Neredeyse tüm sol dergi ve gazeteler, 12 Eylül öncesinde onbinlere varan tirajlara sahipti. Yayınevlerinin kitapları da 5 ya da 10 bin adet basardı. Pek satmaz denilen 5 bin adet ve satar denilenin ilk baskısı 10 bin adetti. Nitekim satacağı umulan kitabın, daha sonra birçok kez baskısı daha yapılırdı.
Reel sosyalizmin çöküşünden sonra, solda hem kitap, hem de dergi tirajları dramatik olarak düşmeye başladı. Bugün solda yayın yapan yayınevleri, kitaplarının ilk baskılarını bin adet basıyorlar. Kitap ilgi görürse, ikinci baskılardan itibaren bu tiraj, iki bine ulaşabiliyor ama kumar oynamak istemeyen yayınevi, ikinci baskıyı da bin adet yapmayı tercih ediyor.
Haftalık ve aylık sol dergi ve gazetelerde de böylesi tirajlar söz konusu. Binden fazla bastığını ve sattığını söyleyen bir aylık dergi varsa, sevinçten zıp zıp zıplayabilirim, onların yerine. Kitaplar, kitabevlerinde satılıyor. Ancak onların da, çok satan popüler kitaplar yüzünden raf ömrü ya çok kısa oluyor ya da hiç olmuyor. Bu yüzden, kendi kitabevi olmayan yayınevinin vay haline!
Aylık dergi ve haftalık gazetelerimizi, son 5-10 yıl öncesine kadar bayilerde satabiliyorduk. Ancak Türkiye çapında dağıtım yapan iki dağıtım şirketi, getirdikleri şartlarla, bayilerde sol dergi ve haftalık gazetelerin yer almasını fiilen engelledi. Yoksa, dağıtım şirketi, "ben bu derginin çizgisini beğenmedim, o nedenle dağıtmayacağım" diyemiyor. Çünkü bunu engelleyen bir yasa var.
Engelleme şöyle yapılıyor: Öncelikle, ben bin adet dergi bastım, bunu dağıt diyemiyorsunuz. Diyorlar ki, binlerce bayi var. Bu rakam, İstanbul'a bile yetmez. Dağıtım şirketi, sizden -örneğin- en az 10 bin dergi istiyor. Peki, deyip, 10 bin dergi götürüyorsunuz. O zaman karşınıza yeni bir engel geliyor. Diyorlar ki, ''Böylesi dergiler satmıyor. O nedenle, en az yarısını satmış gibi, payıma düşen parayı peşin isterim.'' Fiyatı 10 lira olan derginin 5 bin tanesi 50 bin lira eder. Böylece dağıtıma peşinen 50 bin liranın yüzde 40 dağıtım payını peşin yatırmanız gerekiyor. Yani 20 bin lirayı sizden peşin alıyor. Durun daha bitmedi!
Boynunuzu büküp, 20 bin lirayı peşin verirseniz; bu kez de iade konusu gündeme geliyor. Yine diyorlar ki, ''Bu dergilerin pek satmadığını biliyoruz. Bayilerin iade edeceği dergiler için kamyonlarımız çalışacak. İade hamaliyesine de peşin almalıyız. Çünkü birçok derginin ikinci sayısı çıkmayabiliyor ve sahipleri iadeyi almaya gelmiyor. Onun için iade hamaliyesi olarak, şu kadar parayı peşin istiyoruz.'' Bu rakamın da, genelde peşin alınan 20 bin lirayı bulduğu oluyor. Yani ne kadar satacağını tahmin edemediğiniz bir dergi için matbaa masrafına yakın parayı, dağıtım şirketine peşin yatırmanız gerekir.
Sonra, sonra dergileriniz dağıtım şirketinin insafına kalacak şekilde dağıtılıyor. Teoride hangi şehre ne kadar gideceğini ve hatta hangi bayilere gitmesinin planlamasını, dağıtım şirketiyle birlikte yapabilirsiniz. Ancak önce söz konusu il ve ilçedeki başbayiinin, sonra gittiği yerdeki bayiinin insafında derginiz satılıyor. Bayilerin büyük bölümünün de muhafazakar esnaf olduğunu unutmayalım. Bırakın dergileri standa koymayı, olsa bile, soran okura, yok diyebiliyor. Çünkü bir-iki kere olduğu gibi iade ettiğinde, yeni sayının oraya gelmesini engellemiş oluyor.
Bu nedenle, sol dergi ve gazeteler, artık söz konusu şehirdeki birkaç kitabevinde satılabiliyor. Ne yalan söyleyeyim: Onlar bu işi ''lütfen'' yapıyorlar. Onlar da kendilerini, ''Birkaç dergi için pek çok muhasebe işlemi yapmak zorunda kalıyoruz'' diye savunuyorlar. Oysa dergileri getirenler de, iadesini alanlar da, dergi çalışanları. Ama her ay, bunun hesabını tutmak da kolay değil galiba!
Şimdi... Ben bütün bunları neden yazdım? Yukarıda anlattığım yöntemle, son 5-10 yıldır, bayilerden satışı fiilen engellenmiş olan dergi ve gazetelerin, bayilerden alınmasını istemiş Adalet Bakanlığı. Cezaevlerindeki tutsakların bu dergilere abone olmasını, aileleri tarafından gönderilmesini de kabul etmiyor. ''Bayilerden satın alın'' diyor. Ama bayilerde satılamıyor ki! Bu durumu tespit edip, içeridekileri aylık dergisiz, haftalık gazetesiz bırakmak isteyenlere, ben ne diyeceğimi bilemiyorum doğrusu!