediyordu ama başkan oy verme hakkı olmadığını iddia ettiği için oy kullandırılmadı. Geleneksel Kürt kıyafetleri giyiyor olması nedeni açıklıyor aslında. Diğer okullarda polisin gözü uzaktan da sürekli üzerimizdeydi, Kürt gençleri hep bizi bekledi ve sıcak bir şekilde karşılayıp sürekli içecek ikram ettiler.
Toplamda 15 okulu ziyaret ettik. Gün içinde bize seçim turumuzda başka bir avukat katıldı. Öğle molasında seçim merkezlerinden birinin yanında yemek yedik. Ödeme yapmak istediğimizde bizi tanıyan gençlerce zaten yapıldığını öğrendik.
Günün sonunda saat 5’te sandıklar kapandı, ilk seçim merkezine oy sayım işlemlerini gözlemlemek için geri döndük. Mühürlü sarı zarflar açıldı ve içinden iki pusula çıktı, neredeyse tümü Demirtaş ve HDP içindi. Bu işlemler de bittikten sonra HDP merkezine döndük. Zaten kalabalık bir kitle daha da büyümekteydi ve dev ekrandan hem yerel hem de ulusal düzeyde yüzde 10’luk seçim barajının aşıldığını görmek için bekliyorlardı.
Gün batarken açıklama geldi: Yüzde 10 barajı aşılmıştı. Olağanüstü bir duyguydu. Havai fişekler, sokaklarda araç konvoyları ve HDP bayrakları… Bu kutlamalar HDP merkezinin etrafındaki ve şehre konuşlanmış muazzam polis varlığına rağmen gerçekleşiyordu… Bu bize Amed’in bir şehir olarak ordu kışlası ile dolu olduğunu ve sınır ötesine ve Suriye’ye atılan bombaların havalandığı bir askeri hava üssü barındırdığını hatırlattı. Gerçekten de jetleri görmeden de duyabiliyordunuz.
Gece boyunca şehirde kutlamalar ve konvoylar devam etti. Sonraki gün yeni binasındaki Kürt Sanat ve Kültür Akademisi’nde buluştuk. Kenar mahallelerde küçük bir müstakil bina. Tarihi bir yapı olan önceki bina ordu ve polis tarafından yerle bir edilmiş ve kapatılmış. Burada bizi başkan karşıladı. Kırklarında bir adamdı ve Kürt dilinde (Türkiye’de yasaklı) kültür sanat faaliyetleri yaptığı için 46 yıllık bir hapis cezası ile karşı karşıyaydı. Bize uyguladıkları ve hazırlamakta oldukları faaliyetleri anlattı. İtalya’da bu cesur halkla dayanışmak ve onların tanınmasını sağlamak için girişimlerde bulunmaya karar verdik. İlişkilerimizi derinleştirmek ve Kürt kültürü ve sanatını ile ilgili daha fazla bilgilenmek için bazı İtalyan sanatçıları Amed’e davet etmeye karar verdik. Amaç, bilgi birikimlerini ve yeteneklerini geliştirecek burslarla, Kürt ve İtalyan sanatları arasında uzun süreli ve kalıcı bir kültürel bağ kurmak. Akademinin provokasyonlar ve baskılar karşısında asla yalnız kalmayacağı sözünü vererek oradan ayrıldık. Daima onlarla olacağız!
Öğleden sonra tekrar Fırat’ın bize Erdoğan’ın “zaferi” ve HDP’nin meclise girişi ile ortaya çıkan durumu açıkladığı HDP merkezinde buluştuk: “Üzüldüğümüz ilk şey Yunan Başbakan Çipras’ın Erdoğan’ı ve ‘demokratik’ seçimlerdeki başarısını ilk kutlayan olması.” Geri döndüğümüzde görüp yaşadıklarımızı anlatmamızı çok istediler.
“HDP’nin aldığı sonuçtan mutlu, ama Erdoğan’ın elde ettiği güç konusunda endişeliyiz. Direniş devam edecek ve her şeye rağmen değişimin çok uzakta olmadığına eminiz. Erdoğan bunu biliyor ve bu yüzden değişimi durdurmak istiyor. Dünkü kutlamalarla halk engellense de sokaklara çıkmaktan korkmadığını göstermiş oldu.”
“Durum değişmedi. Bizim için bu çok yorucu ve zorlu bir kampanyaydı: Rejimin ilan ettiği amaç HDP’nin ve Kürt halkının başarısını engellemekti. Özgür bir kampanya süreci olmadı. OHAL’in amacı partiyi ve halkını bastırmak, ifade özgürlüğü engellemekti. Adayımız Demirtaş hapiste ve geçtiğimiz ay 200’ün üzerine partilimiz tutuklandı. Amacımız Meclis’e girmek ve bir değişim sağlamak. Erdoğan 24 Haziran gecesi seçim sonucu açıklanır açıklanmak savaş ilanı gibi bir açıklama yaptı, tekrar saldıracaklarını söyledi. Durumun kötüleşeceği kesin. Gezinizde silahlı askerleri ve durdurulup gözaltına alınan insanlarımızı gördünüz. Ama halk bu silahlı tehditlere rağmen sandıklara gitti. Avrupa Türkiye’deki durumu bilmiyor değil. Demokrasiye ve halkın temel haklarına saygı olmadığının son derece farkında.”
“Avrupa biliyor ama tutumunu değiştirmeli. Bizim için bu sonuç seçim yolsuzluğuna rağmen kazanılmış küçük bir zafer. Şu anda Demirtaş’ın ve birçok yoldaşının serbest bırakılıp bırakılmayacağını veya direnişimizin bunu sağlayıp sağlayamayacağını bilmiyoruz. Rojava’da Erdoğan kendisini Kürt halkına karşı savaşta “güçlü” adam olarak sunmaya devam ediyor. Bu savaşta asla yalnız olmadı. Son yirmi yılki uluslararası yardım ve sürekli bombardıman seçim sürecinde daha da arttı. Bu seçimlerin sonucunu etkileme amaçlıydı. Gelecek belirsiz. Türkiye ekonomik çöküşe gidiyor. (22 Haziran’da 5 lira olan Euro 25 Haziran’da 6,66 oldu). Parti değişim için mücadele etmemiz gerektiğinin bilincinde.”
Salı günü tarihi şehirde turumuza başladık: Bir dünya mirası. Üzüntüyle gördük ki şehrin büyük kısmı yıkılmış. Bu “hafızanın” tüm izlerini silme amaçlı. Ancak bu günlerin ardından, amansız baskı ve askeri işgale rağmen bu insanların asla vaz geçmeyeceğini anladık. Güçlerini onurlu duruşlarından, bilinçlerinden, birliklerinden ve halkla iç içeliklerinden alıyorlar.
Bu deneyim beni hem siyasi hem de insani olarak derinden etkiledi. Bizi ağırlayan, bize yardımcı olan, eşlik eden ve gözlemci vazifemizi yerine getirmemizi sağlayan hepinize çok teşekkür ediyoruz. Riccardo’ya ve iki avukata, Fırat’a, neşeli ve sabırlı çevirmenimiz Şilan’a, bize asla unutamayacağımız anlar yaşayan tüm Kürt halkına teşekkür borçluyuz. Tüm bu insanlara ve bu geziye katkıda bulunan ve organize eden kurumlara teşekkürler.
*Dr. Carlo Pellegrino (65), tıp doktoru (cerrah) ve profesör. Reflü hastalığı konusunda önemli bir uzman. İtalya Ulusal Rugby Takımı için doktorluk yapmış. Kendisine “sokak doktoru” diyor ve daima ezilenleri ve hakları, onurları için, adaletsizlik ve baskıya karşı savaşanları destekliyor. Kürt halkı ile zafere kadar!