
Sokaklar yanıyordu
En uç noktadan çıkıp Hesena Camisi'nin arka tarafından dolanarak yukarıya çıkıyorduk. Ancak birkaç metrelik bir açık alan vardı; orayı eğilip koşarak geçmemiz gerekiyordu. Sokağın başına geldik. Oradan koşmaya başlayacaktık. O sırada arkama dönüp baktığımda Hesena Camisi'nin alt tarafındaki sokaklardan siyah bir duman yükseliyordu. Çünkü mevzilerde olduğumuz sırada kara dumanların yükseldiği sokaktan yoğun mermi sesleri geliyordu. Çatışmadan sonra bazı yerlerde yangın çıkmıştı. Dumanların yükseldiği sadece orası değildi. Geçtiğimiz sokakların çoğundan kara dumanlar çıkıyordu. Şêx Meqsûd'da sokaklar yanıyordu. Evler yanıyordu. Yükselen kara dumanlar onların dumanlarıydı. Burası Halep'teki Kürt mahallesi Şêx Meqsûd'du. Devlet güçleri tarafından yakılıp yıkılan, boşaltılan Kürt mahallesiydi. Bu sözleri kendi kendime söylemeden edemedim. Çünkü teamüden devlet güçleri tarafından Kürt mahallesi Şêx Meqsûd ortadan kaldırılmak isteniyordu. YPG güçleri de buna izin vermemek, Rojava'nın herhangi bir yerinde olduğu gibi buradaki Kürtleri de savunmak için direniyordu, çatışıyordu.
Yanan sokaklar, terk edilmiş evler, sokaklardaki araba enkazları, sokaklara dağılmış eşyalar ve insanların kalmadığı sessizleşen, ölüm sessizliğini gösteren caddeler Şêx Meqsûd'daki savaşın, saldırıların şiddetini gösteriyordu.
Bırakıp gitmekle olmuyor
Mevzilere gidip gelmek o kadar kolay olmamıştı; az zamanımızı da almamıştı. Az da olsa Avarid bölgesindeki çatışmaları da izlemiştim. Geldiğimiz yoldan geri dönerek Meksel Cezire bölgesine gittik. YPG burada da hat boyu mevzilenmişti. Buradaki çatışmalar Avarid bölgesindeki kadar şiddetli değildi. Çünkü devlet güçleri Maksel denilen Araba yıkama, yağlama yerinden çıkarılmış Yunan Hastanesi olarak adlandırılan Siryan taraflarına kadar geriletilmişti. Buradaki çatışmalar karşılıklı suikastta bulunma tarzına dönüşmüştü. Burada da insanlar yoktu. Koskaca mahallede çıt çıkmıyordu. Sadece kapıları kilitli bazı evlerden terk edilen acıkmış kedilerin sesi geliyordu. Burada Avarid'den daha rahat etme imkanımız olduğu için bazı boş da olsa bazı sokakları dolaşmak istedim. Girdiğim ilk sokakta Kobanili olduklarını söyleyen ve bir duvarın dibinde oturmuş üç gençle karşılaştım. Oturmuş, birşeyler konuşuyorlardı. Onlara, neden hala burada olduklarını sordum. Gençlerin ortak cevabı şöyle oldu: Hiçbir yere gitmeyeceğiz. Zaten amaçları evlerimizi bırakıp gitmemizdir. Bunu göç eden insanlarımıza ne kadar uğraştıysak da anlatamadık. Ama biz gitmedik ve gitmeyeceğiz. Buradan ancak ölümüz çıkar. Bırakıp gitmekle olmuyor bu iş. İşte yanı başımızda YPG savaşıyor. Bırakıp nereye gideceğiz…
24 kişiye mezar olan meydan
Zaman bir hayli ilerlemişti. Sabah yola çıkmıştık. Ama şimdi ikindi vaktiydi. Sipan, hava kararmadan yerimize gitmemizin iyi olacağını söyledi. Çünkü tehlike, karanlıkta kimliksizdi. Başka en yakın yer ve belki de birkaç insanın yüzünü görebileceğimiz bir yer var mı diye sorduğumda Batı Şêx Meqsûd ile Eşrefiye'nin girişinde birkaç gün önce uçakların bombardıman yaptığı ve 10'ü çocuk 24 kişinin yaşamını yitirdiği yere gidebileceğimizi anlattı. Bombaş sokaklardan geçerek Eşrefiye'ye doğru gidiyorduk. Eşrefiye'ye yaklaştıkça insan seslerini duymaya başladım. Caddeye çıkınca birakç insanın caddenin ortasından yürüdüğünü gördüm. Sevincim, yüzüme yansımış. Çünkü caddede gördüğüm insanlar, Eşrefiye'de herşeye rağmen yaşamın belirtisiydi. Biraz yürüdükten sonra YPG savaşçılarının olduğu bir alana ulaştık. Sipan, "uçakların vurduğu yer burasıydı" diyerek Eşrefiye girişindeki bir meydanı gösterdi. Meydanın karşı tarafında daha önce resmi yer olduğu anlaşılan bir bina vardı. Sipan o binanın daha önce hastane olduğunu söyledi. Uçaklar, meydanla birlikte hastaneyi de vurmuştu. Meydana gittiğimizde YPG savaşçıları kazanların düştüğü yeri gösterdi. Ayrıca kazanlardan kalan parçaları da toplayıp meydanın ortasında bir yere koşmuşlardı. Onları göstermek için bizi meydanın orta yerine götürdüler. Kazanlar Rus yapımıydı. Patlamamış bir kazanın üzerine Arap harfleriyle olay tarihi ve yaşamını yitiren insanların sayısını yazmışlardı. Meydan toprak bir alandı. Ortasında küçük taşlarla çevirilmiş bir yerin olduğunu görünce dikkatimi çekti. YPG savaşçılarından birine taşlarla çevrilmiş yeri göstererek "bu nedir" diye sorduğumda, önce çömeldi, bir süre baktı, bekledi sonra kafasını kaldırıp "Küçücük bir kız çocuğu da bu saldırıda vuruldu. Ama bedeninden sadece birkaç parça kalmıştı. Zaten şehit düşenlerin birçoğu o ailedendi. Biz de o küçücük kız çocuğunun etrafa dağılan parçalarını toplayıp buraya gömdük. Bu, onun mezarıdır" dedi. İsyanını, öfkesini gizleyemedi. Gözlerinin önünde olup bitenler yüreğine işlenmişti…
Halep'teki ikinci gece...
Uçakların bombaladığı yerden ayrıldıktan sonra Hawar Haber Ajansı'nın merkezine döndük. Artık akşam olmuştu. Halep'teki ikinci gecem olacaktı, üstelik ışıksızdı. Elektrik yok Şêx Meqsûd'da. Ajans çalışanları iş zamanı jeneratör kullanıyorlar. Epey yorulmuştum. Sadece gezmek yormamıştı beni. Gezmekten çok gün boyu dolaşırken Şêx Meqsûd'da gördüklerimdi yoran... İkinci geceyi de tank, top, havan sesleri, uçak ve helikopter sesleri altında geçirdim. Artık bu sesler, Şêx Meqsûd Mahallesi'nde olağan hale gelmiş...
Eşrefiye'deki çatışmalar
Ertesi gün sabah erkenden kalkıp Eşrefiye'ye gittim. Eşrefiye'de de şiddetli çatışmalar yaşanıyordu. Özellikle Siryan ile Eşrefiye arasındaki Birinci Dörtyol ve Eşrefiye PTT'si yakınlarında çatışmalar şiddetlenmiş bir şekilde devam ediyordu. Eşrefiye'nin de Şêx Meqsûd'dan çok fazla bir farkı yoktu. Devlet güçlerinin saldırıları Eşrefiye'yi de Şêx Meqsûd gibi etkilemişti. Ama az da olsa insanlar hala vardı. Evlerini götürmeyenler, göç etmeyenler hala vardı. İki gün önceki bir çatışmada kubbesi delinmiş, minaresinin tepesi uçurulmuş Selahattin Camisi'nin yakınlarındaki bir fırının önünde ekmek kuyruğuna giren insanlar vardı. Kuyruğun dışında duran 50 yaşında dört çocuk babası Efrînli Ahmet Bilal ile sohbet etmek istedim.
Kuşatmaya alınmıştık...
Ahmet Bilal koşullar ne olursa olsun göç etmeyeceğinin kararlılığını bildirdikten sonra halkın neden göç ettiğini şu sözlerle anlattı: "Halep'teki Kürt mahalleleri Şêx Meqsûd ve Eşrefiye'de dışarıda çok fazla neler olduğu bilinmiyor. O yüzden halkın göç etmesine de fazla anlam verilmiyor. Altı aydır burada kuşatma altındayız. Kent merkezine giden bütün yollar kapatıldı devlet güçleri tarafından. Kent merkezine giden yollara hakim binalara keskin nişancılar yerleştirilmiş mahalleden çıkanları vuruyorlar. O yüzden altı aydır bu mahallelerden kent merkezine gidip gelen olmamıştır. Bize sadece Efrîn'e giden Kestello denilen yol açık bırakılmıştır. Bu da şu anlama geliyor; Efrîn'e gidebilirsiniz sadece, bizim şehrimizin merkezine giremezsiniz. Burada yaşayan halkın ihtiyaçlarını, yiyecek içeceklerini köylerden sağlıyoruz altı aydır. Diğer bir şey altı aydır elektrik görmedik. Devlet elektriklerle birlikte altı aydır telefonlarımızı da kesmiş. Suyumuz akmıyor. İnsanlar bu koşullar altında nasıl yaşasın ki? Ama buna rağmen halk direndi, evlerini bırakmadı. En son artık tümden göçertmenin yolu olarak rastgele tankla, toplarla, havanlarla vurma taktiğini denedi. Bu taktiği de tuttu. Yani demek istediğim devletin Kürt mahallelerini boşaltma gibi özel bir planı var ve bunu son altı ayda adım adım pratikleştirdi. Halkın göç etmesinin nedenleri bunlardır."
Mezarlık yolu kapalı
Ahmet Bilal, Eşrefiye'nin Kürt mahallesi olduğunu ancak özellikle Halep'te savaşın başlamasından sonra çok sayıda Arap, Türkmen ailenin geldiğini, üstelik yerleşik Arapların da olduğunu söyledi. Yanına çağırdığı komşusu Muhammed Ebu Ruda'yı gösteren Bilal, "Bu da benim Arap komşumdur ve Halep'in yerlisidir" dedi. Yaşadıkları kuşatmanın en acı yanının, şu an mezarlıklarına dahi gidip gelecek yollun da kapatılması olduğunu belirten Bilal, şunları söyledi: "Şimdi bizden ya da mahallemizde herhangi bir ölürse gömecek yer bulamayız. İki ay önce Selahattin Camisi tam bir Cuma namazı saatinde bombalandı. İçinde imamı ile birlikte onlarca insan öldü. Diğer ölülerin sahipleri cenazelerini alıp köylerine götürüp gömdüler. Ama mezarlık yolu kapalı olduğu için imamı caminin içinde gömdük. Şimdi mezarı orada. Yani şimdi bile bizden herhangi birisi ölürse gömecek bir yerimiz yok. Ya öldüğü yerde sokak ortasında gömeriz yada bize açık bırakılan tek yol olan Kestello yolundan köyümüze götürüp gömeriz. Yaşadığımız gerçek budur."
Sokakta çay yapan çocuklar
Çocuk her yerde çocuktur. Eşrefiye'nin çatışmalardır biraz uzak sokaklarında dolaşırken mahallede çok az sayıda kalan bazı çocukları gördüm. Tank, top, havan hiç umurlarında değildi bazılarının. Çünkü onlar oyuncaklarına ve oyunlarına dalmışlardı. Bazıları da yaşları küçük olmasına rağmen tüp gazlarının olmamasından ötürü sokakta yaktıkları ateşte çay yapan ağabeyleri ve ablalarına ateşi gürleştirmek için yardım ediyorlardı. Dünyanın her yerinde olduğu gibi Halep'te de savaşın en ağır yükünü çeken kadın ve çocuklar olduğunu gördüm. Çünkü en çok onlar etkileniyor savaştan. Geçtiğim sokaklardan birinde bir kadın kapısının önünde oturmuş eline çenesinin altında tutarak ne olacak diye kara kara düşünüyordu. Arkasında ise beş altı yaşlarındaki oğlu oyuncaklarıyla oyununu oynamaya devam ediyordu.
Cebel Newroz Taburu
Biraz sokaklarda dolaşıp insanlarla sohbet ettikten sonra savaşın sürdüğü İkinci ve Birinci Dörtyol'daki çatışmaları yerinde görmek istedik. Bunun için o alanda çatışan Liva Cephet El Ekrat'ın merkezine gittik. Liva Cephet El Ekrat, ÖSO içinde yer alan bir güçtür. ÖSO'nin bölgedeki askeri meclisinde yerini alıyor. İçinde Kürtlerin, Arapların, Türkmenlerin olduğu bir güçtür. Koşullar ne olursa olsun silahlarını Kürtlerin, Türkmenlerin, özgürlüğü hak eden Arapların düşmanlarına doğrultacakları şiarıyla hareket eden bir güçtür. Komutanları bizi şu an savaşın en şiddetli bir şekilde sürdüğü Cebel Newroz Taburu'nun yanına götürebileceklerini söyledi. Siryan ile Eşrefiye arasında kalan Birinci Dörtyol ile Eşrefiye PTT'si yakınlarında bulunun devlet güçlerini çıkarmak için çatıştıkları yerdi. Çok geçmeden bizi cephenin en ileri noktasına kadar götürdüler. Duvarları delerek sokak aralarından geçerek çatışıyorlardı. Rejime karşı Suriye'de ezilenlerin tepkilerinin ortaklaşmasını onlarda somut bir şekilde gördüm. Tabur Komutanı 50'li yaşlarda Abdurrezak adında Bab'a bağlı Kaibe adındaki köydendi. 7 çocuk babasıydı. Oğlu, yeğenleriyle birlikte bu güç içinde yer alıyordu. Çatıştıkları yer Eşrefiye'nin batısıydı. Devlet güçleri çok acımasız yöneliyordu. Tank, top, havanlarla çatışma alanını vuruyordu. Uçaklar üzerlerinden durmadan alçak uçuş yapıyordu. Yaklaşık üç saat iç içe geçen sokak çatışmalarını sıfır noktadan izledikten Abdurrezak, durumun ciddileştiğini belirterek, oradan çıkmamız gerektiğini söyledi. Bizi alandan çıkardı. Geri çatışma bölgesine döndükten yaklaşık yarım saat kadar sonra keskin nişancılar tarafından vurulduğu haberini aldık. Kendisinden on dakika sonra da Mahmut adındaki yeğeni de vurulmuştu.
Liva Cephet El Ekrat'ın Cebel Newroz Taburu'nun çatıştığı alanda bir gerçeği daha fark ettim. O da şimdi Kürt mahallelerine yönelik saldırı gerçekleştiren devlet güçlerinin asker olmadığı gerçeğiydi. Ona bağlı paramiliter güçlerin bu saldırıları gerçekleştirdiğini orada gözlerimle gördüm. Baas rejimi bu çete güçlerini en ön saflara mevzilendirmiş, resmi askerlerini de onların arkasındaki bir hata çekmiş durumda...
Artık ikndi vakti olmuştu. İki gündü sıcak çatışmaların olduğu Doğu Şêx Meqsûd ile Doğu Eşrefiye'deki sıcak çatışmaları yerinde izlemiştim. Rejimin çekildiği yeri viraneye çevirdiği gerçeğini gözlerimle gördüm. İnsanların acılarına tanıklık ettim.
Evet burası ne Gazze, ne Batı Şeria ne de Lübnan'dı. Yakılıp yıkılan, insanları göçertilen Halep'teki Kürt mahalleleri Şêx Meqsûd ve Eşrefiyeydi.
Çatışmalar hala sürüyor. Kalan halk da göç etmeye devam ediyor. Çünkü rastgele top, havan ve tank mermileri gelmeye devam ediyor.
SEYİT EVRAN / HALEP